İstanbul - Kudüs (Gazze, Filistin, İsrail) - Mekke - 31

Abone Ol

Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…

GAZZE konusuna 29’uncu yazımızda farklı bir pencereden bakmaya başlamıştık…

“Holokost Endüstrisi” başlıklı yazı, “Yahudi” bir yazarın aynı isimdeki kitabından yola çıkarak yazılmış; ABD’li Yahudi akademisyen Prof. Dr. Norman Finkelstein…

Önceki yazıyı da okumanızı tavsiye edelim ve kaldığımız yerden devam edelim...

“Böylece Holokost, devasa bir kazanç kapısına dönüştürülürken, özellikle Almanya, kelimenin tam anlamıyla İsrail’in, Siyonizm’in ve Yahudilerin kölesi haline getirilmiş. Kitaptaki detaylar öylesine sarsıcı ki, İsrail’in Gazze’de uygulamakta olduğu soykırıma bugün Almanya’nın neden canhıraş destek verdiği net biçimde anlaşılıyor. Finkelstein, kitabın bu bölümünde oldukça zeki bir çıkarım da yapıyor: “Madem bugün Nazilerden kurtulduğunu iddia eden milyonlarca Yahudi var, o zaman demek ki Yahudilerin sistemli bir şekilde ve hedef gözetilerek yok edildiğini söylemek de mantıksız.”

Şu paragraf da ABD’nin ve mevcut dünya sisteminin bütün çelişkilerini gün yüzüne çıkarıyor: “ABD, yurtdışında işlenen suçları vurgulamak istediği zaman, genellikle Holokost anılarını gündeme getirir. Ancak ABD’nin Holokost’a ne zaman başvurduğu önemlidir. Kızıl Kmerlerin Kamboçya’daki kan banyoları, Afganistan’daki Sovyet işgali, Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi, Sırpların Bosna ve Kosova’daki etnik temizlikleri gibi, resmî düşmanların yaptıkları şeyler, Holokost’u gündeme getirir, ABD’nin suç ortağı olduğu durumlarda ise unutulur. Kızıl Kmerlerin Kamboçya’daki zulümlerinin ortaya çıktığı sıralarda, ABD destekli Endonezya hükümeti, Doğu Timor’da nüfusun üçte birini kılıçtan geçiriyordu. Doğu Timor soykırımı Holokost’la kıyaslanmadı, hatta haberlerde bile kendine yer bulamadı.”

Velhasıl, “Holokost Endüstrisi”, sadece bugünlerde değil, bütün zamanlarda el altında bulundurulması gereken rehber bir metin (kitap).”

Gazze konusuna bu son iki yazıda buraya kadar farklı bir pencereden baktık…

Bu genel bakıştan sonra tekrar “çare ve çözüm meselesine” yeniden odaklanalım ve haftalık “Adil Düzen” seminerlerimizde bir taraftan “Gazze” diğer taraftan “Yeni Anayasa” notlarımızdan istifade etmeye kaldığımız yerden devam edelim…

“Devletin merkezi yapısının bir beyin gibi bütün organlar ile sinir ve kan ağları şeklinde bağlanması gerekir. Tüm ülke ile ilgili alınması gereken kararlar, vücut organlarından akan bilgilerin işlenmesi sonucu merkezde alınır. Kararların aşağıdan yukarıya iç içe icmalar yani konsensüs ile merkeze gelmesi sonucu bütün ülke ile ilgili kararlar kanun hükmünde uygulanır. Merkez çevre unsurların katılmadığı bir kararı, uzlaşı olmayan bir kararı kanunlaştıramaz. Dolayısıyla “Adil Düzen” yapılanmasında hücresel bazda bucaklar vardır ama devlet bucak demek değildir. Devlet, bucakları birbirine, illere ve merkeze sinir ve damar ağları ile bağlayan ve kurumların görev ve sorumluluklarını tanımlayan, kurumlar arasındaki uyumu ve iş birliğini sağlayan, anayasal temel esaslar çerçevesinde hareket ettiren merkezi bir yapılanmadır. İnsan sadece hücreleri ile insan değildir, bütün sistemlerin entegrasyonu ile insandır. Bu entegrasyonu sağlayacak olan da merkezdir. Sinirler bütün vücudun bilgisini beyne taşımaktadır. Beyin de merkezi bir planlama yeri olarak vücut organlarına ihtiyaçları gidermesi için talimatlar göndermektedir. Bütün bucakları ilgilendiren kararlarda bu durum geçerli olmalıdır. Hz. Davut Peygamber de ekonomiyi böyle merkezileştirmiştir. Her bucak ve ilin kendi üretim ve ekonomisi ayrıdır ama Kudüs’te merkezi bir devletçilik anlayışı ile bağımsız ekonomileri birbirine entegre etmiştir. Bir il, ürettiği mısır veya buğday fazlasını Kudüs’e göndermiştir. Anadolu zeytin ve yağ üretmiş, fazlasını Kudüs’e göndermiştir. Diğer şehirlerdeki fazlaları ise olmayan yerlere taşıyacak altyapıyı kurmuştur. Devlet illerin, iller de bucakların birbiri ile bir ağ gibi bağlanması demektir. Birbirinden bağımsız olması demek değildir. Dolayısı ile merkez, “Adil Düzen” tanımındaki hücrenin genetik koduna müdahale etmez. Merkez hücre mekanizmasının işlemesini sağlar.”

(Devamı var)