Orman yangınlarının yaşandığı Karmen Dağları‘ndayız.
40 gardiyan ve bir emniyet amiri kadının yanarak can verdiği, Türkiye‘nin yangın söndürme uçakları gönderdiği bölgede...
Bölgeden sorumlu bir yetkili yangının çıkış şeklini ve söndürme çalışmalarını anlatıyordu ki, 8-10 İsrailli ellerinde kamera ve fotoğraf makineleriyle bizlerin yanına geldi.
Sürekli olarak biz basın mensuplarının fotoğraflarını çekiyor, kayda alıyorlardı...
Aralarından biri "İsrail‘i tek bir cümle ile tanımlamak isterseniz nasıl tanımlarsınız" diye sordu.
Fiziki bakımdan "Ortadoğu‘da, bir Orta Avrupa ülkesi görünümünde" dedim, kısa sohbetimizde, kendini medya mensubu olarak tanıtan İsrailli‘ye.
Gerçekten de İsrail‘in şehir planlaması bakımından bölge ülkelerine oranla oldukça ileride olduğunu söylemek mümkün. Özellikle Başkent Tel Aviv Avrupai bir kent görünümünde...
Fakat Arapların yaşadığı bölge ve mahalleler bu tanımın dışında kalıyor. Zira Araplar, verilen hizmetlerden yararlanamıyor.
Gördüğümüz Arap mahallelerindeki caddelerde, sokaklarda bulunan konteynerlerde çöp yığınları oluşmuştu. Belediye o bölgelerde çöpleri toplamıyormuş.
Yolları da bakımsız ve bozuk...
İsrail‘de ayrıca şu ayrıntıları gözlemledim:
* İsrail‘de olduğu kadar küçük çocuk ve de hamile kadını bir arada görmedim. Öyle ki her aracın içinde en az 2 tane küçük çocuğun bulunması dikkat çekiciydi.
* Fiyatlar oldukça pahalı... Örneğin meyve ihracatçısı durumunda olan İsrail‘de yerli muz bile 4-5 TL civarında.
* Telaviv, Kudüs ve Hayfa‘da bir tane bile heykel yoktu. Ama bazı yerlerde Siyonizmin fikir babası Macar Yahudisi Theodor Herzl‘in resimleri yer alıyordu.
* İsrail‘in resmi dili İbranice ve Arapça... Tabelalarda, paraların üzerinde, trafik levhalarında yazı dili ( İngilizce de var) İbranice ve Arapça.
* Mescid-i Aksa çevresinde gördüğümüz gibi İsrail emniyet teşkilatında Araplar da görev yapıyor.
* Park yerlerine insanlar arabalarını gelişigüzel park edemiyormuş. Herkesin kendine ait bir park yeri bulunuyor ve bu yer o kişinin üzerine zimmetleniyormuş. Başka bir sokağa veya semte geçenler, yalnızca yabancı araçlar için ayrılan park yerlerine park edebilirmiş.
* İsrail‘de çok sayıda oyun parkları ve bahçeler bulunuyor.
* Bir apartmanla diğerinin arasında mutlaka mesafe oluyor.
* Çöpler özel olarak ayrıştırılmış. Pet şişe ve benzerleri için ayrı çöp tenekeleri mevcut.
* İsrail mutfağı Arap mutfağıyla çok benzerlik gösteriyor.
* İlahi olan üç büyük din için kutsal kabul edilen, defalarca fethedilen, uğruna her dönem büyük savaşların yaşandığı Kudüs sokaklarında siyah fötr şapkalı, siyah ceketli ve pantolonlu, uzun sakallı ve saçlı ‘Dati‘ler dikkatleri çekiyor. Bunlar, askere gitmeyip vergi vermiyorlarmış. Dahası devletten maaş alıyorlarmış. Onlardan beklenti, sokaklarda dolaşıp o toprakların Yahudilere ait olduğunu tüm neslin zihnine yerleştirmeleriymiş. Datilerin bir başka özelliği de çok sayıda çocuk sahibi olmalarıymış.
* İsrail halkının çoğunluğunda göz bozukluğu varmış. Bunun da karanlık olup olmadığına bakılmaksızın her fırsatta Tevrat okumalarından kaynaklandığı belirtiliyor. Ben de aracı kırmızı ışıkta dururken Tevrat okuyan çok sayıda Yahudi gördüm.
* Kudüs‘ün kenar mahallelerinde zaman zaman bomba süsü verilen paketler İsrail polisi tarafından patlatılıyormuş. Bunun da terör endişesini diri tutmak, vatanperverlik duygularını artırmak için uygulanan metot olduğu kaydediliyor.
* İsrail‘de kırmızı ışıkta durunca yandaki arabada bulunanlar kendi yanındakine çatık bir kaşla ya da endişeyle mutlaka bakıyor.
* Kutsal yerlerin bulunduğu yerlerde her din mensubuna rastlıyor, dünyanın her yerinden gelen farklı renkte, farklı dillerde konuşan, farklı dinde insanları görüyorsunuz.
* Kutsal mekânların çevresinde Müslüman, Hıristiyan, Ermeni ve Yahudi mahalleleri ve mabetlerinin iç içe oluşları dikkat çekiyor.
* Doğu Kudüs‘ün hemen her yerinde belediyeden hizmet alamayan, cadde ve sokak aralarında çöp yığınlarının oluştuğu Müslümanlara ait mahalleler göze çarpıyor.
Sonuç:
İsrail ile ilgili gözlemlerimi aktarmadan önce dönüş yolunda havaalanında yaşadığımız aşağılayıcı eziyeti, İsrail‘den kaçış öyküsünü 2 Ocak‘ta geniş bir biçimde yayınlamıştık.(http://www.milligazete.com.tr/haber/israil-de-kâbusu-yasadim-186362.htm) 16:10‘da içine girdiğimiz havaalanından uçağımızın ancak saat 20:15 civarında ayrıldığına dikkat çekmiş, İsrail polisinin söz konusu şımarıkça, büyüklük kompleksi içerisindeki çirkin muamelesine maruz kalan basın mensuplarının tepkisini dile getirmiştik.
İsrail‘in bu tutumuyla Yahudi olmayanlara "Kudüs kutsal toprağımız, oraları bize de ait gibi düşüncelerden vazgeçin. Unutun o toprakları... Kudüs bizimdir... Bir daha buralara gelmeyin... Gelirseniz sizi böyle geldiğinize pişman ederiz." mesajını vermek istediğini belirtmiştik.
...Ve sonuç olarak:
"İsrail‘in tüm dünya ülkelerine karşı takındığı tavrın benzeri olan bu tutumla siz karşılaşsanız, bu ülkeye karşı sempati besler misiniz?" diye sormuştuk.
Siz anlattıklarımı görseniz ve de aynı şeyleri yaşasanız İsrail hakkında ne düşünürsünüz?