İsrail saldırılarının düşündürdükleri

Abone Ol

Yazı yazmak, sadece tarihe not düşmekten ibaret midir; yoksa, geleceğe yeni kapılar açmak, yeni çözümler üretmek midir Bence, iyi ve dikkatli bir yazarın görevi, mümkünse her ikisini birden yapmak, ama daha çok ikinci yazdığıma, yani geleceğe yönelik çare ve çözümler üretmek olmalıdır. Nitekim, bir yazar olarak yapabildiğim kadarıyla, durumdan vazife çıkarırcasına, bu görevi yerine getirme çabası içindedeyim

Bugün yazacağım konuya bu düşüncelerle giriş yaptıktan sonra, İsrail in Filistin ve Lübnan a, Beyrut ve daha başka yerlere yaptığı vahşi saldırıları ve bu vesileyle düşündüklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum

*

Önce şehitlerimize rahmet

Yazımın sonunda şehitlerimiz için Allah tan dileyeceğim rahmeti, başta diliyorum:

Allah bütün şehitlerimizin mekânlarını cennet eylesin!

Maalesef, Urfa ve Gaziantep te, Diyarbakır daki İsrail i Tel in Filistin e Destek Mitingi nden dönerken, dört Saadet Partili genç geçirdikleri trafik kazası sonucu şehit oldular.

Kazalarda toplam 9 kişi öldü, 35 kişi yaralandı. Saadet Partisi Gaziantep Gençlik Kolları Başkanı İzzettin Yıldız (26), Şehitkamil İlçesi Gençlik Kolları Başkanı İbrahim Selçuk Karipçin (26), Ömer Tutçu (18) ve otobüs şoförü İsmail Avcı (30) hayatını kaybetti. Saadet Partisi Viranşehir eski İlçe Başkanı Mehmet Nuri Bilici de, geçirdiği diğer bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.

Allah, bugünlerde yurt içinde ve yurt dışında, özellikle de kardeş İslâm ülkelerinde düşman saldırıları sonucunda âhirete göçen bütün şehitlerimize sonsuz rahmetler ihsan eylesin

Allah tan duâ ve dileğim, bu şehadetlerin yaşayanlara ibret ve uyanış vesilesi olmasıdır

*

İsrail neden saldırıyor

İsrail oğulları kendilerini seçilmiş kavim sayıyorlar ve saldırıyorlar!..

Doğrudur!

Onlar fitne, fesat, savaş ve katliam yapmak için seçilmiş kavimdirler! Doğrusu bu saydıklarımı onlardan daha iyi yapabilecek bir başka kavim yoktur ve İsrail oğulları bu zulümleri yapmak için seçilmişlerdir.

Bugünkü İsrail de iki görüş savaşmaktadır. Bunlardan birincisi, barışsever Yahudilerin temsil ettiği görüştür. Bunlar diyorlar ki, biz Filistinlilerle barışalım, komşularla iyi olalım. Kendimiz siyaseten ve askerî olarak değil, ekonomik olarak çevremizde etkin olalım...

Diğer görüş sahipleri ise, şimdiki İsrail hükümetinin temsil ettiği görüş ve siyaset sahipleridir. Amerika daki zalim sömürü sermayesine hükmeden ve ABD siyasetinde etkin olan Yahudiler de bunları desteklemektedir. Henüz üç aylık olan mevcut İsrail hükümeti de istenenleri uygulamaktadır. Yahudi askerlerini kaçırtanlar da onlardır. Şimdi bunlar bahane edilerek Filistin ortadan kaldırılacak, Lübnan da işgal edilecektir

Irak zaten işgaldedir

Sonra Suriye ve İran a saldırılacaktır

Türkiye ise 30 yıldır PKK ile mi savaşıyor, zannediyorsunuz ..

Bu fitne, fesat, zulüm, savaş ve katliamlar ne zamana kadar sürecektir Kudüs ü adaleti ile teslim alan yeni bir Hazreti Ömer veya Filistin i zalim Haçlılar dan kurtaran yeni bir Selahaddin-i Eyyubî çıkıncaya kadar. Elbette, bu liderlerden önce, o liderleri yetiştiren topluluğun ve adil bir düzenin oluşması gerekmektedir. Bunlar gerçekleşince, Allah o topluluk içinden o liderleri çıkarır ve onlar da Filistin ve Kudüs ü, aynen tarihte tekerrür ettiği gibi, günümüzde de zalimlerin yönetiminden kurtarıp adil bir düzene kavuşturur.

*

Çağdaş Moğol saldırıları

Bir zamanlar doğudan gelen zalim Moğollar bölgeyi istila etmişti, şimdiki çağdaş Moğollar ise batıdan geldiler. Meseleye bir de bu pencereden bakmak gerekiyor. Bu yazıyı yazdığım 18 Temmuz günü, Mümtaz er Türköne, Ortadoğu için umut var mı başlıklı uzun yorum-yazısının sonunda, bakınız neler yazmış: Moğol istilası Müslümanların yaşadığı coğrafyayı kasıp kavururken o zamanlara özgü, bizim yaptığımız bir yorum da vardı. Mevlânâ, Yunus Emre, Ahi Evren tam da bu dönemden bugünlere ulaşan isimlerdir. Bu isimlerin bize verdiği mesaj, yangın yerinden kalpleri onararak, dayanışmayı kuvvetlendirerek ve toplumu yeniden organize ederek çıkmak gerektiğidir. Siyasetin veya şiddetin değil, toplumun yeniden organizasyonu. İslâm toplumlarının 15 asırdır çok parlak örneklerini verdikleri dayanışma ve yardımlaşmayı yeniden diriltmek ve çözümü toplumda aramak. İslâm dünyası için de, Ortadoğu için de gerekli olan sadece bunlar. Ortadoğu da ne dışarıdan gelen işgalcilerin, ne de içerideki aktörlerin çözüm bulma istekleri ve şansları var. Çözümü bulacak ve getirecek tek aktör, İslâm toplumunun kendisi. Demokrasi nin İslâm toplumlarına uygun formları ile birlikte sivil geleneğin gelişmesi ve işbaşına geçmesi gerekiyor

Aslında Mümtaz er Hocanın Ortadoğu için önerdiği çözüm, bugünün dünyasında bütün beşeriyetin beklediği ve muhtaç olduğu çözümdür. O çözüm de "Adil Dünya Düzeni" olarak gelmektedir