İstanbul Kanalı’nda millî irade yok

Abone Ol

EN az 15 yıldır İstanbul Kanalı’nı konuşuyoruz. İstanbul’un sınırları sabit olmasına rağmen, çok hızlı göç alan bir şehrimiz. Deprem, “Geliyorum” diyor. Müsilaj sorunu insanın uykusunu kaçıracak düzeyde. Bütün bunlar dururken, sorunların içine bir de İstanbul Kanalı’nı ekleme “inadı” insana, “İstanbul’a garazınız mı var?” dedirtiyor. Geçmişte kanal yapımına şiddetle karşı olanların, bugün savunur duruma gelmesi, rantiye amaçlı kapitalist yağmacı bir zihniyetin varlığını düşündürüyor.

26 Haziran’da, İstanbul Kanalı’nın 6 köprüsünden biri olarak düşünülen Sazlıdere Köprüsü’nün temel atma töreninde yaşananlar konuyu yeni boyutlara taşıdı. Bazı muhalefet partileri, hükümetin gidici olduğunu, İstanbul Kanalı’yla ilgili, “ihaleye girip projeyi üstlenecek firmalara, kendi iktidarlarında paralarını ödemeyeceklerini” hatırlattılar.

Temel atma töreninde konuşan AKP Genel Başkanı da, “Boş konuşuyorlar. Tahkim yoluyla bu parayı ‘söke söke’ alırlar” sözünü etti. Hayret! Kuru “inat” insanı ne hale getiriyor, değil mi?

Bu sözde, pek çok üslûp yanlışı var. Önce, hükümetin muhalefet, bilim insanları, İBŞ Belediye Başkanı ile iletişime geçmemesi lâfı çoğaltıyor. Birbiriyle medya ve ekranlar aracılığıyla konuşuyorlar. Yüz yüze görüşme imkânı varken, meydandan meydana salvolar da ne oluyor? Aylarca, Biden’la görüşmek için telefon gözleyen siz değil misiniz?

Birbiriyle yüz yüze görüşme becerisini gösteremeyenler, milletimizi uluslararası güçlerle tehdit etme noktasına geldiler. “Tahkim yoluyla bu parayı ‘söke söke’ alırlar” sözü bunun ifadesi! 

TİKSİNDİRİCİ ÜSLÛP

AKP zihniyetinin söylemlerine dikkat ediyor musunuz? Bazen o kadar itici, kaba, hatta yer yer utanç verici oluyorlar ki! Yabancıların Türkiye’den para alma yöntemini anlatırken, “söke söke” ifadesinden başka bir cümle bulamadınız mı? Meselâ, “Buna fırsat vermeyiz” gibi bir cümle kurmak çok mu zor?

Yine, AKP Mersin Milletvekili Zeynep Gül Yılmaz’ın 8 Nisan’da TBMM’de yaptığı şu kaba konuşma üslûbunu bir hanıma bir türlü yakıştıramamışımdır: “‘Bağırta bağırta’ Akdeniz Belediyesi’ni aldık; ‘kanırta kanırta’ köşe başlarını tuttuğunuz büyükşehri de alacağız.” Nasıl bir güç gösterisidir bu! “Acıtmadan tüylerini yolmak” sözünü duymuştum da; böylesini ilk defa duyuyorum. Daha insaflı, daha vicdanlı bir cümle bulamadınız mı?

İktidarıyla, muhalefetiyle yöneticilerimiz, birbirine karşı centilmence davranmayı ne zaman öğrenecekler? Karşınızdakiler birlikte yaşadığınız, Türkiye’yi “birlikte” yönettiğiniz insanlar! Hiçbiri başka bir ülkeye gitmeyecek! Tatlı bir hizmet yarışı varken, bu “düşmanca” üslûp da neyin nesi? Saadet Partisi’nin birleştirici, kaynaştırıcı, kucaklayıcı, uzlaştırıcı, yapıcı, kardeşçe üslûbunu görmüyor musunuz?

Türkiye, bir hukuk devleti! Kanun ve yönetmelikleri var. Yüzyıllar öncesine uzanan kadim bir devlet geleneğimiz mevcut. Yabancılara karşı kibar, sevecen, güler yüzlü olabilirken; birbirinize karşı bu abus surat da ne oluyor? Hayır! Hayır! Bu yönetim tarzı bize ait değil. Yöneticiler Türkiye’yi bir aile olarak görüp birbirlerine karşı aile fertleri gibi davranmalıdır.

DÜN ÖYLE; BUGÜN BÖYLE

İSTANBUL Kanalı’yla ilgili, dün ve bugün farklı sözler edenlerin tutarsızlığı acınası durumda. AKP Genel Başkanı, geçmişte “Türkiye’ye faydası yok” diyordu. AKP Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, AKP’ye girmeden önce İstanbul Kanalı’na büyük tepki göstermişti: “Hiç kimsenin İstanbul’un yapısını bozmaya hakkı yok. Her şeye ticarî gözle bakıyorlar. Montrö Antlaşması altüst olur. İstanbul Boğazı’nın yapısı bozulur. Karadeniz kıyısında 5-6 ülke hak iddia etmeye başlar.”

Acı gerçekler dururken, İstanbul Kanalı’nı “Geleceği kurtarma projesi” olarak görmek öylesine sırıtıyor ki! Demirel ve Özal’ın başdanışmanlığını yapan ESAM Yönetim Kurulu Üyesi Ertan Yülek, İstanbul Kanalı’nı dünyadaki örnekleriyle karşılaştırdı. Stratejik, ekonomik, teknik, çevre açısından inceleyerek bir dosya hazırladı. İstanbul ve Türkiye’ye fayda ve avantaj sağlamayacağı sonucuna ulaştı.

Ertan Yülek’in bulguları şunlar: “Çevreyi tahrip edecek. Su kaynaklarına büyük zarar verecek. Tarımsal alanlar yok olacak. İstanbul depremini tetikleyecek. İstanbul’a telafisi imkânsız zararlar açacak.”

Sayın Erdoğan İBŞ başkanıyken, şehrin nüfusunun çokluğundan yakınarak, “İstanbul’a vizeyle girilmeli” diyordu. Şimdi 42 km’lik İstanbul Kanalı’nın çevresini iskâna açarak İstanbul’a iki şehir daha eklemeye çalışıyor. Böyle gecenin sabahı hayrolur mu?

Bu yazı, “yapılsın”, “yapılmasın” düşüncesiyle değil; milletimizin geleceğini ilgilendiren böylesine önemli bir konuyu iktidar-muhalefet müzakere ederek birlikte karar versinler, amacıyla yazılmıştır. Fikir müzakeresi için bir araya gelmekten niçin korkuyorsunuz?