“Virüs torpil tanımaz” başlıklı yazıma ismini vermeyen bir okuyucumdan yapılan yorumda, “İyi güzel demişsiniz de ülkenin temel sorunu işsizliği unutmuşsunuz. İşsizlik nedir bilir misiniz?” deniyordu. Ülkenin ana sorunlarının başında her gün artan işsizliğin geldiğini, hatta, özellikle genç işsizlerin sayısının yüzde 25’lere ulaşmış olduğunun da farkındayım. Bunun öncelikli sorumlusunun 17 senedir tek başına iktidar olan partiye ait olduğunu sanıyorum söylemeye gerek yok. Ancak, günümüzün ana sorunu koronavirüs salgını olup, her gün yüzün üzerinde insanımızın bu hastalıktan hayatını kaybediyor olması sebebiyle ister istemez bende ağırlıklı olarak bu konu üzerinde duruyorum. Özellikle de toplumun geniş bir kesiminde tedirginlik oluşturan, insan hayatı ile ilgili bir konu toplumun tüm kesimlerini tedirgin ederken diğer konuları öne çekmeyi doğru bulmuyorum. Bu tavrım bazen yanlış anlamalara da yol açabiliyor. Buna rağmen insanımızın çok önemli bir sorunu işsizlik olmasına rağmen, hayatı ilgilendiren salgın konusuna öncelik veriyorum. Bu tavrımı şu anda işi olmayan insanların yadırgamasını, eleştirmesini de anlamıyor değilim. Kaldı ki, her gün yazıları ile kamuoyunun önüne çıkan birisi olarak peşin olarak edep dâhilindeki her türlü eleştiriye açık olduğumu belirtmek isterim.
Bu izahın ardından işsizliğin ülkemizin sorunlarının başında geldiğini, bu husustaki düşüncelerimizi salgın öncesi günlerde sıkça dile getirdiğimi hatırlatmamda yarar var. Salgın öncesinde işsilerin oranının yüzde 13-14’lere ulaştığının, genç işsizlerin oranının ise yüzde 24-25’lere ulaştığı da bir gerçek idi. Bu sorun salgın ile daha da ileri boyutlara ulaştı. Ancak, tüm dünyayı tehdit eden salgın ister istemez tüm dikkatleri üzerine çevirdi. Hayatını kaybedenlerin sayısı her gün artarken bir takım siyasi tartışmalara yol açabilecek konulara girmeyi ileri tarihlere ertelemeyi tercih ediyorum. Çünkü şu anda millet olarak söz konusu salgından ülkemizin kurtulması için üzerimize düşeni yapma zamanı diye düşünüyorum. Salgın en az tahribatla ve en kısa zamanda hayatımızdan atıldığında elbette ülkemizin tüm sorunlarını dilimiz döndüğünce dile getirecek, çözümlerimizi sunacağız.
Ayrıca, ülkemizin salgın öncesi var olan ekonomik ve sosyal sorunlarını salgın sebebiyle giderek katlandığını görmemek mümkün değil. Bunun için bir yandan salgının sebep olduğu yeni sorunlar sebebiyle ülkemizi ekonomik dar boğaza iterken, hâkim olan psikolojik etkiler sebebiyle bunalıma ittiği de bir vakıa. Giderek insanların soğukkanlılığını yitirmeye başladığı bir ortamdayız. Bunun sonucu olarak ortaya çıkan kafa karışıklığını ve bunalım sebebiyle sağlıklı düşünme imkânı da zaman zaman kaybolabilmektedir. Böyle olmasaydı, “İşsizlik nedir bilir misiniz?” diye sorduktan sonra, “Kendi adıma konuşursam hiçbir şey umurumda değil. Hiçbir şeyden de korkum yok. Belki de işsizliğin tek iyi tarafı bu. Haa, ben hastalıktan korkuyorum, ölmekten korktuğum için değil birine bulaştırmaktan. O yüzden tedbirli davranıyorum.”
Peş peşe gelen birkaç cümlede karmaşık duyguların ifade edildiğini sanıyorum söylememe gerek bile yok. Ve bu kafa karışıklığı bugün sadece bir kişide değil toplumun büyük bir bölümünde hâkim. Bu yüzden öncelikli olarak toplum olarak salgından kurtulmaya öncelik vermemiz, salgın ülkemizden sökülüp atıldıktan sonra diğer sorunlarımızı gündeme getirmek, çözüm bulmak için birlikte hareket etmek durumundayız. Kısacası, bugün ana problem salgın. Daha sonra siyasi ve ideolojik farklılıklarımıza göre eleştiri ve tekliflerimizi elbette dile getireceğiz, getirmemiz gerekiyor.