İsrail yine güçten anladı

Abone Ol

Yazıma samimi bir teşekkürle başlamak istiyorum, Orta Doğu’nun mazlum halklarının başına musallat olmuş ABD-İsrail terör ittifakına karşı 40 gün boyunca cansiparane bir savunma ortaya koyan İran’ın devlet kademelerine, ordusuna, halkına ve müttefiklerine… Sizlere teşekkür ederiz, “İsrail ancak güçten anlar” sözünün gerçek hayata yansımasını bizlere bir kez daha gösterdiğiniz için. Teşekkür ederiz İslam dünyasının topyekûn yenilebilir kolay lokma olmadığını tüm cihana gösterdiğiniz için. Ve yine teşekkür ederiz Amerikalı sapkınları Orta Doğu’ya geldiklerine bin pişman ettiğiniz ve Siyonist işgalcileri sığınaklara hapsettiğiniz için. İslam âleminin medar-ı iftiharı oldunuz, sağ olun, eksik olmayın…

İran, kendilerini yenilmez sanan kibir abidesi ABD-İsrail ittifakına 14 günlük ateşkesi kabul ettirdi, bu ateşkes İran adına sahada kazanılan askeri üstünlüğün masaya da yansıdığını gösteren önemli bir başarı olarak savaş tarihine geçti. Şu an tüm dünya İran’ın ABD’yi ve İsrail’i nasıl hezimete uğrattığını konuşuyor. Önümüzdeki süreç İran’ın kazanımlarını daha da artıracağı bir dönem olacak. Ayrıca Trump’ın kendi ülkesine verdiği zararların faturası da en yakın seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’ye kesilecek gibi görünüyor. Trump başta kaldığı sürece insanlık hiç olmadığı kadar büyük bir tehdit altında, hiç yoktan New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani gibi daha ılımlı bir başkan profiliyle ABD’nin içindeki emperyalist canavarların belli bir süreliğine sindirilmesi sağlanabilir. İran’ın ABD’ye vurduğu etkili darbeler, ABD’de bu değişim ve dönüşüm sürecini hızlandıracak gibi görünüyor.

Ateşkesten alınacak en önemli mesajlardan biri de, düşmana karşı sürekli hazırlıklı olmanın avantajını görmek oldu. İran belli ki yıllardır ABD-İsrail ve Haçlı ortaklarından aldığı sürekli tehditleri, kulak ardı etmemiş, önemsemiş; askeri, teknolojik, siyasi tüm tedbirlerini almış bu tedbirler de 40 gün savaşında düşmanları etkisiz hale getirmenin anahtarı olmuş. Hepimiz biliyoruz ki, İslam dünyasının, düşmanlarına karşı koymadaki en büyük yetersizliği ‘caydırıcılık’ yönünün zayıf olması. Bugün Filistin topraklarını en arsız yöntemlerle gasp eden, Gazze’yi, Lübnan’ı tarumar eden, Mescid-i Aksa’yı keyfine göre kapalı tutan İsrail, tarihinde böyle bir caydırıcılıkla karşılaşmamıştı. İran’ın bölgedeki yerel müttefikleriyle gerçekleştirdiği misilleme darbeleri Evanjelist-Siyonist terörün ağır hasar almasına yol açtı. Bu varoluş savaşına birkaç İslam ülkesi daha askeri destek sunabilseydi belki de bugün Siyonist işgal rejiminin tamamen yıkıldığını konuşuyor olabilirdik.

İsrail’in bölgesel fitne projesi, uğruna milyonlarca Müslüman’ın canına kastettiği Arz-ı Mev’ud yani Vaat Edilmiş Topraklar bir diğer adıyla Büyük İsrail Projesi’nin İran’ın direniş duvarına şiddetli bir toslamayla çakıldığını seyrettik. “Bir çiçekle bahar gelmez ama her bahar bir çiçekle başlar” öyle ya İran’ın 40 günlük savaştaki etkili darbeleri belki yıkamadı ama yıkılmaz denilen muhkem surlarda sağlam bir gedik açılmasına sebep oldu. Belki de azim ve gayretle vurulacak yeni darbeler, bozguncuları koruyan o surların yıkılmasına yol açacak.

Zorları kolaylaştıracak ve zafere ulaştıracak olan yegâne güç sahibi, her şeye gücü yeten Allah azze ve celledir. Kula düşen imtihanının gereği olarak sefere çıkmak ve elinden gelen gayreti ortaya koymaktır. Batıla karşı hak cephesinde yer alanlara, İslam düşmanlarına ‘caydırıcı’ darbeler vurabilenlere ne mutlu.