İSTANBUL NEDEN DOLDURULUYOR, ANADOLU NEDEN BOŞALTILIYOR?

Abone Ol

Yirmi yıl önce İstanbul un nüfusu henüz 7 milyondu.  O vakitler Refah Partili Belediye Başkanı

Tayyip Erdoğan, İstanbul un daha fazla göçü kaldıramayacağını söylüyor

İstanbul a kurulan her yeni yerleşim yerinin şehre ve

ülkemize ihanet anlamına geldiğini anlatıyordu.

Hatta göçü durdurabilmek için merkezi idareden İstanbul a

vize uygulamasını bile isteyebiliyordu.

Erdoğan, o yıllarda orman arazisini kendi mülkleri gibi

kullanan güç odaklarıyla mücadele ediyor Şehrin böğrüne böğrüne saplanan

Gökkafes gibi yapıların yıkılması için mahkeme mahkeme geziyor...

O müthiş yorumuyla İstanbul un güzelliklerini anlatan

şiirler okuyordu.  Bütün bunlar olurken

Refah Partililer de belediyenin gönüllü ordusu gibi çalışıyordu.

Kimisi, İETT zarar etmesin diye otobüse birkaç bilet

birden atıyor, kimisi de aman başkanımıza laf gelmesin diye sokaklarda çöp

topluyordu.

Doğrusu Erdoğan ı Erdoğan yapan zamanlar da, işte o

zamanlardı. 

Sonra İstanbul u gözü gibi kollayan Belediye Başkanı

Erdoğan gitti, onun yerine on üç yıldır ülkemizin en önemli siyasi aktörü olan

Erdoğan geldi.  Galiba ne olduysa da

ondan sonra oldu.  İstanbullular Gökkafes

gibi yapılarla çok daha güçlü şekilde mücadele edileceğini sanırken, on üç

yılın ardından şehrin her yanı Gökkafesi aratan, İstanbul un kadim silüetini

bozan ucubelerle doldu.  Yeni Türkiye nin

lideri olan Erdoğan ise, belediye başkanı Erdoğan ın aksine o ucubelerin

sahiplerine küsmekten öteye gidemedi.

Peki, neden böyle oldu

Acaba ne değişti

Neden Türkiye nin yüzölçümü bakımından en küçük

şehirlerinden biri olan İstanbul a, yeni yeni uydu kentler yapıldı

Neden şehrin can damarlarını yok eden yeni yeni çılgın

projeler uyduruldu

Neden ülke nüfusunun beşte biri bu daracık alana

hapsedildi

Neden insan hayatını anlamlandıran, çevreye ve doğaya

uyumlu bir şehircilik anlayışı geliştirilemedi

Oysa tıpkı Belediye Başkanı Erdoğan ın söylediği gibi,

İstanbul un 7 milyonluk nüfusu bile kapasitesinin çok çok üzerindeydi.

7 milyonluk şehrin su sorununun çözülebilmesi için,

Trakya yı besleyen Istranca ormanlarından su çekmek zorunda kalan kendisiydi.

Yani batıdaki su kaynakları çoktan tüketilmişti. 

Barajların yüzde yüz dolu olması bile İstanbul un en

fazla bir yıllık suyu olduğu anlamına geliyordu.

Fakat göçün ve nüfus artışının önüne bir türlü

geçilemedi.

Hatta yanlış politikalarla ve hatalı şehircilik

anlayışıyla söz konusu göç çok daha şiddetlendi.

Ve İstanbul bugün olduğu haliyle 15 milyonluk koca bir

köy haline getirildi. Mesela o koca köyün sadece trafik sorununun halledilmesi

için bile her yıl milyarlarca lira harcanıyor, fakat sorun yine de çözülemiyor.

İstanbullular bilir, çözülmek şöyle dursun, trafik

problemi de katlanarak artıyor. Üstelik batıdaki su kaynakları tükendiği için,

şimdilerde her yaz bir de doğudaki Melen ırmağından da su çekiliyor.

Halbuki o Melen Çayı nın beslemesi gereken dört şehir

daha var.

Sakarya, Kocaeli, Bolu ve Düzce havzaları da aynı Melen

ırmağının suyuna muhtaç. Yani yirmi yıl öncesinin Belediye Başkanı olan Tayyip

Erdoğan haklı çıktı.

