Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok
benzer der İbn-i Haldun. Yüce Rabbimiz de Kur an-ı Kerim de düşünüp öğüt
almak isteyenlere hep geçmiş ümmetlerin, geride kalmış nesillerin örneklerini
verir. Verir ki Tekerrürden ibarettir dediğimiz tarihi iyi anlayalım ve
geçmişe bakarak geleceğimizi görebilelim ya da bugünümüzü daha net
değerlendirebilelim...
Biz Muhammed (s.a.v.) ümmetiyiz. Biz son ümmetiz ve şu
anda dünya üzerinde her ne yaşıyorsak bunun bir benzerini, bir örneğini geçmiş
kavimlere bakarak görebilir, önceki peygamberlerin inanan ya da inanmayanlarına
bakarak tahlil edebiliriz.
Evet, Nisan ayında ve küçük çocukların dahi yeni adıyla
bildiği Kutlu Doğum haftasındayız. Kutlu Doğum diye bir şey var mıdır, bidat
midir, tartışmaları yapılırken ve cidden bu karmaşa, şuur sahibi her insanın
aklını kurcalayıp vicdanını rahatsız ederken, mademki Kur an ve geçmişte
yaşananlar bizim için bir örnektir, biz de bu konuyu adım adım geriye giderek
değerlendirelim.
Rabbimiz, Efendimizden önce insanlığa Peygamber olarak
Hz. İsa yı gönderdi. Hz. İsa görevini tatbik edip de Rabbine döndükten sonra
ona inananlar, onun şeriatını uygulayıp getirdiği dini yüceltmeleri gerekirken,
Hz. İsa nın kendisini kutsallaştırdı. Başta masummuş gibi görünen doğumunu
kutlamalar, ölümünü anmalar bir süre sonra dini tamamen bir tarafa atıp bir
insana tapınmaya dönüştü. Ve şimdi gelinen noktayı hepimiz görüyoruz; bir
Peygamberin doğum ya da ölüm yıldönümünün nasıl eğlenceyle ve şamatayla
geçirildiğini, bu günlerin hediyeleşme adı altında nasıl tüketim çılgınlığına
çevrildiğini, tüm rezilliklerin, ahlaksızlıkların bu günlerde yaşandığını...
Oysa bir büyük Peygamberin ümmeti olarak bir adım geriye baksalar göreceklerdi
aynı hataları işledikleri için helak olan bir başka kavmi ki o kavim
İsrailoğullarıydı.
Hz. İsa dan önce Rabbimiz İsrailoğullarına Hz. Musa yı
gönderdi. Hz. Musa, Firavun a ve nankör kavmine karşı dinini tebliğ etti ve
vakti geldiğinde o da Rabbine iltica etti. Onun ardından yine aynı şey oldu
çünkü onlar da önceki nesillerden örnek almamışlardı kendilerine. Peygamber
gitti, din unutuldu; ismi, cismi kaldı ve o da kutsallaştırıldı. Firavun u
denizde boğan koskoca bir mucizenin şahitleri ellerindeki ilk kitap Tevrat a
rağmen, dünyaya hükmetme ve Rabbimizin razı olacağı bir düzeni kurma
liyakatinden uzaklaşınca, Musa Aleyhisselamın asası, cüppesi, sandığı ile
avunur oldular... Hâlbuki onlardan beklenen Tevrat ı yeryüzüne hâkim kılmaktı.
Biraz daha geriye baktığımız zaman tebliğle
görevlendirildiği bölgede beş büyük putla karşılaşan Nuh Aleyhisselamı
görüyoruz. O putlara yakından baktığımız zamansa, İdris Aleyhisselam zamanında
insanları irşad etmek için çalışan beş Allah dostunun vefatlarından sonra
unutulmasınlar diye önce mumlarla anma şeklinde, sonra resimleri çizilerek,
sonra da heykelleri yapılarak Nuh Aleyhisselam a kadar geldiğini ve bin yıllık
bir uğraşa rağmen koskoca bir kavmin helakine sebep olduklarını anlıyoruz...
Bu şekilde çok daha fazla örneğe bakarak söyleyebiliriz
ki İslam Allah yapısıdır. Ona bir şey katılamaz, ondan bir şey çıkarılamaz. Ve
bu sağlam yapıdan milimlik bir sapma dahi insanın itikadının sarsılmasına,
helâk olup iki cihanını da yitirmesine sebep olabilir.
O halde yeniden soralım kendimize; biz neyi kutluyoruz
Kutlu olan kim Tıpkı diğer kavimler gibi başta masumane başlayan Mevlid
kutlamaları, anmalar nasıl oldu da bu kadar kısa süre içinde yerini musikili,
tiyatrolu eğlencelere bıraktı Bütün bir ömre yayılması gereken Rasul sevgisi
nasıl bir haftaya sığdırıldı
Ömründe iki gün üst üste sıcak yemek yemediğini Aişe
annemizden öğrendiğimiz Efendimizin doğduğu günü ziyafetlerle, helvalarla,
pastalarla kutlamak hangi mantıkla örtüşebilir
O nun şanına yakışır kocaman pastalar yapıp, yaptırıp;
üstüne bide Yasin okuyup da sonra oturup onu yemek, hatta üzerindeki mumları
üflemek de neyin nesidir
O nun mübarek sakalının bir telini görüp koklayabilmek
için birbirimizi ezip de O nun şeriatını, sünnetlerini hiçe saymak,
Kiliselerdeki güya İsa resimlerini kutsayıp onun dinini Kiliseye sokmayanları
getirmez mi gözümüzün önüne
Yoksa bunlar kendimiz, sevdiklerimiz ve çocuklarımızın
doğum günlerini kutluyor oluşumuzun bir mazereti mi Bunu makul gösterebilmek
için mi evlerimizde, anaokullarında pastalı, mumlu kutlu doğumlar kutlar olduk
Anam babam sana feda olsun diyenler kaç kez kutlamıştı
O nun doğum gününü acaba Kaç sefer vefat yıldönümünde törenler düzenlemişti
Şunu unutmayalım ki Allah onlardan razı, onlar Allah tan
razı diyerek övülen ashap Peygamberini putlaştırmadı. O nun ardından heykelini
dikmedi. O nun yasını tutup dinini unutmadı. Tam aksine O nun şeriatını ayakta
tuttu. O nun sünnetine sarıldı. O ndan bir cümle aktarabilmek için diyar diyar
dolaştı. Çünkü üstün olan İslamdı. Üstün olan Rasulün bıraktığı mirastı ve
onlar o mirasa sahip çıktı.
Bizlerin de görevi bu mirasa dört elle sarılmak ve bunu
dalga dalga tüm dünyaya yaymaktır. Bu büyük vazifenin görevlileri olarak
bilmeliyiz ki İslam şekil dini değil, şuur dinidir. Bu yüzden
kutladığımız/kutlayacağımız İslam ın tüm dünyada yeniden doğuşu olmalıdır
biiznillah..