İsrail’in Lübnan Oyunu ve Bölgesel Dengeler

Abone Ol

Son dönemde İsrail’in Lübnan sınırındaki askeri hareketliliğini artırdığı açık şekilde görülüyor. Sınır hattındaki gelişmeler, hava saldırılarının sıklaşması ve Lübnan içerisindeki suikast operasyonlarının çoğalması, işgalci Tel Aviv yönetiminin Lübnan topraklarına yönelik yeni ve geniş çaplı bir saldırı hazırlığında olduğuna işaret ediyor.

Hatırlanacağı üzere yaklaşık bir yıl önce İsrail, Lübnan’a saldırılar düzenlemiş ve özellikle Hizbullah’ın askeri ve siyasi merkezlerini hedef almıştı. Bu saldırılar neticesinde Hizbullah’ın lider kadrosu, başta Hasan Nasrallah olmak üzere örgütün çekirdek yönetim kadrosunun önemli isimleri suikast operasyonlarıyla öldürülmüştü. Ardından saldırılar daha da şiddetlenmiş, sadece Hizbullah’a değil Lübnan’ın altyapısına ve sivil yerleşim alanlarına yönelik bombardımanlar yoğunlaşmıştı.

O dönemi unutmamak gerekir:

Lübnan genelinde birçok cep telefonunun, MP3 cihazının ve başka elektronik aletlerin eş zamanlı patlaması sonucu yaşanan olaylar ülkeyi derinden sarstı. Bu patlamalar yüzünden çok sayıda sivil hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı. İsrail hava saldırıları da sadece Hizbullah hedeflerini değil, Lübnan halkının tamamını doğrudan etkiler hâle geldi.

Verilere bakıldığında, bir yıl önce ilan edilen ateşkese rağmen, son bir yıl içinde ateşkes sonrasında dahi çok sayıda Lübnan vatandaşı İsrail güçlerinin düzenlediği saldırılar nedeniyle yaşamını yitirdi. Bu tablo aslında, ateşkesin fiilen geçersiz olduğunu kanıtlıyor.

İsrail’in Asıl Hedefi: Doğu Akdeniz’de Kontrol

İsrail’in Lübnan’a yönelik planının ardında sadece Hizbullah ile askeri hesaplaşma bulunmuyor. Asıl hedef, Doğu Akdeniz’deki güç dengesini tamamen kendi lehine çevirmek. İsrail, Doğu Akdeniz’de Türkiye hattına kadar uzanan geniş coğrafyada kendine rakip istemiyor. Tel Aviv bunu yüksek sesle dile getirmese de bölgeyi enerji koridorları ve ticari hatlar açısından tek taraflı kontrol altına alma isteği gizlenemeyecek kadar açık.

Diğer yandan, Orta Doğu’da İsrail’e direnebilecek silahlı ve örgütlü aktörlerin ortadan kaldırılması da Tel Aviv’in uzun vadeli stratejisinin bir parçası. Bu nedenle İsrail, savaş riskinin devam ettiği bir dönemde Hizbullah’a karşı yeni bir operasyon düzenleyerek daha önce zayıflattığı örgütü tamamen tasfiye etmeyi hedefliyor.

İsrail’in Beklediği Fırsat: Lübnan İçindeki Siyasi Bölünme

İsrail yalnızca askeri sahada değil, siyasi sahada da hareket alanını genişletmeyi planlıyor. Son dönemde İran – Hizbullah – Lübnan yönetimi üçgeninde büyüyen gerilim, İsrail tarafından dikkatle takip ediliyor. Birkaç gün önce İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in kıdemli dış politika danışmanı Ali Ekber Velayeti, “Hizbullah bugün İsrail’in saldırıları göz önünde bulundurulduğunda Lübnan için ekmek ve sudan daha önemlidir” açıklamasında bulunmuştu. Bu sözlere Lübnan Dışişleri Bakanlığı ve Lübnan basınından sert tepki geldi. “İran iç işlerimize karışmasın. Bunu istemiyoruz” mesajları verildi. Üstelik bu süreçte Hizbullah’ın silahsızlandırılması meselesi bile yeniden gündeme getirildi.

İsrail tam da bunu istiyor: Lübnan içindeki Sünni-Şii-Hristiyan diğer azınlık gruplar arasındaki cepheleşmenin derinleşmesi ve ülkenin iç bütünlüğünün zayıflaması. Böyle bir senaryoda Hizbullah yalnızlaşacak ve İsrail’e karşı direnme kapasitesi zayıflayacaktır. Tam da bu noktada Papa 14. Leo’nun Türkiye ziyaretinden sonra yarın Lübnan’a gideceğini de hatırlatmakta fayda var. Papa’nın Lübnan programının gerekçelerinden birisi olarak açıklanan “İsrail-Filistin sorununa diplomatik çözüm” çabalarına sözde destek vermek olsa da bu ziyaretin sonuçları iyi takip edilmelidir. İsrail bu ziyareti iç cepheleşme aracı olarak mutlaka kullanmak isteyecektir.

Ayrıca burada meselenin özünün Hizbullah’ın silahları olup olmadığı tartışması olmadığı açık. Lübnan’da herhangi bir siyasi partinin, ülke içinde güçlü bir rol oynadıktan sonra silahlı bir kanada ihtiyaç duyup duymadığı sorusu başka bir tartışmadır. Asıl mesele İsrail’in Lübnan üzerindeki tarihi hırslarıdır. 1980’li yıllarda olduğu gibi Tel Aviv, bugün de Lübnan’daki siyasi bölünmeleri fırsata çevirmek ve kendi stratejik hedeflerini hayata geçirmek istiyor.

Lübnan İçin Zorunlu Çözüm: Birlik ve Ulusal Mutabakat

Lübnan’ın önünde tek gerçekçi seçenek bulunuyor: İç çatışmayı büyütmeden ve dış müdahalelere açık kapı bırakmadan ulusal birlik zemini oluşturmak. Hizbullah ile iktidar arasında; Şiiler, Sünniler, Hristiyanlar ve diğer unsurlar arasında “ülkenin geleceği” ortak paydasında buluşmak artık bir tercih değil zorunluluktur.

Aksi hâlde İsrail’in “böl-gücü dağıt/yut-ortadan kaldır” taktiği bir kez daha devreye girecek. Lübnan düşerse bunun yalnızca Lübnan için değil Suriye’nin geleceği, Filistin’in direnci ve son noktada Anadolu’nun güvenliği üzerinde de ağır sonuçları olacaktır. Böyle bir tabloda milyonlarca Lübnanlının ülkesini terk etmek zorunda kalması kaçınılmaz hâle gelir. Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı ve İslam dünyasına karşı hizalanmış blok daha da güçlenir.

Bugün Lübnan’ın kaderi yalnızca Lübnan’ın değil; Doğu Akdeniz’in, Orta Doğu’nun ve bölgesel dengelerin kaderidir. Tarih tekerrür etmeden bir aklın devreye girmesi gerekiyor.