İsrail Güçten Anlar

Abone Ol

Geçtiğimiz pazar, Saadet Partisi ve Anadolu Gençlik Derneği’nin öncülük yaptığı ve çok sayıda sivil toplum kuruluşunun destek verdiği Kudüs Mitingi muazzam bir kalabalıkla gerçekleştirildi. Türkiye’nin dört bir yanından, yaşlı genç, kadın erkek pek çok Kudüs ve Filistin sevdalısı, pek çok ümmet aşığı İstanbul’a aktı. “Vur vur Siyonizm’e vur” marşı ve “Kahrolsun İsrail” sloganı ile devam eden mitinge damgasını vuran cümle Erbakan Hocamıza ait “İsrail güçten anlar” sözü oldu.

Ne demekti “İsrail güçten anlar?” Hepimizin sandığı gibi yalnızca devlet olarak atılacak adımlar, kınamanın ötesinde uygulanacak yaptırımlar mıydı? Elbette büyük ölçüde yapılması gereken şey buydu. Fakat bizim fert olarak hepimizin, tek tek her birimizin yapabileceği bir şey yok muydu? Sadece mitinge katılmanın yeterli olacağını zanneden, mitingde attığı “Kahrolsun İsrail” sloganı ile İsrail’i yerle bir ettiğine inanan ve kendini, bir nevi Filistinli kardeşlerine karşı görevini yerine getirmiş sayan bizler, maalesef normal hayatta da İsrail’e gücümüzü gösterebileceğimize inanmayız ve markete girdiğimizde miting ruhumuzu rafa kaldırırız...

Oysa biliyoruz ki İsrail yıllardır Filistin’de, yüzyıllardır tüm dünyada zulüm yapıyor. İlk kıblemiz Mescid-i Aksa’da ezanı ve cuma namazını yasaklayacak kadar da küstahlaştı. Bu durum her zaman gündemdeydi zaten. İsrail her zaman azgındı, Siyonizm her zaman zalimdi. Fakat biz, cumartesi günü yapılan mitinge katılarak, katılamasak da destekleyerek, hem dilimizle hem de kalbimizle İsrail’e haddini bildireceğimize, güçten anlayan İsrail’le anlayacağı dilden konuşacağımıza dair bir söz verdik.

Artık bundan sonra herkes, verdiği sözün ne kadar arkasında duracağının imtihanını verecek. Asıl bundan sonra Aksa’ya olan aşkımız kendini belli edecek...

Filistin konusunda ne kadar hassas olduğumuz, oturduğumuz lokantada masamıza konulan su Yahudi’ye yardım ediyor diye içmediğimiz, o suyu değiştirdiğimiz, olmuyorsa da o restoranı terk ettiğimiz zaman ortaya çıkacak. Filistin’de kundağında şehid edilen ağzı süt kokan bebelere ne kadar şefkat gösterdiğimiz, sıcak yatağında uyuyan el bebek gül bebek büyüttüğümüz yavrumuz bizden adı boykot listesinde olan bir dondurmayı istediği zaman ortaya koyacağımız tepki ile belli olacak.

Ezanların susturulmasının ne kadar canımızı yaktığı, cumanın yasaklanmasının ne kadar öfkemizi artırdığı, günde beş vakit duyduğumuz ezan okunurken, her cuma camide rahat bir şekilde namazımızı kılarken yaptığımız dualar ile ortaya çıkacak.

Orada İslam uğruna mücadele veren bir oğlu şehid olunca “Bir tane oğlum daha var, onu da cihada göndereceğim” diyen annenin kalp atışlarını yüreğimizde hissedip hissetmediğimiz, halımıza damlayan vişne suyunu çıkarmak için “Ama ne yapayım, en iyi bu temizliyor” bahanesine sığınarak bir numaralı İsrail yanlısı ürünü kullanmaktan vazgeçtiğimiz zaman anlaşılacak.

Filistin derdini ne kadar kendimize dert edindiğimiz, bir yandan İsrail’e lanetler yağdırdığımız haberleri izlerken bir yandan da elimizde tuttuğumuz sigaranın her dumanında aslında onlara yardım ediyor olduğumuzu fark ettiğimiz zaman ortaya çıkacak.

Ne kadar Kudüs sevdalısı olduğumuz, ne kadar Filistin aşığı olduğumuz, sadece birkaç dakikalık keyif için yediğimiz cips markamızı seçerken, yazın sıcağında kavrulsak bile kola’ya elimizi uzatmazken belli olacak.

Filistin kurtulursa ümmetin kurtulacağına ve bu uğurda bir şeyler yapmamız gerektiğine olan inancımızda ne denli samimi olduğumuz, sandık başına gittiğimiz zaman ortaya çıkacak...

Aksa sevdalısı olarak kendini tarif eden herkes bilmelidir ki bir yandan yapılan basın bildirilerine, mitinglere katılarak İsrail bayrağı yakarken diğer yandan evimizin her yerini, mutfağımızın her rafını daha kaliteli olduğu, daha lezzetli olduğu gerekçesiyle İsrail yanlısı boykot ürünleri ile doldurmak samimiyetten çok uzaktır ve yalnızca gazımızı almak için atılan adımlardır.

“Sadece miting yapıyoruz” deyip de yapamadığımız şeyi de söyleyerek vicdan rahatlatma yoluna gidenler olarak bilmeliyiz ki güçten anlayan İsrail’e vurabileceğimiz çok güçlü darbelerimiz vardır. En başta her şey elinde olan Rabbimize yönelerek başta Filistin olmak üzere tüm mazlum kardeşlerimizin kurtuluşu ve başta Siyonizm olmak üzere tüm zalim zorbaların cezasını bulması için gözyaşları eşliğinde dualar etmeliyiz.

Ardından sadece duanın yetmeyeceğini bilerek evimize aldığımız mobilyadan, dolabımızda duran dondurmaya, elimizdeki telefonlarımızdan çiğnediğimiz sakızımıza varan ve hayatımızın her alanını kaplamış olan boykot ürünlerini tanımalı, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu komikliğini yaşamamak için hem kahrolması için dua edip hem de dolaylı olarak yardım eder pozisyonuna düşmemeliyiz.

Ve belki de atılacak adımların en güçlüsü olarak seçeceğiniz isimleri iyi belirlemeli, yönetimde gerçek Filistin âşıklarına, İsrail’le gerçekten diplomatik olarak da anlayacağı dilden konuşacak olanlara yer vermeliyiz.

Her şey yalnızca Rabbimizin elindedir. Bunun için biz üzerimize düşen her şeyi yaptıktan sonra geri kalanını Rabbimize havale etmeli ve O’nun tüm zalimleri kahrettiği gibi İsrail’i de yerle bir edeceği gün en azından üzerimize düşeni yapmış olmanın verdiği huzuru yaşamak için beklemeliyiz.