İstanbul Boğazı’nın sultanları

Abone Ol

Geçtiğimiz Pazar, 26 Eylül günü öylesine sıcaktı ki hava, misafirlerimin isteği olan gezinin konsepti, “Boğaz’ı bekleyenler” gereği bir gün önce Yuşa Tepesi ile Aziz Mahmut Efendi ziyaret edildi, ertesi gün program Yahya Efendi ve Telli Baba idi.

O gün fark ettim ki, aylar geçse de Avrupa yakasına inatla geçmemekteyim, o yorucu trafik ve bana ağır gelen havasından belki de. O gün bir gerçekle daha yüzleştim ki, henüz lisede okurken rahmetli annem ve komşularla toplanıp kırk küsur yıl önce ziyaret etmişiz Yahya Efendi’yi ve Telli Baba’yı. Kendi yakamda olduğu için Yuşa Tepesi ile daha fazla kanka olsak da Boğaz’ı bekleyen o iki mübareğe, bir gençliğin başında git, bir de yaşlılığın başında, şaştım doğrusu.

Fakat o gün gördüğüm, dehşet sıcak havada batı yakasına geçmemekte çok haklıymışım. Sarıyer’de büyük bir kalabalık denize girmekte, Emirgan’da kahvaltı mekânlarının önünde uzun kuyruklar oluşmuş, Bebek sahilinde karınca gibi yürüyüş yapan insanlar, yahu sizin mahallenizde de, uzak tepelerde de yürüyüş yolları var, mutlaka aynı yerde mi yürüyeceksiniz, açılın biraz, dağılın, nefes almak mümkün değildi.

O kalabalıkla iyice sıcak olan hava, daha fazla yakmakta idi.

Telli Baba’nın kim olduğu bilinmemekte, Fatih zamanında Osmanlı ordusunda imamlık görevinde bulunan, isminin “İmam Abdullah Efendi” olduğu yönünde kaynaklarda çok az bilgi bulunmakta. O gün çok üzüldüm, insanlar bu manevi sultanlara koşup gelmekteler fakat ne yazık ki gerekli saygıyı göstermemekteler, ellerindeki pet şişeleri, kâğıtları, çöpleri; Telli Baba’nın denizi seyreden yamacına atmışlar, kadınların namaz kıldığı mescit beş kişilik; insanlar uzun zaman birbirlerini beklemekte namaz için, bir sıra da abdesthanede, tuvalet bakımsız, fakat her yerde olduğu gibi yine camiye yardım köşesi aktifti, biraz da bakım ve temizlik konusu aktif olsa.

Fakat Yahya Efendi, olanca bakımlı, temiz, su yeşili zengin teşrifatı, dinlendirici mabed ve türbedeki huzur ile adeta karşısındaki Çırağan Sarayı, yanındaki Yıldız Sarayı ile yarıştığı bir huzur sarayı idi. Türbenin mimarı, Sinan’dır, sandukalarının üzerindeki ahşap ve sedef işlemeleri II. Abdülhamit’in kendi el yapıtıdır.

Yahya Efendi, 1494’te Trabzon’da doğar, annesi Afife Hatun, oğlu ile beraber, aynı günlerde doğan Kanuni’yi de emzirmiştir. Eğitimine Trabzon’da başlayan Yahya Efendi, İstanbul’a gelerek burada da çeşitli membalardan ders almıştır.

Sadece İslam dini hususunda değil, tıp, matematik ve geometri konularında da uzman olan Yahya Efendi, Sahn-ı Seman medresesinde öğretmenlik yapmıştır. Kanuni ile sütkardeş ve yakın arkadaş olan Yahya Efendi, bir ara sultana muhalif olmuş, Kanuni’nin oğlu Mustafa’yı boğdurması ve Mahidevran’ı sürgüne göndermesi ile arası açılmış, mektup yazıp Mahidevran’ın affını isteyen Yahya Efendi’ye çok kızan sultan, onu görevinden uzaklaştırmıştır.

Bunun üzerine Beşiktaş’ta aldığı bahçede, kendi eli ile yaptığı evinde inzivaya çekilir, zamanla bahçeye mescit, medrese, dergâh, hamam, han ve çeşme yaptırarak, küçük bir külliye oluşturur, burada ders vermeye başlar. Şiir ile ilgilenir, tam bir doğa dostudur, ağaçlar çiçekler, güller, nadide laleler yetiştirir. Şerif Hatun ile evli bulunan Yahya Efendi’nin iki oğlu olur. İşte bu mutlu aile hayatı da yansır, kendilerini ziyaret edenlerin yüreğine.

O halkın gözünde denizcilerin, balıkçıların piri idi, donanma sefere çıkmadan mutlaka duasını alır, vefatından sonra da türbesi hizasından denizden Fatihalarla selam gönderilirdi.

Dergâhı gayrimüslimlere de açıktı, münzeviler orada barınırlardı, cömertti, ikramı yedirmeyi severdi, bu yüzden pek çok gayrimüslim onun zarafetine, cömertliğine hayran olup Müslüman olmuşlardır, Rumlar ona “Hırsız Aziz” demişlerdir, kalplerini çaldığı için.

Hızır ile sık sık buluşan Yahya Efendi, İstanbul sultanlığı esnasında Hz. Yuşa’nın kabrini de keşfeder.

Budist rahibin mumyası bulunduğunda; “200 yıldır transta” diye haberler çıkmıştı, Yahya Efendi de zarafetini, cömertliğini, misafirperverliğini, ikramını 500 yıldır sürdürmekte ziyaretçilerine; gelenler ziyadesi ile huzura doymaktalar.