İstafıl olun!

Abone Ol

Ey Rabbü’l Âlemîni ve O’nun Son Elçisini [asm] tanımayan, tanımamakta ısrar eden insanlar! Bu dünyadaki rahatınız için çalıştırdığınız aklınızın bir kısmını da Allahu Azimüşşân’ı tanımak ve ölümün olmadığı Âhiret Yurdunda ebedî saadeti kazanmak için çalıştırın! Gökyüzüne bakın, yeryüzüne bakın, denizlere, nehirlere, dağlara, insanların simasına, her yerdeki harikulâde san’at eserlerine ve dolup taşan nimetlere bakın! San’ata bakıp Sâni’i görün! Ni’metlere bakıp Mün’im-i Hakikiyi tanıyın!

Sizi, bizi, bu kâinâtı, bu dünyanın arkasındaki gerçek âlemi yaratan Zât-ı Zülcelâl Vedûd’dur. Yani mahlukatını sever. Sevmiş, öyle yaratmış. Aynı zamanda bu mahlukatına verdiği hadsiz nimetlerle kendisini sevdirmek istemiş. Mahlukatını, yani sizi bizi Seven Rabbi tanımamakta nasıl ısrar edersiniz?

Ey münkir insanlar! Bu kâinatın Sâhibinin son mesajı olan Kur’ân-ı Kerim’i tanımamakta, Kur’an’ın hükümlerinin hâkimiyetine set çekmekte, bu İlâhî mesajı beşeriyete tebliğ eden Muhammedü’l Emîn’i [asm] dinlememekte ısrar mı ediyorsunuz, o halde ıstafıl olun! [ “Istafıl olmak”, “Istıfıl olmak”; Antep tâbirince “ne hali varsa görmek” demek. Ömer Asım Aksoy, Gaziantep Ağzı, c.3, s. 424]

Ey kendilerine Mü’min ve Müslim diyen, ancak bu şerefli sıfatların gereğini yerine getirmeyen gürûh! Sizler Ben-i İsrail gibi, “Semi’nâ ve asaynâ” mı diyorsunuz? Niçin bile bile dünya hayatını âhiret hayatına tercih ediyorsunuz? Niçin Ben-i İsrail’in “kitap yüklü eşeklere” benzeyen ulemâsı gibi hakkı ketmediyorsunuz? Niçin, para, mevki, makam, şan, şöhret karşılığında Allah’ın hükümlerini değiştirmeye ve bid’alar îcad etmeye kalkışıyorsunuz? Sizde para bol, şöhret, unvan o biçim… Bırakınız Müçtehid-i İzâmı ve Sahâbe-i Kiramı, Hazret-i Peygamber [asm] gelse, onunla bile münazara etmeye yeltenecek kadar küstahlaşmışsınız. İslâm’ın hükümlerinin yüzde 90’ı “taabbüdî” yüzde 10’u “Ma’ku’lu’l ma’nâ”dır. Siz, “Rabbimiz ne emretmişse, Resûlullah [asm] ne bildirmişse baş göz üstüne!” demeyi terk etmişsiniz, “küllî Akıl” yanında bir zerre kadar olmayan o fındık kadar aklınızla İlâhî hükümleri eğip bükmeye çalışıyorsunuz. Siz bu tavrınızla Cehenneme hatap olmaya namzet olmuşsunuz. O halde ıstafıl olun! Ey ümerâi’s-sû’! Ey ulemâi’s-sû’! Ey mürtefîn-i’s-sû’! Sizler mevkiinize, şeytânî zekanıza, paranıza güvenerek, Allah’ın dinini eğip bükmeye, insanları “sırat-ı Müstakîm”den saptırmaya çalışıyorsunuz. Firavun, Nemrut, Şeddât, Bel’am, Kârun ve niceleri de sizlerin yaptığını yapmaya çalıştı. Ama hepsi de rezil oldu, zelil oldu. Bu dünyada gördükleri ve tattıkları bir şey değil. Onların bir de Cehennemdeki hallerini görün! Sizler Kur’an’ımızın ve Resûl-i Ekrem’in haber verdiği onların fecî âkıbetlerinden ders ve ibret almayıp İslâma seddü bend olmaya mı çalışıyorsunuz? O halde ıstafıl olun!.. Ey, Resûl-i Ekrem’in; “Benim Ümmetim 73 fırka” olacak diye haber verdiği, fırka fırka olmuş tâifeler! O 73 fırkadan 72’sinin “Cehennemlik” olduğunu düşünüp titreyin, ağlayın! “Fırkâ-i Nâciye” olan “Kur’ân’a ve Sünnete tâbi olmaya” bakın! Bir konu hakkında nizâ’a, yani ihtilafa düştüğünüzde; Allah’a ve Resûlullah’a, yani Kur’ân-ı Kerim’e ve Sünnet-i Seniyyeye bakın. Şeyhinizin, ağanızın, ümerânızın Kur’ân’a ve Hadise uymayan sözlerine, davranışlarına bakmayın! Yok, “Ağam bilir! Abim bilir! Şeyhim bilir!” diyorsanız, o büyük bildiğiniz küçüklerin, Kur’ân’a ve Sünnet-i Seniyyeye ters düşen hareketlerini tasvip etmeye devam ediyor ve aklınızı ağanızın cebine koymaya devam ediyorsanız, o halde sizler de ıstafıl olun! Yani ne haliniz varsa görün!

Madem benim gibi, Hakkın peşinde ve Hakkı söylemekten başka gâyesi olmayan garibanların sözlerine burun kıvırmaya devam ediyorsunuz, o halde ıstafıl olun! Son pişmanlık fayda vermez. Benden söylemesi.