İslami finans aldatmaca mı?

Abone Ol

“İslami Finans”, “İslami bono” gibi tabirler son dönemlerde sıklıkla duyuluyor ve belli ki farklı kesimlerin de ilgisini çekiyor. Geçtiğimiz günlerde Londra’da (evet, yazım yanlışı yok Londra’da) Dünya İslam Ekonomik Forumu’nun toplantısı yapıldı. İlk defa Müslüman olmayan bir ülkede toplanan foruma evsahipliği yapan İngiltere’nin Başbakanı David Cameron, dünyanın 4’üncü, Avrupa’nın ise 1’inci en yüksek hacimli borsası olan Londra Borsası’nda kurulacak olan İslami Endeks’i duyururken, “sukuk” yani İslami bono ihracı yapacaklarını da açıkladı. Cameron’un “Londra’nın sadece İslami finansın Batı’daki en büyük başkenti olmasını istemiyorum. Londra’nın Dubai ile birlikte dünyanın en büyük İslami finans merkezi olmasını arzu ediyorum” ifadelerini not etmek gerekiyor.

İstanbul’u “finans merkezi” yapmayla akıllarını bozan siyasilerimizin kiminle aşık attıklarını iyi öğrenmeleri gerekecek demek ki. Çünkü, küresel kapitalistler, ki İngiltere de bu güruhun dikkate değer üyelerinden ve merkezlerindendir, şimdi de “İslami Finans” marifetiyle bakir kaynaklara göz dikmiş durumda.

Yeni Şafak’tan Fevzi Öztürk’ün “Selamün Aleyküm” adlı yazısındaki birtakım ayrıntılar hayli dikkat çekici ve kapitalizmin bu bakir alana, yani İslami Finans sahasına ne kadar da ilgili olduğunu gösteriyor. Mesela, forumun ana sponsorları arasında Coca Cola, Bloomberg gibi kapitalizmin “simgeleşmiş” markalarının yer alması çok şey söylüyor aslında. Küresel kapitalizm, faize karşı hassasiyeti olan ve bulaşmamaya gayret eden insanları da bir şekilde “müşteri portföyüne” katmak, bir bakıma sırtlarından para kazanmanın yollarını arıyor. Aç kurtlar gibi ortalarda dolaşmaları bundan olsa gerek.

2 trilyon dolar gibi bir büyüklüğe erişen İslami Finans alanının, kapitalizmin aktörlerinin kontrolünde olduğunu vurgulayan Öztürk, Deutsche Bank, HSBC, Citibank gibi dev bankaların dünya genelinde 75 ülkede İslami Finans işlemleri yaptığını belirtmiş. Faize karşı hassasiyeti olan ve mevcut “kirli finans sistemine” dahil olmak istemeyen insanlar, aslında bir şekilde yine bu kirli şebekenin çarkından geçiyorlar yani.

Bir ilginç nokta da, İslami bono (sukuk) adlı ürünlerin neredeyse tamamının İslami olmayan finans kuruluşları tarafından düzenlenip satılması. Öztürk, mevcut kirli sisteme alternatif olarak düşünülen İslam Ekonomisi düşüncesinin, bugün kapitalist sistemin tamamlayıcı bir unsuruna dönüştüğünü belirtiyor ki, Türkiye’deki iktidarın da dile getirdiği “küresel sisteme entegre olma” fikrini de tamamlıyor bu tablo.

Bütün bunların üzerine Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın Ziraat ve Halk Bankası’nın da birer katılım bankası kuracağı açıklaması akla geliyor. Sırf faize bulaşmamak adına katılım bankalarına yönelen insanlar, bundan böyle devletin katılım bankalarını da tercih edebilecekmiş. Peki, kurulacak olan bu yeni katılım bankalarının sermayeleri söz konusu kamu bankalarından karşılanacaksa, o zaman faize bulaşmamaları nasıl mümkün olacak Ziraat ve Halk Bankası, bankacılık yaptığına ve buradan (yani faizden) para kazandığına, dolayısıyla da kuracakları katılım bankasının sermayesini kazandıkları paradan karşılayacaklarına göre, Ziraat ve Halk Katılım da faizin bulaştığı kurumlar olmayacak mı

İş yine dönüp dolaşıp, sisteme alternatif olma yerine entegre olmaya, yani aynı günahlara ortak olmaya geliyor ki, çıkmazın kendisi de bu nokta zaten.