İslam’ı tağyir ve tahrif hareketleri karşısında İslam Fıkhı

Abone Ol

Bu ümmetin en hayırlıları hiç şüphesiz ki sahabe ve tabiin nesli ile onlardan sonra gelenlerdi. Kur’an-ı Kerim’i en iyi anlayanlar onlar olduğu gibi hadis-i şerifleri de bizlere ulaştıranlar onlardır. Müçtehit imamlar işte bu ikinci ve üçüncü tabakayı oluşturan en hayırlı nesildendirler. Bu üç nesil hakkında Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “İnsanların en hayırlısı benim asrım (da olanlar)dır. Sonra onlara yakın olanlardır. Sonra da onlara yakın olanlardır” (Buhari-Müslim). “Size ashabımın, sonra onların peşinden gelenlerin, sonra da bunların peşinden gelenlerin (hakkını gözetmenizi) tavsiye ederim” (Tirmizî). Tebe-i tabiîn devri hicri 220 yılına kadar devam etmektedir. Hadis-i şeriflerin toplanması ve tedvini yanında Kur’an ve sünnetten çıkan fıkhı da müstakil bir ilim halinde tedvin eden bu nesildir. Yalnız Ebu Hanife tabiin neslindendir.

Hiç kimse Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Nebeviyye’yi bu üç neslin içtihat ve uygulamalarından bağımsız olarak yorumlayamayız. Zira bu üç nesil bizzat vahyin inzal olduğu dönemin havasını koklayan, o kutlu dönemin ilim ve irfan muhitinden beslenen nesildir. Bu nesil ilimde zirve olduğu gibi ibadet ve takva da zirvedirler. Fitnelerin kasırga halinde estiği bu dönemde İslam bu nesillerin çabaları sonucu Asr-ı Saadet’teki safiyetini korumuş ve günümüze kadar ulaştırılmıştır.

Tarihin her döneminde -özellikle de Müslümanların hâkimiyetlerini kaybettikleri zamanlarda- müçtehit imamların sağlam temeller üzerine bina ettikleri İslam fıkhına karşı dil uzatılmış, İslam fukahası dini rayından çıkarmak isteyenlerin hedefi olmuşlardır. Bu konuda dinde reform yapmak isteyenlerle, dine külliyen karşı olanlar aynı safta birleşmektedirler. Her iki kesim de fıkhın karşısına Kur’an ve -bir ölçüye kadar- sünneti dikmişlerdir. Zira bunların Kur’an ayetlerini keyiflerine göre yorumlama ve sünneti de işlerine gelmediği noktalarda inkâr etmeye kalkışmalarının yani dini tağyir ve tahrifin karşısında İslam fıkhı aşılmaz bir kale olarak durmaktadır. Nitekim bunlardan birisi de İslam fıkhını küçük düşürmek için “Emevi fıkhı” bir diğeri ise “erkeksi fıkıh” olarak nitelemiştir. Neuzu billah.

Dinde reform taraftarları sözde hurafelerden arınma ve öze dönüş adı altında yürüttükleri çalışmalarla Asr-ı Saadet’ten beri canlı bir hayat olarak yaşanarak bize intikal eden İslam’ı hazmetmekte zorlandıkları için yan yollara kaçmaktadırlar. Nefsi okşayan Batılı hayat tarzına İslam fıkhında cevaz bulamayanlar sonuca fıkhı baypas ederek ulaşmak istemekteler. Müçtehit imamlarımızın temellerini attığı ve asırlar boyunca İslam fukahasının üzerinde ittifak ettiği ana meseleler bile bu gün bu reformcu kafalar tarafından tartışma alanına çekilerek İslami hayat tağyir ve tahrif edilmek istenmektedir.

İşte eski bir Diyanet İşleri Başkanı’nın dini anlama biçimi: “Din sadece ilkeleri koyar. Emir ve yasakların sınırlarını çizerken, gerisini insanların tercihine, zevkine ve kültürüne bırakmıştır” (21.02.2008 tarihli gazeteler).

İşte bu anlayıştır ki bu gün fıkıh kitaplarımızda yazan fetvaları söyleyen hocaları hedef tahtasına oturtmaktadır. “Kadın pantolon giyemez” demek zirvelerde fırtına koparırken “bu ayetler geçerliliğini yitirmiştir”, “Kur’an’da anlatılan kıssalar uydurmadır” demek aynı zirvelerde en küçük bir esintiye dahi yol açmamaktadır.

İslam adına konuşma yetkisine sahip olmayan, dinde olmayan şeyleri abartarak anlatan, birilerini adeta putlaştıran kişilere karşı elbette ki hep birlikte karşı çıkalım. Ehil olmayanlar din adına konuşmasın, konuşturulmasın. Buna eyvallah. Ama bu milletin omurgasını oluşturan Ehli Sünnet inancına zarar veren konuşmalara da en azından tavır konulsun.

Bu gün birileri bilimsellik adına imanın altı esasını beşe indiren, sahabeye yalancı diyen, peygamberi adeta bir postacı yerine koyan hadis inkârcılarına, “Kur’an kıssaları hayalidir”, “bu ayetler geçerliliğini kaybetmiştir” diyen tarihselcilere alan alabildiğine açılırken; bunların karşısında duran, fecaatlerini dile getiren hocaların hedef tahtasına konulması anlaşılır bir şey değildir. Umarım bu konuda da 15 yıl sonra bir pişmanlık duyma gereği duyulmaz.

Bir nizam ki, eskimez, yıpranmaz, sendelemez,

Mekân onu aşamaz, zaman onu delemez.