İslam’da İttifak Etmek

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Allah, bizi Kur’an’da “Müslümanlar” olarak tanımlamıştır. Müslüman; Allah ve Resulü’nün emirlerine teslim olmuş kimsedir. İslam sentezciliği kabul etmediği gibi, bütünlüğünü bozacak anlayışları da kabul etmez. İslam’ın yarısı kendisi değildir. Günümüzde “topluma ne anlatacağız” diye sorulan önemli bir soru var. Bu soruya verilecek; “Allah’ın kulları için tekeffül ettiği şeyleri değil, teklif ettiği şeyleri anlatmakla mükellefiz” cevabı isabetli bir cevap olur. Allah’ın varlıklar ve insanlar için tekeffül ettiği şey, rızıklarıdır. Allah’ın insanlara ve cinlere teklif ettiği şey ise İslam’dır. Fert ve topluma anlatılacak şey, onların geçimleri, rızıkları değil, geçimi ve rızkları kolay ve helal yoldan elde etmenin maddi ve manevi esasını ortaya koyan İslam’dır. Şûra 13: “Allah: “Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a buyurduğunu, sana vahyettiğimizi ve İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya buyurduğumuzu sizin için de bir şeriat, yani hak hukuk düzeni kıldı. Müşrikleri davet ettiğin bu düzen, onlara ağır geldi. Allah dilediğini kendine elçi seçer ve kendisine yönelenleri de dilediği şekilde doğru yoluna ulaştırır.” Kur’an, İslam gerçeğini açıklar. İmanın bölünmez bütünlüğünü, İslam’ın da tek hak din ve saadet düzeni olduğunu bildirir. İslam’ın sahibi Allah’tır. O, razı olduğu dini, insanlara Kur’an’la sunmuş; Peygamberimiz de bu dini onlara duyurmuş, her bakımdan örnek olma özelliğine sahip bir uygulama ortaya koymuştur. İşte bunun için İslam, Kur’an’dan, Sünnet’ten ve salim fıkıhtan ibarettir ve bu, tartışılmaz bir gerçektir. Fert ve toplumları ittifak etmeye zorlayan tek din ve düzen İslam’dır. Şuurlu ve dirayetli olarak Allah ve Resulü’nün emirlerine teslim olup din ve düzen olarak İslam’a uyan kimse, Müslümandır ve Müslümanlar tek bir ümmettir.

TEVHİD

Tevhid; Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaktır. Bütün peygamberler, insanları tevhide ve saadet düzeni İslam’a davet etmişlerdir. Bu davete icabet edenleri tek bir ümmet olarak örgütlemişlerdir. Çünkü İslam’da tefrika haramdır. İnsanlar arasında görülen tefrika, İslam’ın kendisinden değil, onların batıl inançlara, din ve düzenlere meyletmiş olmalarındandır. Kur’an’ın tevhid çağrısı bütün insanlığa olduğu gibi, aynı zamanda geçmiş vahyin izleyicilerinedir. Al-i İmran 64: “De ki: 'Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda ortak olan bir kelimeye, tevhid kelimesine gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız diğer bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.’ Eğer yine yüz çevirirlerse: ‘Şahit olun, biz gerçekten Müslümanlarız’ deyiniz.” “Kitap Ehli” ile kastedilen, Yahudiler ve Hıristiyanlardır. Bu ayetle yapılan çağrı; insanlık tarihinin en geniş kapsamlı birlik teklifidir. Bu teklif, ılımlı İslam, dinler arası diyalog değil; iman, adalet, ahlak ve doğruluk gibi yüksek değerlere dayanan yeni bir dünya düzeni kurma teklifidir. Diğer bir ifadeyle, barışı öne alan bir dünyayı öngörmekte, birlikte yaşamanın mümkün olan formülünü sunmaktadır. Çünkü ne Kur’an ne de başka bir kitap, insan ve toplumla olumlu bir iletişim kurmadan onlar üzerinde etkili olamaz. Erbakan Hocamızın “Yeni Bir Dünya” teklifinin zemini de bu ayettir. Millî Görüş’ün; D-8, D-60 ve D-160 vizyonu, Erbakan Hocamızın bütün meseleleri Kur’an ile ele aldığının ve çözümlediğinin delilidir. İlhamını Kur’an’dan almayan hiçbir hareket, insanlığa saadet getirecek bir aksiyonu ortaya koyamaz.

KELİME

Ayette geçen kelime; söz, Kur’an, buyruk, teklif, ilke, hüküm ve güçlü delil gibi anlamlara gelir. Ayrıca mahiyeti itibarıyla doğru, iyi ve güzel olana çağıran söz, yararlı ve kalıcı olan teklif, doğru ve tutarlı fikir” gibi anlamlar da taşır. Buradaki: “Sizinle bizim aramızda adil olan bir kelimeden” maksadın, "Tevhid kelimesi, La İlahe İllallah, Muhammedün Resulüllah, doğruluk, adalet ve eşitlik ilkesi" olduğu anlaşılmalıdır. Demek ki Kur’an hidayetinin ve İslam saadetinin gerçekleşmesini sağlayacak ilkelerin tümü, bu ayette “kelime” kavramı ile beyan edilmiştir. Bu ilkeler; 1- Allah'tan başkasına kul, köle olmamak. 2- Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak. 3- Allah’tan başkasını Rab edinmemek. Bu üç ilke, fert ve toplumların dünya ve ahiret saadetlerinin üç esasıdır. Günümüzde bu kapıyı tutan Millî Görüşçüler=Saadet Partililer olarak yapmamız gereken tek önemli görev, bu üç esası benimseyerek tebliğ edip, davette bulunmaktır. Biz tebliğ cemaati değiliz demek, Allah’ın tebliğ ve davet emrini, bağlamından koparmak olur.

RAB

Allah, sadece yaratıcı değil, aynı zamanda bütün varlıkları koruyan, onları terbiye eden tek Rab'dır. İnsanların hayatında görülen, bütün yıkımlar, Allah’ı Kur’an ölçeğine göre “Rab” kabul etmemekten doğar. Kur’an; batılı yol edinenleri önder edinmenin, onları “rab” tanımak anlamına geldiğini bildiriyor. Dünya hâkimiyetlerini yenidünya düzeni maskesi altında sürdürmek isteyen şeytan ve adamları, yani, Siyonizm, Haçlı Batı ve işbirlikçileri, hayatı büyük ölçüde felce uğratmakta, ortaya koydukları zalim düzenlerle kendilerini fiilen “rab” ilan etmektedirler. Kur’an; bütün mesajlarıyla, insana geçmişi okumayı ve geleceği keşfetme yolunu öğretiyor ve adil bir düzen öneriyor. İnsanların İslam gerçeğinde birleşmelerini, kendi çıkarları açısından tehlikeli görenler, İslam’ı yeni nesillere uygarlık ve özgürlük düşmanı olarak tanıtıyorlar. Bize düşen görev bu algıyı kırmaktır. İslamsız, insanlık saadet bulamaz. Bu söz, temelsiz bir iddia değil, aksine asırları aşan gözlemlere dayanan bir gerçektir. İslam’dan başka bir saadet yolu aramak, her zaman kayıpla sonuçlanır. Selam hidayete tabi olanlara…