İstanbul - Kudüs (Gazze, Filistin, İsrail) - Mekke – 24

Abone Ol

Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…

Gazze’deki benzersiz katliam ve soykırım başladığından beri özellikle “teşhis” ve yeri geldikçe “tedavi” yani “çözüm” olarak yapılması gerekenler içerikli kırk yazı yazdık…

Gazze’deki soykırım bütün dünyanın çok yönlü uyanışına ve eylemlerine vesile olmaya başladığı gibi insanlık âlemi son günlerde daha farklı tepkiler de göstermeye başladı…

Biz de bugünden itibaren daha farklı, daha doğrusu köklü ve kalıcı çözümlerimizi yazalım ki; insanlığın “sosyal tufan” seviyesindeki sorunlarının da çözümü olsun…

Bu köklü ve kalıcı çözümlerin ülkeler için “Adil Düzen”, bütün insanlık için “Adil Dünya düzeni” ile “Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası” olduğunu yazdık…

Haftalık genel “Adil Düzen” seminerlerimiz zaten devam ediyordu ama son haftalarda yani 7 Ekim’den beri her iki seminerimizde de ana gündem Gazze konusu olmaya başladı…

Nitekim İslam Medeniyeti Vakfı ana merkezimizin Üsküdar’daki binasında son on haftadan beri “Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası” üzerinde durduk ve özellikle 7 Ekim tarihinden itibaren de genel olarak Gazze konusunu da içerecek şekilde çalışmalar yaptık…

Diğer haftalık “Adil Düzen” seminerimizde özellikle son haftalarda önce “teşhis” sonra “tedavi” içerikli çalışmalar yapıyorken, 7 Ekim tarihinden itibaren bu seminerimiz de Gazze konusu merkezli olarak oluşmaya başladı ve halen de öyle devam ediyor…

Hikmet-i İlahi veya tevafuk diyelim, 1 Ekim Pazar günkü seminerimizin ana konusu “Adil Siyasi ve Hukuki Düzenin Temel Esasları; Erbakan Hocamızın Anayasa Değişikliği Uzlaşma Teklifi” oldu, bir hafta sonra da “Gazze konusu” gündem olmaya başladı…

O haftadan beri seminerimizde önce iki hafta bu konu üzerinde durduk, sonra detaylara geçtik, devamında da “İnsanlık Anayasası Açısından Dünyada Huzur ve Güvenliğin Sağlanması İçin Temel Esaslar” konusunun detayları üzerinde durduk… Sonraki beş hafta boyunca “Siyonizm’in Maddi Gücü Ele Geçirmesinin Tarihçesi ve Tahribatları” ve “Siyonizm’in Tahribatları ve Yapılması Gerekenler” ile “Adil Düzen Organizasyonlarını Tesis Ederek Batıl Siyonist Düzenden Kuruluş” konuları üzerinde durduk…

Bu vesileyle bir kere daha hatırlatalım: “İnsanlığın çağımızda sosyal tufan seviyesinde çözüm bekleyen sorunları var, sosyal hayatımızın ahlâkî-ilmî-iktisadî-idarî/siyasî dört alanındaki bu sorunların çözümü var”; biz, “Adil Düzen” dediğimiz bu “çare ve çözümleri” yarım yüzyıldan beri üretiyor, yazıyor, anlatıyor, kooperatiflerimizde kendi aramızda uyguluyoruz ve yaptıklarımızı veya yapabildiklerimizi öneriyoruz...

Önümüzdeki birkaç gün de işte bu çare ve çözümlerimiz üzerinde duralım…

Yönetim sistemini ıslah edebilmek için gerekli mücadelenin verilmesi gerekiyor…

Dolayısıyla gerekli imkânları oluşturma ya da var olan imkânlara doğru yönelme, mevcut imkânları da en verimli şekilde kullanma çalışmalarının yapılması gerekiyor...

Peygamberimiz ile ashabı, Mekke ve Medine dönemlerinde, bu gibi durumlarda neyin nasıl ne zaman yapmak gerektiğinin örneklerini apaçık göstermişlerdir…

Müminlere gösterilen yol, yordam, örnek yani Adil Düzen yönetimini tesis etme imkânı var ise kullanmak gerektiği, yok ise bu imkâna oluşturmaları gerektiği anlaşılmaktadır...

Müminlere emredilen cihat ayetlerinin, salih amel ile ilgili ayetlerin, Peygamberimizin sünneti ile çok yönlü olarak ne şekilde açıklığa kavuştuğunu çok iyi anlamak gerekmekte...

En azından tebliğ imkânının olduğu yerde yönetim için de yetkiyi halktan alma ve yönetimi ıslah etme imkânı doğar. Mekke döneminde bu imkân olmadı, olamadı. Devamında önce Habeşistan sonra Medine hicretleri gerçekleşti; her ikisi de örnek alınası hicretlerdir...

Öyle anlaşılıyor ki, yönetimde ıslah imkânı yoksa tebliğ imkânı da yoktur. Bundan dolayı tebliğ ve ıslah imkânının oluştuğu yere doğru yönelmek, hicret etmek emredilmiştir. Nitekim bağımsız bir devlet yapısının inşa edilebildiği, ele geçirilen yerlerin yönetimlerinin de ıslah edilebileceği mekân da güvenliklerinin sağlandığı ama bağımsız bir devletin inşası ve ıslahı imkânının olmadığı Habeşistan’dan ziyade Medine’de bulunabilmiştir... (Devamı var)