Dün yine Mısır dan katliam haberleri geldi. İlk gelen
haberlerde katledilenlerin sayısının 175 civarında olduğu belirtiliyordu. Zaman
ilerledikçe bu sayı artmaya başladı ama yazıma başladığım ana kadar kesin bir
rakam ulaşmış değildi. Zaten kesin rakamın ne olduğundan çok çağdaş
Firavunların azgınlığı ve onları azgınlaştıran sömürgeci güçlerin
değerlendirilmesi önem kazanıyor. Özellikle de dünyanın her köşesinde
katledilenlerin Müslüman oluşu bir zaafımızı gösteriyor diye düşünüyorum. Bir
takım mezhep ve meşrep taassubuna kapılmış İslam dünyası birbiri ile uğraşıp
zayıf düşerken meydanın Firavunlara kaldığını bir türlü göremiyor ya da
sömürgeci güçlerle işbirliği yaparak önlerine atılacak bir paça kemiği kapma
sevdasındaki bir takım kimseler İslam ümmetinin zaafa uğramasına sebep
oluyorlar. Bu durum devam ettiği sürece sanıyorum şimdiye kadar olduğu gibi
bizlere hep acı ve gözyaşı düşecek. Bir süre sonra gözyaşı dökecek halimiz de
kalmayacak. Çünkü göz pınarlarımız kuruyacak. Hâlbuki bu oyunun bozulması
gerekiyor. İslam dünyasının karşısında ortak duruş sergileyen Hıristiyan ı,
Musevi si, Budist i ile küfür cephesi her alanda Müslümanlara karşı birlik
oluşturabiliyorlar. Özellikle de Küfür cephesi Müslüman kanı akıtmaktan
sadistçe bir zevk alıyor. Müslümanların katledilmesi söz konusu olduğunda küfür
cephesi ortak cephe oluşturabilirken İslam ümmetinin bu birliği sağlayamaması
üzüntümüzün kaynağını oluşturuyor.
Yazımın esas konusu Mısır daki son katliam olduğu için
Sisi denen darbeciyi böylesine saldırganlaştıran ve kan dökemeye iten ABD ve
Siyonistler olduğunu, Sisi nin Müslümanlara karşı böylesine saldırma cesaretini
bu cepheden aldığını görmek durumundayız. Elbette, küfür cephesini görmek ve
bilmek önemli olmakla birlikte bu cepheye karşı İslam ümmetinin birlik halinde
hareket etmesi çok daha önemli. Çünkü, İslam dünyası güçlü Osmanlı Devleti nin
varlığı döneminde bu tür saldırılara uğramıyor, küfür cephesi buna cesaret
edemiyordu. Edenler çıkarsa da cevabını alıyorlardı. Hatta, kendi aralarında
çatışma çıktığında bile kendini zayıf görenler Osmanlı dan yardım istiyorlardı.
Böyle bir durumda Osmanlı hükümdarının bir mektubu saldırganı hizaya getirmeye
yetiyordu. İşte bunun için önce Osmanlı İmparatorluğu nu parçaladılar, ardından
hilafetin kaldırılmasını sağlayarak İslam ümmetini başsız bıraktılar. İmamesi
kopmuş tespih misali İslam ümmeti dağılıverdi. Artık eskiden Osmanlının
dediğinin olduğu dünyada şimdilerde küfür cephesinin dediği olmaya başladı.
Kısacası Osmanlı nın parçalanması, hilafetin ilga edilmesi ümmeti başsız
bırakırken, öbür yandan bizim de kendi geçmişimiz ile bağımız koparıldı. Önce
kendi kendimize yabancılaştık, ardından da İslam dünyasına
yabancılaştık/yabancılaştırıldık. İslam dünyasının sanki Batı ya yamamanın
görevini üstlenmiş olduk.
Bugün belki eski o muhteşem devri geri getirmek mümkün
değil, ama İslam ülkelerinin birliğini sağlamak, ortak bir güç oluşturmak
imkânsız değil. Yeter ki kendimize güvenelim, emperyalist güçlerin oyuncağı ve maşası
olmaktan kurtulalım. Kurtulmak için İslam Birliği nin Müslümanlara izzet
kazandıracağını, bununla da kalmayıp refah ve huzur sağlayacağını görmek
durumundayız. Kısacası Batı nın dümen suyunda gitmek Müslümanlara kan ve
gözyaşından başka bir şey kazandırmadığı gibi Müslümanlar arasındaki
ihtilafların da giderek derinleştiği, düşmanlıkların körüklediğini görerek
sömürgeci güçlerin Müslümanları Müslüman olduğunu söyleyenlere kırdırdığı
gerçeğini görüp ayağa kalkmak durumundayız. Aksi halde çağdaş Firavunlardan ve
zulümlerden kurtulmak mümkün olmayacaktır.
İslam dünyasının ayağa kalkması için yürekten buna karar
vermesi yeterlidir. Bu karar verildiğinde zalimlerin nefesini kesmek mümkün
alacaktır. Aksi halde zalimlerin merhametine sığınarak onurlu bir yaşam sürmek
mümkün olmayacaktır.