İsrail’i Şiddetle Kınıyorum (!)

Abone Ol

İşgalci İsrail yaz demiyor, bayram demiyor, Filistin’e saldırmaya devam ediyor. Gün geliyor Gazze’ye saldırıyor, gün geliyor Cenin’e. Genellikle bu haberleri dünya medyası “İsrail ordusu misillemede bulundu” şeklinde servis ediyor. Haber yapıcılara göre işgalci İsrail askeri güçleriyle sivil halka saldırmasına rağmen suçlu vurulan, öldürülen, katledilen, evleri ele geçirilen sivil halk oluyor.

Bu haberlerde işgalci İsrail’in başka devletin egemenliği altındaki şehirlerde İsrail’in ordusunun ne işi olduğunu sormaz, bu konuya yer vermez. Ama Filistin tarafından gönderilmiş birkaç roketin peşine “insan haklarına” saygı adına peşine düşer. İşgalci İsrail ordusunun işgal faaliyetini “İki gün süren operasyonda 12 Filistinli ve bir İsrail askeri yaşamını yitirdi.” diye verir. Saldırıyı İsrail yapıyor ya ona işgal, saldırı diyemezler; “operasyon yapmak” derler. 

Sayın okuyucu, yazın sıcağında sizi daha fazla yormayalım. İşgalci İsrail bu haftada açılışı Cenin Mülteci Kampı’na saldırarak yaptı. İsrail, Müslüman liderlerin “İsrail’le normalleşme”lerinden sonra şiddetini daha da artırarak işgaline devam ediyor. Özellikle Herzog’un Türkiye ziyaretinden beri. Daha acımasız, daha da kuralsız bir şekilde.

Cenin Mülteci Kampı kuşatmasında İsrail ordusu, saldırıda yaralanan Filistinlilerin tedavi gördükleri Dr. Şehit Halil Süleyman Devlet Hastanesi ve İbni Sina Hastanesi’ni kuşatarak, hastanelerde gerçek mermi kullandı. Savaş sırasında bile hastanelere, mabetlere, okullara dokunulmaz. İşgalci İsrail, hastanelere yaptığı saldırı ile tüm dünyaya hiçbir kuralı tanımadığını bir daha ilan etti.

Mülteci kampı demek zaten işgalcinin evlerinden ettiği insanların sığındığı yer demek. İsrail, Filistinlilere hiçbir yerde nefes aldırmayacağını, Büyük İsrail Projesi’ni gerçekleştirmek için elinden gelenin fazlasını yapacağını her zaman gösteriyor. İşgalci olarak Filistinlilere karşı uyguladıkları teröre devam edeceklerini en üst yetkilileri ile de dünyaya duyurmaktan çekinmiyorlar.

Tabii bu tür haberler gelmeye başladığında gözlerin çevrildiği diğer bir aktör de halkı Müslüman olan ülkelerin idarecileri oluyor. İşgalcinin insanlık dışı saldırılarına nasıl cevap verileceği merak ediliyor. Daha doğru ifade “merak ediliyordu”. Artık etmiyoruz. Çünkü biliyoruz ne yapacaklarını. Çünkü tüm liderler “şiddetli kınıyor”. Aynı sıradan sosyal medya kullanıcıları gibi klavye başında tek “tık” ile tepki göstermenin rahatlığında kınıyorlar. Büyük ihtimal ellerinin altında “kınama şablonu” oluşturulmuş durumda. Zamanı gelince yer isimleri değiştirilerek, insanlık adına kınayıveriyorlar.

Tabii diğer tepkileri beklenenler de Müslüman halklar. Eski zamanlarda -eski zaman dedimse yirmi, otuz yıl öncesi değil; beş-altı yıl öncesi- cami çıkışları İsrail bayrağı yakmalı protestoların yapıldığı meydanların durumu merak ediliyor. Hani yumrukların sıkıldığı “İsrail kahrol”, “katil İsrail Filistin’den def ol!”, “cenk, cihad, şehadet”, “Oluk oluk kan aksa kurtulacak El-Aksa” gibi sloganların atıldığı işgalci İsrail’in protesto edildiği meydanlar. Ama o konuda da sosyal medyayı keşfedenlere, işgalci İsrail’e tepkili Müslümanların şükran borcu var. Meydanlara gidip protesto yapmaktan kurtardılar. Sosyal medyada hashtag’ler (sosyal medya gündeminde konunun öne çıkması) ile bütün protestolarını yapabiliyorlar. Mesela Herzog’un Türkiye ziyaretinden önce bu mecralarda “İsrail ile ilişki diplomatik zinadır” diye tweet atanlar vardı. Bu kişilere Müslümanların emekleri üzerinden elde edilen şan, şöhret ile kendilerine yazar, aktivist deniliyordu. Böyle iktidar belediyeleri tarafından toplum önderi sıfatlarıyla programlara, festivallere çağrılıyorlardı. Dillerinden din, Sakarya, ezan, Filistin, Doğu Türkistan düşmüyordu. Bu saldırılar sırasında onlardan da edebiyat dünyasının yılmaz savunucularından da bir hareket göremedik.

Ama ben bu konuda işgalci İsrail’i şiddetle kınıyorum. İşgalci hiç yaz tatili sırasında saldırı falan yapar mı ya?! Bir zamanlar İsrail’e tepkili Müslümanlar yeni kazandıkları mevkilerle elde ettikleri dünyalıklarla yaz tatillerinde iken. Öyle İslamî, muhafazakâr (!) otellerde story (hikâye) paylaşırken nasıl kınansın İsrail? Bu konuda İsrail’i kınamalıyız. Bazılarının gerçek yüzlerini ortaya çıkardığı için(!)

Neyse, işgalci hedefleri için yaz, kış, bayram, seyran demeden saldırılarına devam ediyor. Birileri yapması gerekeni yapıyor yani. Batıl batıl olmanın sorumluluğu ve görev bilinci titizliğinde çalışıyor.

Ya ben mi ne yapıyorum? Bu yaz gününde başörtülü (!) bacımı beach clublara (deniz kıyısı kulüpleri) almamışlar. Başörtülü bacıma (!) yapılan bu iş ile uğraşıyorum. Bu konu baya tartışılıyor. Böyle bir hak gasbı (!) nasıl kabul edilebilinir!?

Not: Son paragraf ironi gibi duruyor. Ama bu konu geniş bir kitle tarafından konuşuluyor. Bilelim!