İslami uyanış ancak islami eğitimle olur

Abone Ol

Eğitim, Müslümanları yeniden İslâmî hayata döndürecek olan tek İslâmî yoldur. Zira ilk İslâm toplumunu tesis ederken Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) eğitim metodunu takip etmiş, sahabe ve tâbiûn da bu İslâmî toplumu muhafaza etmek için aynı yolu sürdürmüşlerdir.

Istılah olarak eğitim, çocukların yetiştirilip dünya ve âhiret için hazırlanmaları; bütün gelişim alanlarını kuşatıcı bir bakış açısıyla olaya yaklaşılarak onların maddi, manevi, aklî, içtimaî, ahlakî ve ruhî gelişimlerinin mükemmelen sağlanmasıdır.

İslâmî eğitim, Müslüman nesillerin yetiştirilmesinde çağdaş İslâmî uyanışın kullanması gereken ilk yoldur. İslam’dan sapmanın sebebi İslâmî eğitim metodundan uzaklaşmak olduğuna göre, bu sapmanın düzeltilmesi de ancak İslâmî eğitimle olacaktır.

Ebu Davud’un Sünen’inde Sevban (radiyallâhu anh)’dan rivayet edilen bir hadiste Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem):

 “Yakında milletler, yiyicilerin çanaklarına üşüştükleri gibi sizin aleyhinize toplanacak, birleşecekler.” buyurunca sahabilerden bir zat:

“O gün sayıca az olacağımızdan mı?” diye sordu. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) cevaben şöyle buyurdu:

“Bilakis, siz o gün sayıca çok, fakat selin üzerindeki çer-çöp gibi dağınık (güçsüz) olacaksınız. Allah sizin korkunuzu düşmanlarınızın kalplerinden çıkaracak, sizin kalbinize vehn atacak.”

“Vehn nedir?” diye sorulduğunda ise şöyle buyurdu: “Dünyayı sevmek (bağlanmak) ve ölümü kerih görmektir.”

 Bu Nebevi ikaz ışığı altında günümüz Müslümanlarına baktığımızda acaba onların bugün Allah Teâlâ’nın emirleri karşısında bulundukları yer neresidir? Şüphesiz, Müslümanların bulundukları yer ile Allah Teâlâ’nın onlardan bulunmalarını emrettiği yer arasındaki mesafe bir hayli uzaktır. Hâlbuki onların, Müslüman olmaları hasebiyle, kendilerinden istenileni gerçekleştirmeleri için Allah Teâlâ’ya itaat edip, salih amel işlemeleri gerekmektedir ki ancak böylelikle onların “insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı bir ümmet” olmaları mümkün olur. Ayrıca onlar, hayatlarının her yönünü kapsayacak bir şekilde değiştirmeli ve onu İslâm’ın ışığında yeniden düzenlemelidirler. Bu kapsamlı değişikliğin en iyi yolu ise eğitimdir.

 Allah Teâlâ’nın bütün beşeriyet için koyduğu değişmez kanunu şudur:

“Gerçek şu ki, bir millet kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumlarını değiştirmez.” (Ra’d, 11)

Eğitim uzun süreli ve çok meşakkatli olmasına rağmen yine de toplumların değiştirilmesinde var olan tek yoldur.

Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), cahiliye Araplarından, bütün dünyada eşi benzeri bulunmayan yepyeni bir toplum inşa etti. Bunu da eğitim üzerine bina etti. Sahabe ve tâbiûn nesilleri de kendilerini ve çocuklarını yetiştirirken İslâm toplumunu, bu toplumun sahip olageldiği dayanaklar, ahlak, kültür ve metoda bağlı kalarak muhafaza ettiler.

Üzerinden yarım asırdan fazla bir zaman geçen İslâmî uyanış sürecini araştıranlar, şu iki durumu fark ederler:

1- Eğitim dışındaki bütün yollar, İslâm toplumuna ulaşma yolunda ancak engel teşkil etmektedirler.

2- İslâmî uyanış, eğitim konusunda ihtimam göstermekle birlikte onu gerektiği gibi kullanamamaktadır. Eğitime verilen önem nicelik ve nitelik olarak artırılmalıdır.

Arzulanan İslâm toplumu; sadece tepeden inme bir yönetim ya da parlamenter sistem çalışmaları veya İslâm’ı sadece bir kültür olarak yayma yoluyla meydana gelmez. İslâmî toplumu kurma yolunda bütün güçlüklere katlanarak, zorluklara göğüs gererek İslâmî temeli/altyapıyı kurmak gerekir. Ama böyle bir görevi yüklenecek, İslami davetin temel taşı olacak insanların sayısı hiçbir bölgede bir elin parmaklarını geçmez. Bu az sayıdaki insan, İslâm toplumunu kurmanın gerektirdiği ağır yükleri taşıyamaz. İslâm toplumunun üzerine tesis olunacağı İslâmî temeli kurmak için yeterli sayıda insanı hazırlamak şarttır. Bu İslâmî temel ise ancak İslâmî aileyi oluşturmasını gözlediğimiz toparlayıcı, kapsamlı ve belli bir hedefi olan İslâmî eğitimle oluşur. (Geniş bilgi için Bkz. Hâlid Ahmed Şentût, İslâm’da Kız Çocuklarının Eğitimi)