Issız Adanın Müdavimi

Abone Ol

Sırtımda duvarları acıyla örülmüş bir yük taşıyorum, hiçbir sesin, hiçbir canlının, hiçbir izin olmadığı tenha bir diyara gidip bu yükü atmak istiyorum diyorsun… Peki, bu mümkün mü? Senin canından, kanından bir parça olan bu yükten nasıl kopabileceksin? Sen emekle büyüttüğün bu serveti terk edip yoksulluğu mu tercih ediyorsun? Ailenden, dostlarından, işinden ve hayatınla bütünleşen şehirden uzaklaşıp hayallerindeki ıssız adaya taşınmak ve tüm yaşanmışlıklarını denizin derinliklerine bırakmak istiyorsun ne garip!

Tamam… Şimdi her fırsatta şikâyetlendiğin şehirden, insanlardan, olaylardan ve hatıralarından uzaklaşıp, hayallerindeki ıssız adaya bir yol alalım ne dersin… Peki, kararını verip ilk adımı attığında hissettiğin duygu ne oldu? Hüzün mü? Burukluk mu? Öfke mi? Belirsizlik mi?

İşte şimdi heyecanla beklediğin adadasın… Zaman durmuş ve her şey olduğu yerde beklemekte. Kulaklarına çarpan dalga seslerini içine çekerken kuşların verdiği konserin ahengi arasında kaybolup gitmektesin. Bu ıssız adanın tek müdavimisin ve şehrin gürültüsünden, insanlardan, kalabalık caddelerden, ruhunu acıtan seslerden, bitmek bilmeyen meşgalelerden, ailenden, dostlarından ve yaşadığın toplumdan uzaklaşmış tabiatın kucağına kaçmışsın.

Ruhunun derinliklerinde keskin izler bırakan ve senin benliğinle, kişiliğinle, karakterinle bütünleşen yaşanmışlıkların, bana ait diyebileceğin tek servetindir aslında fakat her nedense bunca kazanımlarını yük olarak görüp terk etmek istiyorsun… Bu senin tercihin bütün kazanımlarını denizin serin sularına bırakıp kendini kuş kadar hafif hissedeceğini zannediyorsun ama bu mümkün değil.

Şimdi gözlerini gökyüzüne çevir ve eline şeffaf bir torba al sonra yük olarak tanımladığın bütün yaşanmışlıklarını, kabuk bağlamış yaralarını, ruhunu örseleyen hatıralarını bu torbaya doldur.

Çocukluğunun geçtiği karanlık sokaklara yeniden gir ve acıya dair ne varsa topla, kalbine çarpan bütün sözleri, örseleyici tavırları avucunun içine al ve hızla sık sonra torbana koyup denizin derinliklerine bırak ve gidişini seyret. Çocukluğunun sokaklarından gençliğine ve erişkinler ülkesine geç ve başını sağa sola çevir sonra ruhunu sızlatan ne varsa topla, avucunun içine al ve bırak denize. Hatıralardan geriye ne kalmışsa hepsini topla ve kum taneleri gibi savur gitsin…

Hatırlar mısın bir keresinde kardeşin elindeki uçurtmayı çekip almıştı ve sen gökyüzünde sessiz bir gemi gibi ilerleyen uçurtmaya bakarken kardeşine olan öfkeni yutmuş ve sessizliğe gömülmüştün. Ve şimdi özgürlüğe doğru yol alan o uçurtmayı bir yük olarak görüp terk etmektesin. Ne garip!

İnsanın olmadığı bir alanda mutluluğa ulaşımın daha kolay olacağına düşünüyor ve ıssız bir adada yaşamayı tercih ediyorsun. Kulaklarında yankılanan insan seslerini silip bu boşluğu, tabiatın enerjisi ile doldurabileceğini düşünüyorsun. İnsana ait olan seslerden, hatıralardan, olaylardan uzaklaşarak hayatını daha anlamlı kılabileceğine inanıyorsun peki bu mümkün olabilir mi?

Şimdi kulaklarına çarpan insan seslerini sil ve dalgaların şarkılarına yavaş yavaş eşlik et. Sonra torbanı aç ve kıyıda kalmış son gönül kırgınlıklarını da topla ve denizin serin sularına bırak gitsin. Yaşanmışlıklarınla vedalaştıktan sonra gözlerini yere indir ve derin bir nefes al… Adanın tek müdavimi sensin, burada insana dair hiçbir iz, hiçbir ses, hiçbir eser yok. Omuzlarında taşıdığın bütün yaşanmışlıkların ve acı veren hatıraların sonsuzluğa doğru akıp gitti… Peki, hayal ettiğin mutluluğa ulaşabildin mi? Ne hissediyorsun? Her şeyini kaybetmiş bir yoksula dönüştün değil mi? Söyler misin burada ne kadar kalabilirsin? Sahi bu yoksulluğa ne kadar tahammül edebilirsin?

Nesnelerin bir bir kaybolduğu bir boşlukta hayatını ne kadar sürdürebilirsin? İnsan sesinin olmadığı bir mekânda hayal ettiğin hayatın mümkün olmayacağının farkına vardın değil mi? Aldığın nefes kadar yakınında olan hatıraların yük değil kazanım olduğunu şimdi görebildin sanırım… İnsanın olmadığı bir mekâna terk edilmek büyük bir yoksulluktur ve sen buna yatkın değilsin.

Yaşanmışlıkların her birinin hayatında bir söze, bir tecrübeye ve davranışa dönüştüğünün farkına vardın ve kaçmak istediğin şeyin aslında kendin olduğunu şimdi görebildin. Kırgınlıklarının, mutsuzluğunun, umutsuzluğunun, yalnızlığının sebebi olarak gördüğün hatıraların hayatına zenginlik katan ve seni bilge kılan, sana sabrı, affetmeyi, sevmeyi, katlanmayı, başa çıkmayı öğreten zenginlikler olduğunu şimdi anlayabildin. Yük olarak gördüğün şeyin kanında, hücrelerinde, benliğinde ve duygularında hayat bulan, seni sen kılan yapı taşların olduğunu ve bunlardan kopamayacağını bütün benliğinde hissettin…

Hayatına anlam katan hiçbir şeyin kalmadığını fark ettiğinde büyük bir boşluğa düştün. Yoksullaştın, yalnızlaştın ve denizin serin sularına terk ettiğin yükünü yeniden kuşanmaya karar verdin. Olmadı, olamadı ve sen şehre dönmeye karar verdin. Şimdi uzat elini ve denizin serin sularına terk ettiğin yaşanmışlıklarını yeniden topla ve hatıralarını ait oldukları yere koy sonra kendine dön ve neye ihtiyacının olduğunu sor.

Kardeşim senin yaşanmışlıklarından kurtulmaya değil bunlara yüklediğin anlamı değiştirmeye, dönüştürmeye ihtiyacın var. Acıdan kaçma, acıya belli sınırlar dâhilinde izin ver bunun sana bıraktığı tecrübeleri oku, hayata, bilgiye dönüştür… İçinden süzülüp gelen tecrübeleri ayıkla ve yol ver acıya, vedalaş, uğurla onu… Sen acının getirdiği bilgiye talip ol acının kendisine değil… Kendinden kaçma, yük olarak gördüğün yaşanmışlıklarınla barış ve onlardan edindiğin kazanımlarına değer ver. Yoksa bütün servetini kaybetmiş bir yoksula dönüşebilirsin… Bunu unutma!