İsrail, Türkiye’ye saldırabilir mi?

Abone Ol

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, “İsrail’in Türkiye’ye bir doğrudan tehdidi olabilir mi?” sorusuna, “Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı’mız iç cephenin öneminden bahsetti ve bunu mutlaka sağlamamız gerektiğini ifade ettiler. Ben kesinlikle Sayın Cumhurbaşkanımızın çok haklı olduğundan yanayım. İç cephe her zaman bize lazım. Yani barış ortamında da olsak iç cephenin bütünlüğü, güçlülüğü her zaman bir ülkenin lehinedir. ‘Efendim İsrail Türkiye'ye saldırır mı?’ Cumhurbaşkanı’mız zaten böyle bir tehlikeyi görmese böyle bir şey ifade eder mi? Elbette ki saldırabilir” şeklinde cevapladı.

Bu açıklamanın Gazze katliamına “askeri, ekonomik ve siyasi” etkili hiçbir yaptırım yapmayan, sadra şifa olacak bir çözüm getiremeyen; üstelik katliamın başladığı 7 Ekim 2023 tarihinden 2 Mayıs 2024 tarihine kadar tam 7 ay İsrail’le ticareti devam ettiren hükümetin kamuoyundaki tepkilerle bağlantılı yaptığı açıklamalar olarak değerlendirmeliyiz. Değilse, hiç kimse, bir terör şebekesi olan Siyonist İsrail’in gücünden çekinen bir ülke olduğumuzu, yöneticilerin bunu böyle gördüğü bir anlayışı asla kabul etmez.

Gazze’deki Siyonist katliamından sonra insanlar Türkiye’deki mevcut yönetimden “Türkiye olarak, her an uçaklarımızı havalandırıp Tel Aviv’i vurabiliriz” açıklaması beklerken, “İsrail bize saldırabilir” açıklamasının yapılmış olması vicdanları incitmiştir.

Bu açıklama, mağlubiyet psikoloji değil de nedir?

Siyonist İsrail kim ki, Türkiye’yi vuracakmış?

Tarihin en şerefli milletinin vatanına kastedecek bir devlet dünyada yokken, devlet olmaktan uzak, işgalci ve katliamcı bir topluluğu devlet gibi meşru görmek ve gücünü abartmak; iç kamuoyuna mesaj vermek için dahi olsa asla kabul edilemez.

Siyonist İsrail, savaş uçağı, tankı, etkili füzesi, savunma sistemi olmayan bir avuç inanmış topluluk olan “HAMAS’a ve Hizbullah’a” karşı başarılı olamamışken; Lübnan’daki kara harekâtında bir arpa boyu yol alamamışken, böyle bir terör şebekesinin bütün kurumlarıyla tam bir devlet hüviyetini haiz Türkiye’mize saldırma cesaretini göstermesi mümkün değildir. Böyle bir tehdide yeltenmesi halinde asla başarılı olma şansının olmadığı apaçıktır.

Siyonist İsrail, karşısında ciddi bir devlet görmediği için bu denli pervasız hareket etmektedir. Türkiye başta olmak üzere İslâm âleminde düzenli ordusu olan her ülke, bu şımarık çocuğa haddini bildirme gücüne sahiptir. İnsan kaynağı sınırlı, jeopolitik konumu gereği bölgede sıkışmış işgalci bir şebekenin ciddiye alınması asla kabul edilemez.

Eskiden, Müslümanların her biri kapısının önüne bir kova su dökse, biriken bu su akını İsrail’i boğar anlayışı hâkimken dahası İsrail’in ABD’nin şımarık çocuğu olduğu, ağabeyi daha buraya ulaşamadan yerle bir edilebileceğine inanılırken, ne ara İsrail ciddiye alınır, Türkiye’ye karşı tehdit olur hale gelmiştir?

Farz-ı muhal, İsrail bizi tehdit eder hale gelmişse, Türkiye’nin ön alması, HAMAS’a, Hizbullah’a ve Lübnan hükümetine yardım etmesi; tehdidi sınırlarından uzak tutmak için adım atması gerekmez mi? Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlayıp, bölgedeki Müslüman ülkelerle iş birliği yaparak İsrail’in yayılmacı politikalarını durdurması gerekmez mi?

Bunların hiçbirini yapmaya muktedir değilsek dahi, terör şebekesinin “ülkemize saldırabileceği”ni içeren bir cümlenin kurulmaması, bu tür açıklamaların en azından motivasyonumuzu olumsuz etkileyebileceği cihetiyle söylenmemesi gerektiği ortadadır.

Unutulmamalıdır ki, İsrail’in işgal ettiği Filistin toprakları, dinen ve tarihen bize aittir. Dinen bizimdir, zira Mescid-i Aksa ve Kudüs, işgal altındaki topraklardadır. Mescid-i Aksa bizim ilk kıblemizdir ve yeryüzündeki en mübarek üç mescidden biridir.

Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde Mescid-i Aksa ve etrafının (Kudüs vb.) kutsal olduğu belirtilmektedir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir” (İsra, 1) buyrulmaktadır.

Tarihen bizimdir. Zira, ecdadımız Osmanlı, bu topraklarda 400 yıl hüküm sürmüştür. Filistin’in işgal edilmeden önceki son sahibi biziz.

Bu cihetle, Türkiye’nin, İsrail’i işgal ettiği topraklarından söküp atmak için gayret göstermesi, bunun için mücadele etmesi gerekir. Buna güç yetiremiyorsak en azından Misâk-ı Millî sınırlarımıza hiçbir devletin kastedemeyeceği anlayışını korumaya devam etmek gerekir.

“İsrail bize saldırabilir” açıklaması yerine, İsrail’in bir devlet değil, işgalci bir terör şebesi olduğunu bütün dünyaya duyurmak için çalışmak gerekir.