İslam silahsız yok edilmek isteniyor

Abone Ol

Ortaçağ Avrupası’nda haçlılık ruhu Hıristiyanlarda yerleşince, İslam’ı yok etmek, İslam coğrafyasına hükmetmek, evlatlarını köleleştirmek, halklarını zillete düşürmek ve hazinelerini çalmak için tozu dumana katan kan emici ordularını bu topraklara sürmeye başladılar.

Ancak çok geçmeden, Allah yolunda ölüme seve seve giden, Hakkı ortaya çıkarmak ve mukaddes toprakları bu kalpleri kaskatı kesilmiş düşmanlardan temizlemek için çarpışan yekvücut davranan muvahhitlere toslayınca gayretlerinde hüsrana uğradılar. Müslümanların inançlarının sağlamlığı, vahdeti ve gösterdikleri büyük fedakârlıklarının önünde kahroldular, hezimete uğradılar.

Birbirlerine soruşturup duruyorlardı:

- Bunları gaflet uykusundakileri uyandıran nedir?

- Bu darmadağınık insanlar nasıl oldu da yekvücut olarak birleştiler ve KELİME-İ TEVHİD bayrağı altında toplandılar?

Emperyalist güçler üzerlerinden İlk şaşkınlıklarını attıktan sonra yavaş, yavaş anladılar ki; bu ayakta gezen ölülere, bu uyuyan millete yeniden ruh veren İslam’dan başkası değildir. Safları birleştiren, anlaşmazlıkları sonlandıran, gayretleri coşturan, ruhlardaki pası silerek mücadele meydanına koşturan İslam’ın ta kendisidir. Nitekim İngiliz casusu Lawrance:“Asıl tehlike İslam düzeninde, onun yayılma kabiliyetinde, tesir gücünde ve canlılığında gizlidir. Avrupa emperyalizminin önündeki yegâne duvar budur.”Diyerek bu gerçeği dile getirmiştir.

Emperyalistler bu gerçeği anlayınca, İslam’a karşı duydukları kin onları derin, derin düşündürdü ve ince ince planlar yapmaya sevk etti. Nihayet çare bulunmuştu:

“İSLAM SİLAHSIZ YOK EDİLECEK!” (Muhsin Abdülhamit, İslam’a Yönelen Yıkıcı Hareketler, s, 21-24’den özetle)

Kökleri ta haçlı savaşlarının neticesiz kaldığı ortaçağa kadar uzanan İslam’ı özünden saptırma ve Müslümanları emperyalistler karşısında diz çöktürme faaliyetleri zaman ilerledikçe gücünü ve şiddetini artırarak devam etmiş ve günümüzde adeta var olma ya da yok olma noktasına gelmiştir.

1909 yılında Hilafetin fiilen ortadan kalkmasından sonra sahipsiz kalan bütün İslam coğrafyası emperyalistler tarafından işgal edildi. İşgal edilen bu beldelerin Hıristiyanlaştırılması için Katolik, Ortodoks ve Protestan misyonerler büyük çaba harcadılar. Dağıttıkları milyonlarca broşür, kitapçık ve İncillerin yanında; açtıkları ilkokullar, liseler, üniversiteler, hastaneler ve yardım kuruluşlarıyla Müslüman halkı Hıristiyanlaştırmak için yoğun bir kampanya yürüttüler. Zira onları dinlerinden uzaklaştırıp Hıristiyanlaştırmadan rahatça sömüremeyeceklerini çok iyi anlamışlardı.

Ancak bütün bu yıkıcı ve yok edici gayretlere rağmen İslam kendi varlığını korudu. Müslüman milleti dininden döndüremediler. İşte tam burada Avrupa dillerinin Müslüman halka öğretilmesi ve bu yolla yıkıcı fikirlerin kolayca yayılması planı devreye sokuldu. Nitekim bir müsteşrik bu hususu şöyle dile getirir:

“Şüphesiz Protestan ve Katolik misyoner neşriyatı, İslam imanını Müslümanların ruhlarından uzaklaştırıp yok etmeğe gücü yetmeyecektir. Avrupa dilleri ile birlikte gizlice sızabilecek fikirleri yaymadıkça gayesinde başarıya ulaşamayacaktır.”

Geçmişte İngilizler, cihad ateşini ebediyen söndürmek ve direniş ruhunu kırmak için Hindistan Müslümanları arasından çıkarıp destekledikleri çeşitli hoca kılıklı şahısları palazlandırdılar ve fitne ateşini onların elleriyle yaydılar. Bugün dahi etkinliklerini sürdüren bu sapık gruplara günümüzde yenileri eklenmiş durumdadır. Feto bunlardan yalnızca su yüzüne çıkan bir tanesidir. Kurduğu okullar herkes tarafından alkışlanırken rahmetli Erbakan hoca “sakın çocuklarınızı bu okullara göndermeyin. Eğer gönderirseniz Siyonizm’e asker yetiştirmiş oluşunuz.” Diyerek tehlikeyi ta başından haber vermiştir.

İslam aleyhine kurulan tuzaklar elbette ki niyeti ve tiyneti bozuk bir grubu alıp götürecektir. Ama din Allah’ın gönderdiği şekilde daima ayakta olacaktır. Bizi ilgilendiren tarafı, biz nerede duruyoruz ve kimin safında yer alıyoruz? İslam düşmanlarının kurdukları bütün tuzaklar kendi aleyhlerine işleyecek ve kendi sonlarını hazırlayacaktır. İsterse kurdukları tuzaklar dağları oynatacak güçte olsun.