İstanbul un 7 milyonluk nüfusunu arttıracak her proje bu

şehre ve ülkemize ihanet anlamına geliyordu.

Yeni yeni uydu kentlerle, hesapsız kitapsız çılgın

projelerle, 2023 te 25 milyonluk mega köy haline getirilmek istenen İstanbul un

halini varın siz hayal edin. Ya da o mega köy doldurulurken, boşaltılan Anadolu

topraklarının kimler için hazırlandığını da varın siz düşünün. 

VARLIĞIMIZ

BANKALARA ARMAĞAN OLSUN!

Ayrıca İstanbul un gayrimenkul sektöründe de fiyatlar balon

gibi şişiriliyor.

Banka kredisi olmadan ev almak mümkün olmadığı için,

mevcut fiyatların hepsi sanal. 

İstanbul da konut fiyatları öylesine uçuk ki, kutu gibi

bir daireye vereceğiniz parayla, Amerika nın birçok eyaletinde dört başı mamur

bir villa satın alabiliyorsunuz. Böyle giderse bu balonun patlaması da

yakındır. Daha birkaç yıl evvel mortgage krizinin ardından Detroit te 100

dolara satılan malikâneleri hiçbirimiz unutmadık.  Yani orta halli İstanbulluya biçilen deli

gömleği işte böyle bir şey.  Bu mega

köyde hayatın boyunca bir ev ve bir araba için yaşayacaksın. Eğer sağlıklıysan

35-40 lı yaşlarda, on ya da on beş yıllık kredi alarak ev borcuna gireceksin.

Arabasız olmaz tabii. Hem borç yiğidin kamçısı ya! Araba

için de yine bankanın kapısını çalacaksın. Ayrıca beş yılda bir modelini

yükseltmezsen de yolda kalırsın. Sonra da hayatın boyunca bankalara çalışıp,

bir ev ve bir araba karşılığında hayırlısıyla öleceksin.

Hastanelere falan düşmeden ölürsen ne âlâ!

Hem sigorta sistemine yük olmadığın için devletin sana

minnettar olur, hem de zahmete sokmadığın çoluk çocuğun arkandan hayır dua

eder. Açlık sınırının biraz üzerinde yaşayan orta halli bir İstanbullunun

hikâyesi işte budur.

Ay sonunu getirebilmek için her gün çay simit hesabı

yapmak zorunda kalan

Bırakın ev sahibi olabilmeyi, gecekondu mahallesindeki

barakadan bozma evinin kirasını bile ödeyemeyen, ortanın altındaki milyonları

ise anlatmaya kelimeler kifayet etmez.

Onlar zaten her gün ölümle kalım arasındaki ince çizgide

raks ediyorlar. Onlar zaten her gün hepimize yaşamak dersi veriyorlar.

EY ÜST AKIL

NEREDESİN

Bir vakitler Almanya diye bir kâbusumuz vardı hatırlar

mısınız

Hani her taşı kaldırdığımızda altından Almanya çıkıyordu.

Hani her türlü şer ittifakının odağında Almanya vardı.

Hani Almanya nın Gezi Parkı eylemlerine sponsorluk

yaptığı günlerdi.

Hani PKK nın baş destekçisi Alman istihbaratıydı.

Hani üçüncü havaalanı inşaatını durdurmak isteyen de

Hani hükümetimizi devirmeye çalışan da

Böylece ülkemizin şahlanışını engelleyen de Almanya idi

O vakitler manşetlerde Almanya nın şeytanlıklarını okuyorduk. Ekranlardan ise

Almanya nın planlarını izliyorduk. Devletlü büyüklerimiz eyy üst akıl diye haykırıyordu her gün. Onların

her haykırışında bizler de gayri ihtiyari Almanları hatırlıyorduk.

Allah nazarlardan saklasın, işte o Almanya ile pek sıkı

fıkıyız şu sıralar.

Hatta öyle ki, Almanya Başbakanı Angela Merkel artık her

ay ülkemize teşrif ediyor.

Biz İncirlik Üssü kapatılsın diye çırpınıyoruz ama kaşla

göz arasında Almanlara da İncirlik ten üs verileceği konuşuluyor.

Sizin anlayacağınız İsrail e muhtacız, Amerika ile

stratejik ortağız, Almanlara da askeri üs hediye ediyoruz. Demem o ki şu

kahrolası şeytani üst akıl yine yalan oldu.