İsrail gibi korunan, himaye gören, dünya politikasında egemen olan bir başka ülke olmasa gerek. Burada İsrail i abarttığımız, ya da korku duyduğumuz anlamına gelmesin. İsrail son savaşta fena bir yenilgi aldı. Demek ki yenilmezlik diye bir durum söz konusu değil.
Üzerinde durmak istediğimiz İsrail in dokunulmazlığının olduğu. Suriye ye saldırıp kimi tesisleri bombalaması, yok etmesi, Türkiye üzerinden bunu yapması bizi üzen tarafıydı. Türkiye de AKP iktidarının olduğu bir zamanda. Biliyorum ki kimi dostlarımızı bunu AKP ile ilişkilendirmedikleri, hatta sorumluluğu başkalarının üzerine attığı da bir gerçek. Ne yazık ki bu dostlarımız, tuhaf bir biçimde AKP nin yaptığı kimi olumsuzlukları başkalarına yüklüyorlar. En ucuz yanıyla sorumluluğu bürokrasiye ve kimi kurumlara yüklüyorlar. Biz bu dostlarımıza şunu anımsatmak isteriz. Şimon Peres TBMM de konuşma şans ve imkânını bu iktidar ile yakaladı. Üstelik Şimon Peres siyasetini ustaca yürütüyor. Türkiye üzerinden Suriye vurulurken, gene Türkiye üzerinden İran-Suriye ittifakı çökertiliyor. Abbas-Şimon Peres buluşması Türkiye de yapıldı. Suriye-İsrail görüşmeleri Türkiye üzerinden ve Türkiye de yapılıyor. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ın Annapolis buluşması Türkiye öncülüğünde gerçekleşti. Ne tuhaftır ki Ortadoğu ya çeki düzen verilmesi, Irak ı ve Suriye nin vurulması Türkiye üzerinden ve AKP iktidarı zamanında.
Bundan sonra beni korkutan AKP nin kapatılma süreci İran a vurma dönemine denk düşüyor olması. İran olayı AKP ye aba altında gösterilen sopa konumunda. AKP nin kapatılıp kapatılmaması olayı İran sorunu ile bağlantılı.
Allah kimseyi ayak bağı sorunlu kılmasın. Ayakbağı olanlar önceden mahkûmdurlar. Bu iktidarın en büyük sorunu ve açmazı burada düğümleniyor.
Şimon Peres günümüz iktidar mensuplarından çok memnun. Arada bir cızırtılı sesler çıkarmasalar belki daha iyi olacak ama işin içinde amalar, onlar açısında da açmazlar var. AKP yi alaşağı etmek sorunu çözmüyor. Yeniden Milli Görüş ün gündeme gelmesi söz konusu. Bunu ne İsrail, ne Siyonizm, ne AB, ne de Batı ister.
Şimon Peres in Defne Barak ile olan söyleşisinde ilginç satır arası iletiler var. Yazımızın asıl konusu da budur. İşin en çarpıcı yanı da şudur: "Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, önümüzdeki ay Paris te toplanacak Akdeniz Birliği zirvesine katılmayı kabul etti. Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, "Suriye Devlet Başkanı burada olacak, İsrail Cumhurbaşkanıyla birlikte aynı masada oturacak." dedi. İsrail Başbakanı Ehud Olmert, Türkiye arabuluculuğuyla yapılan dolaylı görüşmelerde Esad a "Paris te buluşalım" mesajını yollamıştı. İsrail ve Suriye heyetleri dolaylı görüşmelerin ikinci turunu önceki gün Türkiye de tamamladı. Dışişleri Ali Babacan görüşmelerden iki tarafın da memnun olduğunu söyledi." [18 Haziran, 2008 Çarşamba. Hürriyet gazetesi]
Ne kadar ilginç bir durum değil mi Önce Suriye nin nükleer tesislerini Türkiye üzerinden bombalayacak, yerle bir edeceksin. Ardından da gene Türkiye üzerinden İran-Suriye birlikteliğini, ittifakını bozacaksın. Çarkın içine Suriye yi de çekeceksin. Bu bir diploması oyunu ve zaferi.
Üzerinde durulması gereken bir konu da Jimmy Carter ile ilgili bir not. Defne Barak: "Jimmy Carter geçenlerde Ortadoğu yu ziyaret etti ve İsrail in nükleer bombalarıyla ilgili bir açıklama yaptı... Bu konuda görüşünüz nedir : ,
"İsrail cumhurbaşkanı olarak ABD nin kaç bombası olduğunu söylemeye kalkmazdım. Bu tür bilgilere sahip olsak da başka bir ülkeyle ilgili bir şey açıklamak bir devlet başkanının görevi değildir." [a.g.s.] diyor.
Eee... sevgili İslamcı abedecilerimiz, liberal, ulusalcı ve diğer bütün abedecilerimiz bu nasıl bir iştir Bunlar hiç kimsenin neden dikkatini çekmiyor ki !