İsrailin Hazarda ittifak arayışları mı?

Abone Ol

Bir kaç gün önce basında Reuterse dayandırılarak, "Bu İttifak Türkiyeyi Çok Kızdıracak" başlığıyla yayınlanan bir haber, onca gündem maddesi arasında muhtemelen bir çoğunuzun dikkatini çekmiştir. Çünkü, habere mevzubahis olan "İsrail-Azerbaycan İttifakı" bir çok yönüyle Türkiyeyi fazlasıyla yakından ilgilendiriyor.

Özellikle de, "İki Devlet, Tek Millet" şiarının karşı sacayağını oluşturan kardeş ülke Azerbaycan, bölgesel-küresel konjonktür ve tarihsel arka plan itibarıyla...

Bu noktada bir çoğunuzun aklına sonradan Yahudi inançlı olan Türklerin kurduğu "Hazar İmparatorluğu" bile gelmiş olabilir. Aslında çok da haksız sayılmazlar. Ne de olsa bugüne kadar dünyada önemli kırılma noktaları ve farklılıkları çok iyi kullanabilen, bölgede Araplar-Farslar karşısında bir denge unsuru olarak kendisine daha yakın bulduğu Türkler ile ittifak arayışları içinde bulunan bir İsrail gerçeği ile karşı karşıyayız. Her ne kadar son dönemde, bu dünyanın büyük ülkesi Türkiye ile bir takım sorunlar yaşıyor olsa bile...

Kim bilir, söz konusu ittifak arayışlarının önemli gerekçelerinden biri de belki bu husustur!

Analizimize, İsrail boyutuyla başlamadan önce söz konusu iddiayı içeren habere bir göz atalım. Ne diyordu haberde

"...İsrailli yetkililer olası bir İran saldırısı için stratejiler geliştirmeye devam ederken, masaya Azerbaycan ittifakı konusu yatırıldı. İsrailin geniş İran toprakları üzerinde gerçekleştireceği hava saldırılarında kullanmak için Azeri hava üslerine yerleşmesi planlanıyor... Bu planın önündeki engel ise Aliyevin İsraile yardım ederek bölgedeki Müslüman halkın tepkisini çekmek istememesi. İsrail gizlice bu ittifak için çalışsa da, bu planın sadece olası bir Amerikan desteği alamama durumunda devreye sokulacağı düşünülüyor."

Evet, haber aynen böyle. Her ne kadar söz konusu "İttifak" iddiası, taraflarca resmen yalanlanmış olsa da, son yıllarda şahit olunan Türkiye merkezli ikili ve bölgesel gelişmeler, kısmen de olsa böylesi bir olasılığı akıllara getirmiyor değil. Nasıl mı

Öncelikle Türkiye-İsrail ilişkilerine şöyle bir bakalım. Bunun için çok gerilere gitmeye gerek yok. Burada, 2008de İsrailin Gazzeye yönelik "Dökme Kurşun Operasyonu" ile başlayan akabinde, 2009 ve sonrası itibarıyla, özellikle de "Davos", "Alçak Koltuk", "Mavi Marmara" ve "Doğu Akdeniz-Kıbrıs" krizleri ile dip yapmış bir ilişki sürecine şahit olmaktayız.

Bunun dışında, ilgili dönemde Türkiyenin bölgedeki etkin diplomasisinden rahatsız olan, stratejik derinliklerindeki işbirliği arayışlarını "eksen kayması" olarak gündeme getiren ve bu hamleleri İsraili kuşatmaya-çevrelemeye yönelik hamleler olarak değerlendiren bir durum ile de karşı karşıyayız.

Hatırlayın! "Davos Krizi" sonrası İsrailli yetkililer, ikili ilişkiler açısından bir dönüm noktası oluşturan ve aynı zamanda başta Azerbaycan olmak üzere, Türkiyenin yakın komşularını ilgilendiren yeni bir stratejiyi uygulamaya koyacaklarını deklare etmişlerdi. Buna göre, Ankaranın kendisini çevreleme politikasına karşı Tel Aviv, Türkiyeyi Azerbaycan ve Gürcistandan başlamak üzere komşusu olan ülkeler üzerinden kuşatacağını net bir şekilde ifade etmiş ve adeta meydan okumuştu.

Nitekim öyle de oldu! Kafkaslarda bu iki ülkenin dışında Ermenistan ile de sözde soykırım üzerinden bir ilişki geliştiren İsrail diplomasisi;  Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile yaptığı anlaşmalarla Türkiyeyi kuşatma noktasında doğrudan hamlelerde bulundu. En son hamle Doğu Akdeniz üzerinden geldi. GKRY ve Yunanistan ile imzaladığı bir dizi stratejik anlaşmaya dayanarak, bölgede Türkiyeye rağmen tansiyonu tırmandıran İsrail, bu ülkelerle birlikte "Akdenizin gazını almaya yönelik" sondaj faaliyetlerini başlattı.

KKTCdeki "kılcal damarlar" operasyonuna ise, açıkçası burada hiç girmek isteniyorum, çünkü fazlasıyla sinir bozucu!

Dolaylı hamlelere gelince... Kendisini Irak ağırlıklı olmak üzere, Türkiyenin Suriye ve İran ile ilişkilerinde, ağırlıklı-etkili olarak da PKK boyutunda göstermeye devam ediyor. Bu hususta, terör örgütüyle ilgili İsrailli üst düzey yöneticilerin, siyasilerin yaptığı bir takım işbirliği, destek açıklamaları halen hafızalarda.

Fakat, her nedense bazı "balık kafalılar" bunu görmemekte, göstermemekte oldukça kararlı. Dolayısıyla da bu türden ittifak hamlelerini, haberlerini sanki ilk defa işitiyorlarmış gibi davranıyorlar. Oysa İsrail, yukarıda da kısmen değinildiği üzere, son bir kaç yıldır çok net bir şekilde bu politikayı izleyeceğini ilan etmiş durumda.

Fakat burada İsrail kadar, sürecin aktif bir parçası konumunda bulunan Baküdeki yönetimin de tavrının, hesaplarının çok iyi bir şekilde irdelenmesi gerekiyor. Bunu da bir sonraki yazımızda ele almaya çalışacağız...