Hasan Cemal, Milliyet‘deki ‘İnsanın yüreğini parçalayan İsrail saldırılarıyla güvenlik ve barışı unutun!‘ başlıklı yazısında Gazze‘nin ve Filistin‘in gerçeklerini aktarıyor:
Gazze Valisi Muhammed Kutva‘yla görüşmüştüm 2004‘te. (...) Şöyle demişti: "Ansızın bir Apaçi helikopteri gece vakti vuruyor bir ocağı, bir aileyi, bir ağacı... Söyler misiniz ne yapacaksınız? Topraklarınız işgal altında... Vuruyor işgalci! Çiçekle mi gideceksiniz ona?.. Herkes bildiği gibi savaşacak işgalciyle. Hamas öyle, şu böyle, o öyle savaşacak, İsrail işgali altındaki toprağını kurtarmak için..."
El Fetih üyesiydi Gazze Valisi.
Hamas‘tan hoşlanmıyordu.
Ama aleyhinde konuşmuyordu. ‘İntihar eylemleri‘ konusunda susuyordu. Sıkıştırınca sözü İsrail‘e getiriyordu:
"Bakın, buraların altyapısını yerle bir eden İsrail. Yoksulluğa mahkûm eden de o. Buradaki radikalleşmeye İsrail yardımcı oluyor. İnsanlar umudunu yitirdikçe, radikalleşiyorlar. Toprakları, memleketleri işgal altında. Hepimiz bunu ortadan kaldırmak istiyoruz. Fakat herkesin yolu, yolları farklı. Ama düşmanımız ortak: İsrail. Fakat barış sürecinde yol alınırsa, hava değişir, radikalizm de eski gücünü kaybeder." (...)
Robert Fisk, gazeteci, Ortadoğu‘nun en kıdemli yorumcularından biri geçen gün şöyle yazmıştı:
"Evet, İsrail‘in de güvenliğe hakkı var. Fakat bu kan banyoları o güvenliği getirmiyor. 1948‘den bu yana hiçbir hava saldırısı İsrail‘i korumadı. İsrail, Lübnan‘ı 1975‘ten beri binlerce kez bombaladı. Ama bunların bir teki bile ‘terörizm‘i ortadan kaldıramadı." (The Independent, 29.12.08, çevirisi: Radikal, 30.12.08, s. 10)
Sözün hükmü fazla kalmadı.
Televizyon karşısına oturup insanın yüreğini parçalayan İsrail saldırganlığını seyrederken, insan ne barışa, ne güvenliğe şans tanıyabiliyor.
Daha önce de yazmıştım.
İsrail böyle giderse, ‘lanetlenmiş bir ülke‘ olarak tarihe geçecek.(...)





