İstanbul - Kudüs (Gazze, Filistin, İsrail) - Mekke - 28

Abone Ol

Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…

‘İstanbul-Kudüs-Mekke hattı’ insanlık tarihinin merkezi mesabesinde bir hat…

İnsanlığın çağımızda ‘sosyal tufan’ seviyesinde çözüm bekleyen sorunları var…

Hayatın ahlâkî-ilmî-iktisadî-idarî/siyasî 4 alandaki bu sorunların çözümü de var…

‘Adil Düzen’ dediğimiz bu ‘çare ve çözümleri’ yarım yüzyıldır anlatıp yazıyoruz…

7 Ekim 2023 tarihinden itibaren, bir taraftan Gazze konusunda yazılanları okuyor, diğer taraftan her gün en az hiç olmazsa bir yazı yazıyor ve özellikle “Adil Düzen açısından hem Gazze hem ülkelerde hem de bütün dünyada olması gereken çözümleri” yazıyorum. Çare ve çözümleri “İstanbul-Kudüs-Mekke hattı” açısından ele almaya başladığımdan beri ‘meseleye bir de bu açıdan bakıp yazan var mıdır’ diye de araştırıyorum…

Bu yazıyı yazdığım bugün (15.12.2023 Cuma), Yeni Şafak’tan Aydın Ünal böyle bir yazı yazmış, Meseleyi Doğu-Batı değerleri ve değerlendirmeleri açısından ele almış; son sözü şöyle: “Neyse ki Batı’nın yalan değer ve ilkeleri karşısında Doğu’nun merhameti var, insafı var. Batı’dan insana dair öğreneceğimiz hiçbir şey yok; duyacağımız cümle de kalmadı. HAMAS direnişiyle Batı’nın maskesini düşürürken Doğu’nun cevherini açığa çıkarıyor. İşte onun için kimse heveslenmesin. HAMAS bitmeyecek, bitiremeyecekler.”

Doğu-Batı anlayış farkı içerikli yazıdaki şu iki değerlendirme de çok önemli; ibret alarak okuyalım… Bir: “HAMAS’ın bir terör örgütü olmadığını, Filistin ve Gazze’nin bağımsızlığı için haklı, meşru bir müdafaa yaptığını, HAMAS eylem yapmasa bile İsrail’in yavaş ya da hızlı Filistin topraklarını işgal ettiğini, HAMAS’ın etkin olmadığı Batı Şeria’da hukuksuzluğun, vahşetin, hırsızlığın, işgalin, cinayet, katliam ve soykırımın sürdüğünü, Filistinlilere yaşam hakkı tanınmadığını, Filistinlilerin tek özgürlüğünün “ölüm şeklini seçmek” olduğunu, HAMAS’ın her eyleminin topraklarını, vatanını, en temel insan ve yaşam haklarını korumak için olduğunu ve daha nice gerekçeyi burada defalarca sıralamıştık.” İki: “‘Terörle mücadele ediyoruz’ diyerek 2,5 milyon insanın yaşadığı daracık bir kara parçasına 2 atom bombası gücünde mühimmat atılabilir mi? Ayrım gözetmeksizin bebekleri, çocukları, hastaneleri, okulları, ambulansları, doktorları, gazetecileri hedef almak meşru sayılabilir mi?”

Tekrar hatırlatıyorum: Her hafta iki “Adil Düzen Semineri” yapıyoruz, 7 Eylül’den beri de seminerlerde ana gündemimiz bir taraftan “Gazze” diğer taraftan “Yeni Anayasa”…

İşte o seminer notlarımızdan kaldığımız yerden istifade etmeye devam edelim…

“Hazreti Peygamber Medine’de siyasi bir boşluğun, kabileler arası yaşanan çekişmelerin vermiş olduğu fırsatı da değerlendirerek, Ensar-Muhacir yardımlaşmasından da güç alarak bütün etnik ve inanç sahipleri ile uzlaşıya varmıştır. Devlete giden yolda uzlaşı vardır, halktan yönetim için biat yani onay almak vardır. Hazreti Peygamberimizin bu mücadelesi gibi Erbakan Hocamız da hazırladığı anayasa uzlaşı teklifinin (25’inci yazımızda sözünü ettiğimiz 152 sayfalık “Anayasa Değişikliği Uzlaşma Teklifi”) bütün partilerce dolayısı ile bütün ulusça onay görmesi için çaba göstermiştir. Ekseriyet sistemi Türkiye’de temsiliyet noktasında yaşanan sıkıntıdır. Yoksa oy talep etmek, biat alarak görev ve sorumluluklar noktasında ve belirlenen hedefler noktasında halk ile uzlaşmaya çalışmak, Peygamberimizin devlete giden yolda izlediği süreçten çok farklı değildir. Sorun Meclis’te temsiliyetin adaletsiz olmasıdır. Ama yönetimde ve paylaşımdaki adaletsizliklerin giderilmesine, sistemin ıslahına imkân vardır. Adil Düzen’in karar alma mekanizmasının en adaletli olarak uygulanabileceği “yerinden yönetim” anlayışı, halkı temsil edecek olan uzmanlar, ilim insanları, dayanışma ortaklıkları sorumluları sistemi ile işlerlik kazanabilecektir. Temsildeki adaletsizlikler kanunlar yolu ile düzeltilebilecektir. Bucaktan itibaren temsili ve çoğulcu sistemin harekete geçirilebilmesi sağlanabilecektir. Bu da müminlerin gayreti ile olacaktır. Adil Düzen’i hâkim kılma çabasında olanlar ile bu sağlanabilecektir. Dolayısıyla halka tebliği imkânı, kurulan partiler ile uzlaşı zemini ve imkânı oluştuğu müddetçe Adil Düzen tesis edilebilir, yoksa Adil Düzen anayasal temel esasları oluşturulamaz...” (Devamı var)