İsmaili bir teslimiyet kaç kilo et eder?

Abone Ol

Kurban bayramını acısıyla tatlısıyla geride bıraktık. İslam dünyasının kan ağlayan hali nedeniyle buruk bir bayram geçirdik milletçe. Kesimden kaçan boğalar, kendini doğrayanlar, parklarda kesim yapanlar… Kısaca ne ararsanız vardı bu bayram ama pek ümmetin derdiyle dertlenen yoktu sanki!

Hocalar vaazlarda hep Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’den bahsettiler. İbrahim’in rüyasından, İsmail’in teslimiyetinden anlattılar da anlattılar. Bayram ziyaretleri ve sohbetlerinde ise; kurbanı şurada kestik, şöyle güzel/kötü kesim yeri yapmış belediye, şu kadar et düştü hissemize, bu kadar paraya aldık hayvanı, besili hayvan, yağlı hayvan… gibi cümleler kuruldu.

İbrahim’in yaşadıkları, İsmail’in bıçağa boynunu uzatması pek dillendirilmedi. Kurbanın yakınlık olduğu ama ne etinin ne de kanının Mevla’ya ulaşmayacağı hatıra bile gelmedi sanki. Biz paylaşmanın, yardımlaşmanın en yoğun olduğu günlerde bile sanki biraz farklı mı yaklaşmaya başladık ibadetlere nedir! Eskiden evlerimizin bahçesinde bu ibadeti yerine getirirken vahşet, çirkin görüntüler, hijyen nidaları ile kesim yerlerine tıkıştırıldığımızdan beridir lezzet alamaz olduk kurbandan. Çocuklar koyunları, tosunları sevemez oldular. Aile içerisinde coşkuyla tekbir getiremez olduk. Artık evin beyleri ya da kurban kesenler sabahın erken saatinde kurban kesim yerine gidiyorlar, saati gelinceye değin bekleyerek hayvanın sadece kesilişini o da yarım yamalak izledikten sonra parçalanmış hatta bazı yerlerde kuşbaşı, kıyma haline getirilmiş hisselerini alıp hissiz bir şekilde evlerine dönmekteler. Herkes mesut, mutlu sohbetlerini yaparken bir yerlerde akan kanın insan hele de Müslüman kanı olduğunu hiç hatırımıza getirmiyoruz nedense!..

Hele bir de hayvan keserek ibadet olamayacağını höykürenler var ki onlar yedikleri karideslerin, ızgaraların, ıstakozların, kebapların Konya ovasında yetiştiğini zannettiklerinden kendilerine bir şey demek ciddiye almak olacaktır.

Tatil sonrası dönüş çilesi

Bayram nedeniyle 9 gün tatil ilan edilince çılgınca bir telaş kapladı büyük şehirlerde oturan insanları. Mutlaka şehir dışına giderek tatili orada geçirmeliydiler. Hesaplar yapıldı, biletler alında, arabalar bakıma verildi. Tatilin başlaması iple çekilir oldu. Derken o günler başlayınca hurra şehir dışına gitmeler. Otogarlar dolup taştı, hatta o kadar çok yolcu oldu ki ek seferler düzenlendi. Otobanlar tıkandı, insanlar saatlerce trafik çilesi çektiler. Günler hızla geçti ve bu sefer de dönüş çilesi başladı. Yine aynı koşuşturmaca, yine aynı telaş yaşandı. Otogarlar bu sefer dönenleri ağırladı. Trafik yine kilitlendi. Saatler direksiyon başında dur kalk yaparak geçirildi. Dinlenmesi gereken insanlar daha fazla yoruldular farkında olmayarak.

Büyükşehirlerde kalanlar bu tatil günlerinde çok rahat ettiler. Ne trafik hengâmesi, ne kalabalık meydanlar ne de boşa geçen saatleri olmadı hiç. İnsanlar madem büyükşehirlerden kaçmaya bahane ararlar neden şehirde yaşarlar ki değil mi Hükümet özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi sürekli göç alan şehirler için bir çözüm üretmeli ve göçün önüne geçmelidir. Ama nedense hâlâ Kanal İstanbul gibi çılgın projeler üretilmekte ve şehirler daha fazla şişirilmeye çalışılmakta. Milyonlara milyonlar katma derdine düşülmektedir. Yazık oluyor hem şehirlere hem de insanlara!..

Minik bir tebessüm

Hanımını seven koca

Adam hanımını o kadar seviyormuş ki, her akşam yatarken eşi için şöyle dua ediyormuş:

- Allah’ım onun başı ağrımasın, benim başım ağrısın. Onun bir yeri incinmesin, benim incinsin. Onun bir yeri kırılmasın, benim kırılsın. O hiç üzülmesin ben üzüleyim…

En sonunda ise duasını şöyle bitiriyormuş:

– Allah’ım o dul kalmasın, ben kalayım!..

İlgilisine notlar:

• Twitter’a yeni bir heyecan geldi. TT heyecan kısa zamanda çok işler başardı. Başarılı olacaklarına inanıyor ve devamını bekliyorum…

• Dünyanın en ağır yüklerinden biri aklı sende olmayanı ısrarla yüreğinde taşımaktır.

• “Diyorlar ki; eskiden böyle değildin artık içine kapanıksın... Dedim ki: İçindekiyle yetinen bu gönül elleri ne yapsın” (Hz.Mevlana

• Bizler; çarpık kentleşmenin beton ormanlarının, yeşile olan hasretliğini engin yüreklerinde dindirmiş bir nesiliz.

• “Kurban paylaşmaktır”ı sosyal medyada kurbanlıkla çekilmiş fotoğrafı paylaşmak şeklinde anlayan din-i-dar bir gençlik var.