İslâm'ın Aydınlığında ?I-

Abone Ol

Hayatımız, düşünce geleneğimizin içinde geçiyor hamdolsun. Düşüncelerimiz, eylemlerimiz, edimlerimiz bu ruhun içinde olunca kendimizi daha anlamlı ve işe yarar olarak görüyoruz. İşe yarar olmak için, iş yapmak ve düşünce üretmek gerekiyor. Hayatımızı ve düşüncemizi başkalarının kavgası üzerine kurarsak bir iş yapmış sayılmayız. O sadece bir oyalanmadır.

Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şubesinin düzenlemiş olduğu "İstanbul un Fethi Kutlamaları" ve bundan sonra düzenlenen toplantılar ve sempozyumlarda, yoğun bir İslâmî atmosferi yaşama duygusu insanı elbette ki mutlu ediyor.

Dünyanın dört bir yanından gelen Müslüman aydınlar, liderler, dernek ve vakıf başkanlarıyla bir arada olma duygusunun hazzı tanımlanamaz. Her insan bir ufuk ve bir açılımdır.

Medeniyet coğrafyamızın değişik yerlerinden gelen değişik renk ve tipteki insanların aynı ruhta buluşmaları kadar güzel bir duygu olmasa gerektir. Soy yakınlıkları veya duygu yakınlıkları insan için bazen bir anlam ifade etmeyebiliyor. Ama bir büyük medeniyet ve düşünce ekseni etrafında ve ortamında buluşmanın getirdiği hazzı tanımlamak zordur. Bu duygular ancak yaşanarak tanımlanabilir. Manevî hazzı yüksek ortamların tanımı olmaz, ancak yaşanır. Bunu, hayatımda ilk kez bir umre ibadeti esnasında belirgin olarak yaşamıştım. Hac ibadetini yapan birinin birkaç kez aynı ibadeti yapma isteğinin tek nedeni de budur.

Müslümanlar aynı dili konuşmasalar da, onların ortak bir dilleri vardır. Manevi hazzı ve duygusu yüksek bir dildir bu. Müslümanlar bir araya geldiklerinde birbirlerinin gözlerinin içine bakarak da anlaşabilirler. Birbirlerini sevebilir ve hatta saygı duyabilirler. Müslüman ortamındaki kadınlara daha çok saygı beslersiniz. Böylesi bir ortamda başka duygular belirmez. Çıkar duyguları ve ilişkileri hemen sırıtır. Samimiyet, ihlas, içtenlik, tevazu ve hürmet vardır.

Millî Görüş düşünce geleneği Türkiye de, Müslümanların yüce değerler ve duygular etrafında bir araya gelmesini sağlıyor.

Yabancı düşüncelerin Müslümanlar üzerindeki etkileri, kimi zaman kendilerinden kuşkulanmalarına neden oluyor, bu da bir aşağılanma duygusu oluşturuyor. Yabancı düşünceler bir bombardıman şeklinde insanlığın üzerine abanmış durumda. Zaten bu kadar zihni kırılmanın ve parçalanmanın bir başka nedeni de yoktur, olamaz. Zihni kırılma ve sapma içinde olanların mantığında bir beğenmemişlik duygusu belirmektedir. Geçmişini reddetme, aşağılama düşüncesinin temelinde bu yatmaktadır.

İslâm düşüncesinin veya Müslümanların yaşadığı ortam tevazu, içtenlik ve bağlılık gerektiriyor. Sapma içinde olanlarda bütün retleri ve yadsımaları görürsünüz. Hayatın tadı kaçar, şirazesi bozulur, onun bir daha aslına dönmesi güçtür.

Endonezya dan Fas a kadar, İslâm dünyasındaki insanlarla olmak kadar güzel bir duygu yoktur. İdeal duygusu haz yüklüdür. Çıkar duygusu insanları fıldır fıldır eder, gözler, eller hareketler davranışlar hep riya kokar. Orada dostluklar olmaz.

Sarıldığınız, kucaklaştığınız, tokalaştığınız, selâmlaştığınız insanların gözlerinde hep bir sevgi parıltısı vardır. Kimsenin kimseyi yabancılamadığı, kimsenin kimseyi yadırgamadığı bir ortamdır bu.

Zihni kırılma içinde olan insanların meclislerine gittiğimde orada kendimi yapayalnız hissederim. Bunu, bir Ramazan iftarında yaşadım. O mekâna gelen insanların gözleri dostluk ve sevgide değildir. Belli bir makamda ve yerde olanların üzerindedir. Onunla nasıl yaparım da buluşurum. Bu hep bir çıkar ilişkisidir ve bir yere kadardır. Kimi samimi insanlar bazı olayların nasıl seyrettiğinin farkında olmazlar. Değişim ve dönüşüm içinde bulundukları ortamın ruhuna kapıldıklarından bazı şeyleri fark etmezler. Fark edebilmeleri için iki ayrı topluluğa uğramalarında yarar var.

Tepeden bakmacı ve çizgi kırılması içinde olanların iflahı olmuyor.

Kendi topraklarımızda, ruhumuzda ve kendimizle bağdaşık ortamlarda huzur içinde olunuyor. Düşünce ve duygu ideal yüklüyse anlamlıdır, değilse boş bir hayat içinde savrulup gidilir.