Suriye ve İran a yönelik kimyasal ve nükleer silahları
önleme çabaları sürdürülürken, İsrail in bu konuda bypass edilmeye çalışılması
ve bu ülkenin elindeki tehlikeli nükleer ve kimyasal güçten endişe duyulmaması,
bu konuda hiçbir adımın atılmaması, bu alanda inisiyatif ortaya koyulamaması,
kullanılan retorik ve inkâr edilmez teatral rol gösterilerle gerçeklerin
maskelenmeye çalışılması hangi ölçütle açıklanabilir.
Batı, ana hammadde tedarikçisi olarak Suriye de,
gerçekleşmesine büyük katkı sağlanan kimyasal silahların üretilmesi
sonuçlarından birinci derecede mesul iken, şimdi ise yaldızlı bahanelerle ve
ısrarla sorumluluktan uzak durma çabası anlaşılır gibi değildir.
Suriye de mevcut sorunun çözümü için en önemli kıstas
olarak ön plana çıkmaya başlayan kitle imha silahlarının önlenmesine yönelik
çabalar, İsrail i de kapsamadığı sürece Ortadoğu da yaşam tam anlamıyla yetkin
olamaz.
Ama ABD Başkanı Barack Obama, kendini feda etme noktasına
kadar, İsrail in çıkarlarını ön plana çıkarmaya çalışan bir Bodhisattva gibi
rol üstlenerek aynı kısır döngü içerisinde hareket etmeye yeğlemektedir.
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, BM Güvenlik Konseyi nin
Suriye nin kimyasal silahlarının yok edilmesi için harekete geçmesi gerektiğini
vurgularken ABD Başkanı Obama da, İran ın nükleer silahları bırakmada ciddi
olması durumunda görüşme yapabileceğini belirterek bir bakıma İsrail in
hedefini ortaya koymaya çalışmaktadır.
ABD Başkanı Obama nın 30 Eylül de İsrail Başbakanı
Netanyahu ile gerçekleştireceği görüşmenin ana konusu da hiç şüphesiz İran
olacaktır. Netanyahu nun Obama ile masaya yatıracağı İran nükleer programının
önlenmesi dört adım üzerine şekillenmiş durumdadır. Netanyahu nun isteği
doğrultusunda; İran da uranyum zenginleştirme çalışmasının durdurulması, tüm
zenginleştirilmiş uranyumun yok edilmesi, Kum daki nükleer tesisin kapatılması
ve plutonium (plütonyum) track çalışmasının durdurulması.
Aynı İsrail, 1983 te Kimyasal Silah Konvansiyonu (CWC) nu
imzalamasına rağmen onaylamamış ve Necef Çölü ndeki Dimona Hassas Depolama
Alanı nda kimyasal üretim ve depolama tesislerine sahiptir. İsrail in kimyasal
programının önemli bölümünün Ness Ziona daki İsrail Biyolojik Araştırma
Enstitüsü nde olma ihtimali üzerinde de durulmaktadır.
Hatırlanacağı üzere, Necef Nükleer Araştırma Merkezi nde
çalışmakta olan Mordechai Vanunu adlı Sefardi asıllı Yahudi teknisyen, 1986 da
yaptığı açıklama ile İsrail in nükleer programını açığa çıkarmış ve bunun
üzerine MOSSAD ajanları tarafından İtalya da yakalanarak İsrail e getirilmiş
onsekiz yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
Bu arada İsrail, kendi ulusal güvenlik çıkarlarına aykırı
olarak gördüğü Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (Nuclear
No-Proliferation Treaty) nı imzalamayarak UNODA ya adeta meydan okumaktadır.
ABD, İsrail in Ortadoğu daki güvenliği için Suriye nin
elindeki kimyasal silahları ve İran ın nükleer programını hedef tahtasına
yerleştirmişken, İsrail in elindeki mevcut kimyasal ve nükleer silah stoku için
hiçbir adımın atılmaması ise düşündürücüdür.