Tarihe One Minute Krizi olarak da geçen Davos
Gerginliği sonrası İsrailli yetkililer basın üzerinden Ankara yı hedef alan
bir takım açıklamalarda bulunmuşlardı. Dış siyasette eksen kayması yaşadığını
iddia ettikleri Türkiye nin İsrail i çevrelemeye çalıştığını, fakat bundan
sonraki süreçte kendilerinin bir karşı
kuşatma politikası izleyeceklerini duyuruyorlardı.
Söz konusu açıklamada, çevreleme politikasına Azerbaycan
ve Gürcistan ile başlanacağı da vurgulanmaktaydı. Burada Azerbaycan ın
seçilmesinin İsrail açısından Türkiye ye yönelik büyük bir sembolik anlamı da
bulunmaktaydı.
Tel Aviv i bu karara iten sebep, elbette sadece Davos ta
Başbakan Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Peres arasında yaşanan tartışma değildi.
Krizin temelinde bölgesel liderlik bağlamında alttan alta yaşanan mücadele ve
Türkiye nin 2007 başından itibaren aktif bir şekilde uygulamaya koyduğu yeni
dış politika ve güvenlik doktrini yatmaktaydı.
Bu kapsamda, Başbakan Erdoğan ın Peres in sahsında
İsrail in Gazze de yaptığı katliamlara karşı tavır alması, aslında Türkiye nin
Gazze üzerinden tüm Ortadoğu ve İslam dünyasına yönelik yeni politikasının bir
parçasıydı. Gazze ısrarının altında Filistin-İsrail meselesinin İslam
dünyasında taşıdığı sembolik önem kadar, bazı devletlerin bu mesele üzerinden
dış politikada ön plana çıkmaya başlayan tekelci rolleri ve etkileri de
yatmaktaydı.
Nitekim Davos sonrası Türkiye alandaki etkisini daha da
genişletti ve derinleştirdi. Osmanlı nın dönüşü olarak da adlandırılan bu
durum, Arap sokaklarında, örgütlerinde ve rejimlerinde büyük bir ilgi gördü.
Türkiye, yürüttüğü akıllı güç politikasıyla bir taraftan bölgedeki örgütler ve
rejimlerle yakın ilişkiler geliştirirken, diğer taraftan da mekik diplomasisi
ve arabuluculuk faaliyetleriyle İsrail in krize dayalı siyasetini akamete
uğratmaya ve manevra alanını daraltmaya çalıştı.
Bu politikada ABD nin verdiği doğrudan ve dolaylı
destekleri de göz ardı etmemek gerekiyor. Nitekim, Türk-Amerikan
ilişkilerindeki Tezkere ve Çuval krizlerinin yerini bahar havası almakta
gecikmedi ve Ortadoğu-İslam dünyası merkezli yeni bir stratejik ortaklık süreci
başlatıldı.
ABD nin hesabı çok netti. Hem Direnç Cephesi ne kaymaya
başlamış bulunan Türkiye yi yeniden kazanacak, hem de Ortadoğu-İslam dünyası
politikalarında kendisi açısından bir sorun oluşturan İsrail ve Yahudi Lobisi
Türkiye ile dizginlenecekti. ABD, ayrıca yükselişte bulunan Amerikan
karşıtlığının önüne geçmeyi ve artan maliyetlerini de asgariye indirmeyi
hedeflemekteydi...
Türkiye, böylece 2009-2012 aralığında çok hızlı mesafe
almaya başladı, taki Obama nın ikinci kez başkanlığa aday olmasına kadar.
Burada yaşanan Suriye krizi de, hiç kuşkusuz işin tuzu biberi oldu...
Sonrası itibarıyla durum malum, rüzgar tersten esmeye
başladı ve Ankara uzunca bir süre Birinci Obama dönemiyle ikincisi arasındaki
farkı, özellikle de İsrail politikaları ve Türkiye ye yönelik tavır değişikliği
bağlamında değerlendirmekte zorlandı. Dananın kuyruğunun koptuğu an ise,
Başbakan Erdoğan ın Mayıs ayındaki ABD ziyareti oldu.
Suriye krizi ve Irak la derinleşen krizin ardından
İran la ilişkilerde yaşanan sıkıntılar ve son olarak Mısır ı müteakiben ortaya
çıkan Lübnan, Ürdün ve Körfez bağlamında kendisini açık ya da örtülü bir
şekilde gösteren sorunlar Türkiye yi kontrollü bir yalnızlaştırma sürecinin
içerisine soktu. Aynen İsrail in 2009 başlarında dediği gibi...
Evet, İsrail Türkiye yi kuşatma politikasına Kafkaslar
ile başladı fakat orada durmadı. ABD ye rağmen Romanya ve Bulgaristan dan
devamla bu halkayı Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi, Lübnan vb. ülkelerle devam
ettirdi. Kuşatmayı Kuzey Irak ile de güçlendirmeye çalışan İsrail, son olarak
Mısır daki operasyonla Türkiye nin bölgedeki örgütler ve devletler bazlı
işbirliği-ittifak sürecine de büyük bir darbe indirdi. Ve görünen o ki, tüm
bunları gerçekleştirirken ABD yi de hiç ihmal etmedi.
Nitekim, Yeni Ortadoğu sürecinde Türkiye nin oyun
dışına itilmesinde ve Değerli Yalnızlık olarak adlandırılmaya başlanan bu
dönemde ABD nin desteğini almış durumda. Başbakan Erdoğan ın Mısır da
gerçekleştirilen darbede İsrail in eli olduğuna yönelik açıklaması sonrası
Washington dan gelen güçlü kınama bunun bir göstergesi olarak karşımıza
çıkıyor.
Asıl endişe verici olan ise, kuşatmanın sadece dışarıyla
sınırlı kalmaması. Türkiye, içeride de güçlü bir kuşatma tehdidi altında. Gezi
sonrası yaşanan gelişmeler ve yapılan değerlendirmeler bunu teyit ediyor.
İşin ilginç tarafı ise, İsrail o dönemde de bunun
mesajlarını vermekteydi. Arzu edenler arşivlere bakabilirler...