BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;
Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak şöyle demişti: “Refahyol hükümetinden sonra iş başına gelen iktidarlar 3 konuda aynı davrandılar: 1. İsrail’in varlığını tehlikeye sokacak hiçbir adım atmadılar. 2. ABD’nin İslam dünyasında yaptığı operasyonlara destek oldular. 3. Ilımlı İslam’ı meşrulaştırmaya çalıştılar.”
Bu anlayışın devamı olarak, İsrail’le yapılan anlaşma Meclis Dış İşleri Komisyonu’ndan geçtikten sonra da; 19. 8. 2016’ da Meclis Genel Kurulu’nda onaylandı. AKP’liler, “Hiçbir şey darbe öncesi gibi olmayacak” demelerine rağmen, darbe öncesi yaptıkları anlaşmayı, darbe sonrası da TBMM’den geçirdiler. Halk, İsrail’le anlaşma yapılsın, diye mi tankların üzerine atlayıp darbeyi püskürtmüştü? Hayret ki, ne hayret!..
Erbakan Hoca defalarca uyarmıştı: “Siyonizm bir timsaha benzer. Bu timsahın üst çenesi Amerika ise, alt çenesi Avrupa Birliği’dir. Beyni Siyonizm, gövdesi ise işbirlikçilerdir. Türkiye üzerinde oynanan oyunları bilmek için milletimizin iki asırdır sürüklendiği Batılılaşma macerasını ve Avrupa Birliği’ni iyi bilmek gerekir.” (Davam, MGV Yy.,Sh. 118)
Erbakan Hoca bu uyarıları yaparken AKP’liler Hoca’yı “komplo teorisi üretmek”le suçluyorlardı. Şimdi ne oldu? Vatikan Projesi olarak Siyonizm’in yürüttüğü Dinler Arası Diyalog mensubu pek çok kişi senelerce AKP’li yöneticilerin burunlarının dibine kadar yaklaşmışlar. Erbakan Hoca, “Siyonizm öyle tecrübelidir ki, ‘Ben… Ben mi?.. Ben hiç Siyonizm’e hizmet eder miyim?’ türküsünü söylete söylete kendi ordusunda askerlik yaptırır” derdi.
DARBE GİRİŞİMİNE RAĞMEN!
İSRAİL’LE anlaşma yapmamak için o kadar çok sebep var ki!.. Siyonizm BOP ile bölgeyi yutmak istiyor. Faslılar, BOP çerçevesinde ülkelerini parçalamak isteyen ŞimonPeres’i Fas’a sokmamışlardı. (27. 3. 2015)
Bölgeyi iyi tanıyan İHH Başkanı Bülent Yıldırım İsrail’in karakter ve yapısını şöyle anlatır: “İsrail sözünde durmayan, yalancı, bebek katili bir terör devletidir. İsrail şımarıktır. Önce alttan alır, sonra vurur. İsrail verdiği sözleri tutmayan bir şebekedir, devlet değildir.” (16. 5. 2016)
Buna rağmen, AKP’liler geçtiğimiz Haziran ayında yapılan anlaşma öncesi, “İsrail’e muhtacız” demeye başladılar. 1. Gazze ablukasının kaldırılması, 2. Marmara şehitleri için tazminat ödenmesi, 3. İsrail’in yaptıklarından özür dilemesi, gibi kırmızı çizgilerini kamuoyuna deklare etmişlerdi.
Yapılan anlaşmada, tazminat yerine özel fondan “exgratia - ikram, iyilik” diyerek yardımda bulunulacağı kararlaştırıldı. Böylece İsrail, Mavi Marmara Gemisi’nde yaptığı katliam suçundan resmen kurtulmuş oluyordu. Halbuki şehit yakınları İsrail’in yaptığı caniliğin karşılığı olarak tazminat istiyorlardı. Amaçları, yakınları şehit olduğu için İsrail’den yardım almak değildi.
Ayrıca kamuoyuna açıklanmayan “gizli mutabakat”ta, “Hamas’ın faaliyetlerinin sınırlandırılması, Gazze’ye deniz ablukasının kaldırılmaması, Filistin’e gelen yardımların İsrail’in izniyle dağıtılması” gibi maddeler bulunduğu basına yansıdı.
İsrail, günlerce böyle bir anlaşmanın darbe sonrası Meclis’ten geçmeyebileceği tedirginliğini yaşadı. AKP’liler, anlaşmayı Meclis’te destekleyerek İsrail’i bu endişeden kurtardılar.
İSRAİL’İ İYİ TANIYIN!
EGM eski İstihbaratçısı Bülent Orakoğlu, “İsrail demek, PKK demektir” (15. 3. 2012) demişti. İsrail Başbakanı Netanyahu, 15. 6. 2009’da, “Silahı olmayan bir Filistin devletini tanıyacaklarını” açıklamıştı. İsrail, dünyada yalnız kendilerinde silah bulunması ve yeryüzünün kontrolünün ellerinde olması arzusundadır.
İsrail’le yapılan anlaşmanın Türkiye’nin faydasına olduğunu ispat edebilen bir Allah’ın kulunu görmedim. “Yumuşama, normalleşme” gibi kavramlar İsrail’e ne kadar da yabancı! BM kararlarını bile yok sayarak katliamlarını sürdüren İsrail’le nasıl anlaşma yapılabilir? Yaşadığımız kalkışma sonrası, milletimizin bize verdiği “millilik”, “bize görelik” mesajını, yabancı unsurlardan arınma, inancımızın gereğini yerine getirme şeklinde okumalıydık.
Darbe girişimi sırasında okuduğumuz Kur’an-ı Kerim bizi uyarıyordu: “İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın.” (Maide, 82)
Darbe öncesine gidelim: Davutoğlu’nun bir memur gibi başbakanlıktan alınmasından sonra, “düşük profilli başbakan” formülü konuşuldu. Bunu hazmedemeyen AKP’liler ikiye bölünerek özellikle paylaşma siteleri üzerinden birbirlerine girdiler. İsrail’le yaptıkları anlaşma tartışmaların dozajını artırdı. Hele, 6 yıl destekledikleri İHH’ya, “otoriteden izin almadığı” gerekçesiyle tavır alınması işin tuzu biberi oldu. Darbe, AKP’lilerin imdadına yetişti; gündemin tamamına oturdu. Diğerleri unutuldu.
Şimdi, akşam sabah darbe konuşuluyor. Yoksa AKP, herkes darbe muhabbeti yaparken İsrail’le anlaşmayı el çabukluğuyla Meclis’e onaylattı mı dersiniz? Çünkü Meclis, darbe sonrası, milletimizi dikkate almayan bu anlaşmayı onaylamamalıydı!