İsrail le bir siyasi kriz olduğu söyleniyordu. One minute
adlı tuhaf olay (ki oradaki one minute ün toplantının moderatörüne olduğu
söylenmişti halihazırda) 2009 da yaşanmış ve kamuoyu önünde gerilen
Türkiye-İsrail ilişkileri, 2010 daki Mavi Marmara katliamıyla yine kamuoyu
önünde krize doğru evrilmişti.
Siyasi kriz yaşanırken, ticari ilişkilerin daha da hız
kazanması ve iki ülke arasındaki ticaretin Cumhuriyet tarihinin rekorunu
kırması da bu tuhaf kriz manzarasını daha da acayip hale getirdi. Yani bir
düşünelim; Rusya ile siyasi kriz yaşayan Türkiye nin Rusya ile olan ticareti
bir anda ciddi oranda düşerken, çok daha derin bir krizde olduğumuz iddia
edilen İsrail le ticaretimiz rekor üstüne rekor kırdı! Ya Rusya ile yaşananlar
kriz değil ya da İsrail le
Burada meselenin nirengi noktası, Türkiye nin neden
İsrail le ilişki kurmak zorunda olduğudur aslında. Bölgede kendisine can damarı
ve soluk borusu arayan, ABD nin ardı arkası yardımları olmasa belki nefes bile
alamayacak olan Ortadoğu nun bağrındaki paslı hançer olan İsrail le ilişki
kurmak Türkiye ye ne kazandırmıştır, ne kazandıracaktır
3 senen önce, İsrail Başbakanı Netanyahu nun Başbakan
Erdoğan dan telefonda özür dilediği söylenmişti. Yakınlaşma için kapı
böylelikle aralanmış oldu. İktidara yakın medyanın aktardığı ve doğruluğu
tartışmalı bilgilerle kamuoyu bu anlaşmaya hazırlandı. Hoş, toplumun
muhafazakar kesimi öyle bir hale geldi ki, İsrail le anlaşmaya alıştırılmamış
olsalar da muhtemelen herhangi bir tepki göstermeyecekler. Vardır bir
bildikleri deyip geçecekler muhtemelen.
Ancak gelin görün ki, resmi özür bir türlü görülemedi.
İsrail in katlettiği insanlar için tazminat (20 milyon dolar, yani bir futbolcu
parası) ödeyeceği söylendi. Ancak katliamcı askerlerin yargılanmasını kabul
ettiğine dair herhangi bir bilgi gelmedi. Bugün bu meseleye bakınca, İsrail in
dilediği söylenen bir kuru özür ve ödemeyi taahhüt ettiği tazminat dışında
ortada hiçbir şey yok. Tam aksine, Türkiye nin, yasa marifetiyle İsrailli
askerler hakkındaki davaları düşürmesi gibi acayip hususlar çalınıyor
kulaklarımıza. Türkiye yi, İsraille yakınlaşmaya bu kadar hevesli kılan şey ne acaba
Ne olduğuna dair işaretleri devletin resmi haber ajansı son
birkaç aydır veriyordu. Doğu Akdeniz de İsrail e ait olduğu iddia edilen
doğalgazın Avrupa ya pazarlanmasında Türkiye nin en uygun seçenek olduğuna dair
yapılan haberler, bu yakınlaşmanın altyapısıydı herhalde. Muhtemelen, iki ülke
arasındaki buzların erimesine bu doğalgaz meselesi ciddi bir yer tutuyor. Öyle
olmasa, devletin ajansı birkaç ay içinde 5-6 kez aynı konuyu haber yapmazdı
herhalde.
Türkiye den Kıbrıs a giden suyun İsrail e verilebileceğini
söylemişti Başbakan Yardımcılarından birisi. Ülkemizin muhafazakar cenahı, bu
sözleri her zamanki gibi kulakları üzerine yatarak duymazlıktan geldi.
Türkiye nin İsrail e su satmasının ticari olarak bize ne gibi bir faydası
olabileceğini, faydası olsa bile İsrail e can suyu vermenin vebalini sorgulayan
olmadı tabii ki. Standart olarak İsrail e küfredip, uygulamaya gelince en büyük
iyiliği yapmanın dayanılmaz hafifliğine kapıldılar herhalde.
Öyle bir noktadayız ki, lafa gelince Kudüs sevdalısı kesilip
Siyonist İsrail e lanet yağdıranlar anlamsızca sus pus olmuş, yakınlaşmayı ve
ardından gelecek anlaşmayı bekliyorlar. Siyasi iktidara yönelik en ufak bir
eleştiri için bile çarşaf çarşaf gazete ilanları veren STK lar, İsrail le
anlaşmayı görüyor bile.
İşte bu samimiyetsizliktir aslında, bizi (siyasi iktidarın
söylemiyle) İsrail e muhtaç eden . Bu hesaplı kitaplı olma, bu cin olmadan
adam çarpmaya kalkma halidir, bu pragmatik, menfaatçi, güce odaklı anlayıştır
maalesef. Kalkıp bir kişi bile İsrail le anlaşmanın sağlayacağı maddi menfaat,
yükleyeceği vebalin yanında bir hiçtir diyemiyor.
Ne yazık!