İslâmcıların büyük cihadı vazgeçme

Abone Ol

İnsan, her an ve koşullarda kendisiyle sınanma hâlindedir. Belki de en çok varlıklı zamanları bir insanın tanımlanması için yeterli bir neden.

Zorluklar insanı direnmeye ve hayatta kalmaya zorluyor. Hemen her dönem için bu böyledir. Günümüz dünya çarkı ağır işliyor. Emperyalizmin kuşatmasındaki insanlık çıkış yolları bulmada zorlanıyor. Bu zorlanmaların aşılabilmesi için büyük sorun ama önemli olan, bu zamanda bu sınamalardan geçmek.

İslâmcılar deyişimiz mevcut rejim karşısındaki durumlarıydı. Hayatın bazı alanları kendilerine kapatılmış, belli sınırlar içinde zararsız birer varlık olarak yaşamaları için anlayış gösteriliyordu. Bu da toplumda belli kesimlerin oluşumunda neden olmuştu.

Toplumda belirli katmanların oluşması Batı ruhunun bir oluşum ve yansıması. Bunu ideolojiler bağlamında ele alabiliriz. Batı derken bunu sadece Türkiye’nin batısı Avrupa ve Amerika değil, doğusundaki emperyalleri de kastediyoruz.

İslâmcılar İslâmî yani Müslümanca bir hayat yaşama çabaları için verdikleri mücadele. Müslüman olma bilincinin ötesinde. Biraz da karmaşık. Günümüz İslâmcıları ne demek istediğimiz tanımlamaya yeter. Çünkü insani mücadele kazanılan ve elde edilen bir başarı onları daha içselleştirmesi ve daha bilinçli ve dikkatli yaşamalarını gerektirirken mevcut düzenin çarkına kendilerini kaptıranları kastediyoruz. Görünümde kimi hâl ve tutumlarında Müslüman gibidirler. Ne ki yaşama tarzlarında, alışkanlıklarında geçmişe göre büyük değişim geçirmeleridir. Kendileri için arzuladıkları, istedikleri ve büyük mücadele verdikleri adalet, hak ve hakkaniyetli paylaşım yerine onların yerine geçip onlar gibi ve daha fazlasını arzu etmeleridir. Nefsin sınırsızlığı, doyumsuzluğu diğerlerinden farklı olmadığı gibi hatta onlardan daha aşırı bir durum söz konusu.

İslâm bir medeniyet, bir inanış ve bir bağlanıştır. Bunun özü geçmişten itibaren belli sınırlar içermektedir. Bu sınırları tanımamak, bunun ötesine geçmek, azmak, İslâmcıların yeni bir hayat anlayışı olmaktadır. Bu da bırakın nefsin terbiyesini ve sınırlarını artık sınır ötesi bir yerde olduklarının tanımıdır.

Bu insanların İslâm adına mücadele etme gibi bir sav ve düşünceleri yoktur. Kendisine hak gördüklerini başkalarına görmeme, aşırı bir düzlemde olma tutkusu onlarda sınır bırakmaz. Gündelik kimi yanıltıcılıklarla veya kimi geçmiş rüyalarla avunma gibi bir duruma itiyor. Geçmiş yaşanmış masalımsı bir dünyadır, o dünya artık geride kalmıştır. O dünyaya dönmek gibi bir durum söz konusu olmayacağına göre içinde bulunduğu dünyada keyif çatma ve yaşamaya bakma artık bir amaçtır.

İslamcı Müslümanlar emperyalizmin ürettiği mallardan kaçınıyor mu? Üzerlerindeki giysilerden, tüttürdükleri sigaradan, bindikleri arabalardan, lükslerden vazgeçebilirler mi? Kendileri onların yerine üretecekleri bir çabaları var mıdır?

Emperyalizmin uçuşturduğu sinekleri avlama tutarsızlıkları, çabaları sadece bir zaman ve emek israfıdır. Kendisini hakiki ve saf bir Müslüman konumunda tutmak yerine karşıtlarıyla bir yarış içinde bulunmayı bir cihat görüyorlarsa diyeceğimiz bir şey yoktur.

İslâmcılık ve onun adına mücadele geride kalmıştır. Onunla ilgili bir savları yoktur. Önemli olan içinde bulundukları kisve ve kılıkla Müslüman gibi görünme yeterlidir. Müslümanların kendi adlarına söyleyecek sözleri, yapacakları eylemleri olmayınca ya geçmişle övünülür ya da mevcut durumlarının görünümüyle yetinilir.

Belki de en ironik olan tutum şu; yakın zamanda bir medya vaizinin kızının lüks çakarla arabasının trafikte verilen cezasıdır. Bu cezanın ötesinde asıl durum, o vatandaşın bir üstünlüğünün ve gücünün bulunmasıdır. Bu ona bir haktır. Bu genele yayılabilir. Üstelik sözü geçen bir mollanın kızı, dahası arkasında bir iktidar gücü bulunmaktadır. Asıl ironi de bu yabancı markalı aracın zekâtının veriliyor olmasıdır.