Yaşadığımız İstanbul ile yüzlerce Yeşilçam filmine doğal mekân görevi görmüş o eski İstanbul‘un birbirinden çok farklı olduğunu söyleyen Yeşilçam‘ın senarist yönetmenlerinden Safa Önal, "Bunun o eski İstanbul‘u görmüş, onu yaşamış, ondan ilham almış ve sinemasında baş köşeye koymuş kendisi gibi insanlar için hüzün sebebi olduğunu" söyledi.
Türk Sineması‘nın usta senarist ve yönetmenlerinden Safa Önal, "Sinema, Edebiyat İlişkileri ve İstanbul" konulu söyleşiyle Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi‘nde bilgi birikimini ve anılarını izleyenlerle paylaştı. Maddi ve teknik imkânsızlıklara karşın her yıl onlarca filmin çekildiği Yeşilçam‘ın unutulmaz yıllarına damga vuran Safa Önal, Türk sinemasında bir ekol oluşturan senaristliğe başlamadan önce, henüz on dokuz yaşındayken Türkiye‘nin o dönemdeki en önemli edebiyat dergisinde öykülerinin yayınlanmaya başladığını ve yazarlık hayatının dönüm noktasının Türk edebiyatının çınarlarından Peyami Safa ile tanışması ile başladığını söyledi.
Peyami Safa‘nın kendi yazın hayatı ve Türk edebiyatı için ne kadar önemli olduğunu vurgulayan Önal, "Bu yaşıma kadar ülkemize bir çok eserler kazandırdım, Türkiye‘nin birçok yerinde dersler ve konferanslar verdim. Beni dinleyenlere ‘edebiyatımızdan kimleri takip ediyorsunuz, hangi yazarları okudunuz?‘ sorularını yönelttiğimde ne yazık ki cevaplarını tam olarak alamadım." dedi.
Bugün Türkiye‘nin geldiği son derece kısır, dar ve son derece küçülmüş bir daire içinde, televizyonlardaki dizilerde, programlarda ya da günlük konuşmalarda çok kolaya kaçan, kendilerini zorlamadan konuşma merakı içinde olanlarla karşı karşıya olduğumuzdan yakınan Safa Önal, bu tespitlerini "Benim dilim bir imparatorluk dilidir. Yaklaşık 2800 yıllık bir geçmişi vardır. Dilimiz son derece zengin, son derce ışıltılı ve çok zengin anlamlara gelen kelimeleri barındıran bir dildir ve bu dili edebiyatla, sinemayla, basınla yani hayatın her alanında yaşatmak görevimizdir. Bu zengin dilin yaşatılması gerekir. Çünkü dil bizim kimliğimdir ve bizi geleceğe götüren araçtır." dedi
Özellikle son dönem edebiyatına ve sinemasına yapıcı eleştiriler yönelten Önal, "Bizlere akıl hocalığı yapmaya çalışanlar içinde sürekli aynı kelimelerin pususuna düşen, çapaklı, sık sık aynı kelimeleri tekrarlayanlar var, onları dinlemiyorum artık. Bu konuda en büyük görev öğretmenlerimize düşüyor. Derdinizi anlatabilmeniz için konuşmanız gerekir, dilden başka bir aracınız yok. Bu yüzden özellikle edebiyat öğretmenlerimiz bizim insanımıza, gençlerimize çok uzak olan okuma işini çözmeliler." sözleriyle, özellikle öğretmenlerimizin üstüne düşen büyük sorumluluğu hatırlattı.
Az kelimeyle konuşmanın sebebi merak etmemek
Bir ülkenin sinema diliyle bir milletin konuştuğu dilin zenginliğinin birbirine bağlı olduğunu söyleyen Safa Önal, genç sinemacı ve edebiyatçılardan kolaya kaçmamalarını istedi. "Sinema için edebiyat için, hayat için tüm duyguların içinde en dişil en doğurgan duygumuz merak etmektir. Merakı ortadan kaldırırsanız geriye hiç kalır. Bugün modern çağ insanı 200 kelimeyle konuşuyorsa, bunun sebebi merak etmemektir." Sözleriyle günümüz insanının her şeyi elinin altında hazır bulduğunu, bilgiye çok kolay ulaştığını, bu nedenle de merak duygusunun azaldığını sözlerine ekledi.
Yaşadığımız İstanbul ile yüzlerce Yeşilçam filmine doğal mekân görevi görmüş o eski İstanbul‘un birbirinden çok farklı olduğunu söyleyen Safa Önal, "Bunun artan insan ve iş yoğunluğu dolayısıyla normal olduğunu, ancak o eski İstanbul‘u görmüş, onu yaşamış, ondan ilham almış ve sinemasında baş köşeye koymuş kendisi gibi insanlar için hüzün sebebi olduğunu" söyledi.
Sinema, edebiyat ve İstanbul tutkunlarına bu birbirine çok yakışan üç imgeyi bir arada sunan söyleşi, Türk sinema tarihine adını yaldızlı harflerle yazdıran Safa Önal‘ın kendine has anlatımı ve güzel Türkçesiyle izleyenlere unutulmaz dakikalar yaşattı.