İsrailden zeytin dalı mı?

Abone Ol

ABD’nin İran ile yakınlaşması, Filistin-İsrail barışına yoğunlaşması derken şimdi de İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in İran çıkışı, ABD öncülüğünde gelişen Ortadoğu barış sürecinde yepyeni bir aşamaya girildiğini gösteriyor. Öyle ki daha önce her şeyin İran halkının elinde olduğunu vurgulayan Peres, şimdi de İran’ın düşman olarak görülmediğini ve Ruhani ile görüşebileceğini açıkladı. Ama İran’daki bazı yapıların ülkenin uluslararası toplumla barışmasına izin vermediğini de ekledi.

Aslına bakılırsa böyle bir açıklamayı şuan İsrail’de ancak Peres gibi ülkenin yumuşak yüzüymüş gibi tanıtılan biri söyleyebilirdi. Peres’in İran’daki yakınlaşmanın önünde engel olarak gördüğü bazı yapılar vurgusu çok yerinde. Ancak Peres’in atladığı nokta, İsrail’de de benzer yapıların varlığı hiç de azımsanmayacak durumda. Nitekim Peres’in bu çıkışını Netanyahu ya da Liberman gibi isimlerin desteklemeleri tahayyül dahi edilemez. Türk basınında da bu durum es geçilerek ülkenin şuan bulunmuş olduğu dış politik konumundan dolayı hemen büyük bir refleks gösterilerek gelişmeler büyük bir tepkiyle karşılandı. Oysa şuan ki durum ABD’nin yeni Ortadoğu politikası ve tarafları yavaş yavaş bu yönde ikna etmeye çalışmasıyla alakalı. Dolayısıyla gelişmelere merkezden bakmak meseleyi daha anlaşılır kılacaktır.

Haydut Devletten İttifaka

Yukarıda da belirtildiği gibi Türk basınında mesele, sanki zeytin dalını uzatan kişi Hamaneymiş gibi İran’ın yakın dönem politikalarındaki değişme ve bu değişmeye duyulan tepki üzerinden değerlendiriliyor. Evet, İran devrim sonrası dönemde ABD ve İsrail’i Büyük ve Küçük Şeytan olarak değerlendiriyor ve tüm politikalarını bu karşıtlık üzerinden kuruyordu. Ancak şuan ki İran’ın bu değişimi, mecburiyetten olduğu kadar ABD’nin bölgesel algılamalarındaki değişim ile paralel İran’ı yeniden tanımlaması ile ilgili bir durum. İran, ABD ve İsrail’i şeytan olarak görüyorken; onlar da İran’ı “şer ekseni” kategorisine koyarak “haydut devlet” olarak tanımlamışlardı. İşte mesele ABD’nin bölgede şer eksenini yeniden tanımlaması ile ilgili bir durum. Bu kapsamda bölgedeki yeni şer ekseninin kapsamı üzerinden gidilirse mesele daha kolay anlaşılır.

Yeni Şer Ekseni

Şer Ekseni yaklaşımı ile ABD, kendine tehdit olan ve aynı zamanda müttefik olmalarını öngördüğü ülkelerin ayrımını yapıyordu. ABD bu şekilde yeni bir tehdit kategorisi ortaya atmasa da, bölgede teşvik ettiği yeni gruplaşmalar konuyla ilgili bizlere ipucu verebilir. Türkiye kendisini haklı olarak olası bir mezhep çatışmasını arzu etmeyen bir noktada konumlandırdığı için bizde konu ısrarla göz ardı ediliyor. Ama belirtmek gerekiyor ki ABD’nin hazırlığı bu yönde. Öyle ki bir süredir hem İran’ın hem de İsrail’in bölgede çoğunluğu oluşturan Sünni blok tarafından baskı altında tutulduğu ısrarla vurgulanarak bir çıkar ortaklığı inşa ediliyor. Böylece hem İran hem de İsrail’den “Düşmanımın düşmanı benim dostumdur” anlayışını benimseyerek kendilerini ona göre formatlamalarını talep ediyor. Böyle bir durumda da bir süredir İran ile yakınlaşan ABD, bölgedeki vazgeçilmez müttefiki İsrail’in karşı cephede olmasına razı olmayacaktır. Peki, yeni oluşan bu bloğun karşısındaki hedef kim olacak İşte en kritik soru da bu.

Geç Konan Teşhis

Dünden bu yana Türkiye’de hükümete yakın olan çevreler, İran-İsrail yakınlaşmasının temel sebebi olarak bölgede Türkiye’nin büyüyen etkisi ve bu etkinin önüne geçilmek istenmesi üzerinden teşhisi koydular. Ben bu teşhisi 30 yıl kadar geç konan bir teşhis olarak değerlendiriyorum. Aslına bakılırsa bu teşhis İran’da devrimin yapıldığı gün konması gereken bir teşhisti. Bölgede gerçek değişimin ısrarla şiddet dışında demokratik meşru yöntemlerle, örgütlenerek ve bireyi gerekirse teker teker ikna ederek sağlanabileceği Türkiye modelinin temeli daha o yıllarda Erbakan Hoca tarafından atılmıştı. Aslında Batı’nın ötekileştirdiği ve tüm dünyanın önüne çıkarılan Devrimci İslam modeli olarak İran modeli ise tam da Türkiye modelinin önüne koyulmuş bir engeldi. Bugün bölgede gerçek anlamda bir barış arzulanıyorsa, Türkiye modelinden başka hiçbir modelin bunu sağlayamayacağı bir kez daha ortaya çıkmış oldu. Türkiye’nin hızını kesme girişimleri ise o gün olduğu gibi bugün de devam ediyor. Bu son yaşananlar da bu girişimlerin sadece bir parçası…