İslam toplumu ancak eğitimle kurulur ve eğitimle korunur

Abone Ol

İnsanları doğru yola, iyi ve güzel olana sevk etmenin, onları çirkin ve kötü olan şeylerden vazgeçirmenin yolu köklü bir eğitimdir. Zira köklü bir eğitim; zararlı birikimleri yıkar, yerlerini temizler, sonra da onun yerine yeni değerler koyar. Çocukların yetişme çağlarında, Allah’ın kendilerine verdiği fıtrat nasıl gelişirse bu değerler de içlerinde öyle filiz verir. Çocuklar, kendisine tohum atılan toprak gibidirler. Uygun mevsimde tohumu eker, gerekli bakımını yapar, suyunu verir, ilaçlama ve sair şekillerde onu çeşitli zararlılardan korur, gelişmesini engelleyip büyümesine mâni olanlara karşı onu muhafaza ederiz.

 Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Onlar kendi durumlarını değiştirmedikçe Allah bir kavmin durumunu değiştirmez” (Ra’d, 11).

İnsanlar, Allah Teâlâ’nın razı olmadığı bir yönde değişir, İslami değerlere yabancılaşırlar, ellerindeki nimetin şükrünü yerine getirmez ve onu gerektiği yerde, gerektiği gibi kullanmazlar, şımarırlar, nimetlerin Allah Teâlâ’nın bir lütfü, ikramı olduğunu unutur,  başarılarını kendilerine mal ederler ve sahip oldukları iktidarı, güç ve serveti başkalarına zulmetmek için kullanırlarsa Allah Teâlâ onlardan o gücü ve imkânları geri alır. Yine bir toplum kendi kötü durumunu düzeltir, hayır yoluna girerse o topluma da Allah Teâla nimet ve iktidarı verir.

Bu ayet-i kerimede iki tür değişimden bahsedilmektedir. Birincisi kişilikleri değiştirme; ikincisi ise toplumu değiştirme. Hikmet-i Hüda, toplumun değişmesini kişiliklerin değişmesine bağlamıştır. İkisi arasında sebepsel bir ilişki vardır. Kişiliklerin değişmesi toplumun değişmesinin sebebi, toplumun değişmesi ise kişiliklerin değişmesinin bir sonucu olmaktadır. Allah Teâlâ birinci değişikliğin insanlar tarafından yapılmasını irade buyurmuştur: “...Kendilerini değiştirinceye kadar.” İkinci değişiklik ise Allah Teâlâ tarafından yapılmaktadır. Burada, birinci değişikliğin ehemmiyeti ortaya çıkmakta, böylece toplumun değişiminde, İslâmî eğitim vermenin rolünün ne kadar önemli olduğunu açıkça anlamaktayız.

Toplumsal değişimi gerçekleştiren askerî darbeler, toplumsal devrim ve tabii dönüşümler gibi başka yollar da vardır. Fakat bütün bu değişiklikler toplumun dış görünümüyle ilgili şekli değişiklikler olur. Kişilikler ise ancak eğitimle değişir.

İslâmî toplum, sahabeden sonra, birtakım şaibeler bulaşıp, fitneler çoğalıp nefisler değişinceye kadar devam etmiş, Allah da onların durumlarını değiştirmiş, onları düşmanlarıyla imtihan etmiştir. Düşmanları kendileri için yeni birtakım eğitim metotları ortaya çıkarmış, Müslümanlar da bu metotları uygulamaya başlayarak onları taklit etmiş, çocuklarını cahiliye anlayışı üzere yetiştirmişlerdir. Neticede öyle bir nesil yetişmiş ki: çoğunun isimden başka İslâm’la bir alakaları kalmamış, hatta bazıları bu dine düşman haline gelmişlerdir.

Müslüman halkın evlatlarının bu kadar bozulmasında elbette ki eğitimin çok büyük payı vardır. Zira İslâm düşmanları eğitimin toplumsal değişiklikteki önemini son iki asırda bizden daha iyi anlamışlar; bundan dolayı Müslümanların çocuklarına yönelmişlerdir. Onları çeşitli yollarla, ama istekli ama isteksiz kendi okullarına ve misyonerlik kurumlarına çekmişler ve bu çocuklara dinin -hangi din olursa olsun- ilerleme ve uygarlığın önünde bir engel olduğunu telkin ederek, onları İslâm’dan nefret edecek ve ona karşı savaşacak şekilde bir eğitim vererek yetiştirmişlerdir.

Misyonerlerden birisi şöyle demiştir: “Çocuklar arasında faaliyet göstermeye bütün misyonerlik sahalarında önem vermeli ve İslâm ülkelerinde bu şekilde çalışmayı ana ilke edinmeliyiz. Çünkü bozulma erken yaşlarda başlar.”

Eğitimin ilk bakışta birbirine zıt gibi gözüken iki işlevi vardır. Birincisi mevcudu ikincisi ise değişimidir. Fakat burada hiçbir tenakuz yoktur. Çünkü eğitim toplumu korumak için kullandığımız önemli bir silah olduğu kadar onu değiştirmek için de kullandığımız bir silahtır da. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) eğitimi; ensar ve muhacirlerden oluşan ilk Müslümanları o zamanki Arap toplumunu cahiliye adetlerinden sıyırarak İslâm’a döndürmek için kullanmıştır. Allah Resulünün terbiyesi altında yetişen sahabe-i kiram ise eğitimi, toplumun var olan değer yapısını korumak için kullanmışlardır. Tabiîn ve tebe-i tabiîn de aynı yolu takip etmişlerdir. İslâm toplumu, onun değerleri, gidişatı, fikriyatı, duyguları, âdetleri ve geleneklerinin sürmesinde, eğitim metodunu kullanmalarının çok büyük etkisi olmuştur.

Bugün İslâm toplumuna yeniden dönüş için en uygun yolu araştırırken diyoruz ki eğitim bunun yegâne yoludur. Çünkü Allah Teâlâ bir kavmi, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez. Zira Allah Teâlâ böyle dilemiştir. Allah’ın dilediğini de kimse değiştiremez. (Geniş bilgi için bkz. Hâlid Ahmed Şentût, İslâm’da Kız Çocuklarının Eğitimi)