İslam; Şekil Değil, Şuur Dinidir!

Abone Ol

Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok

benzer der İbn-i Haldun. Yüce Rabbimiz de Kur an-ı Kerim de düşünüp öğüt

almak isteyenlere hep geçmiş ümmetlerin, geride kalmış nesillerin örneklerini

verir. Verir ki Tekerrürden ibarettir dediğimiz tarihi iyi anlayalım ve

geçmişe bakarak geleceğimizi görebilelim ya da bugünümüzü daha net

değerlendirebilelim...

Biz Muhammed (s.a.v.) ümmetiyiz. Biz son ümmetiz ve şu

anda dünya üzerinde her ne yaşıyorsak bunun bir benzerini, bir örneğini geçmiş

kavimlere bakarak görebilir, önceki peygamberlerin inanan ya da inanmayanlarına

bakarak tahlil edebiliriz.

Evet, Nisan ayında ve küçük çocukların dahi yeni adıyla

bildiği Kutlu Doğum haftasındayız. Kutlu Doğum diye bir şey var mıdır, bidat

midir, tartışmaları yapılırken ve cidden bu karmaşa, şuur sahibi her insanın

aklını kurcalayıp vicdanını rahatsız ederken, mademki Kur an ve geçmişte

yaşananlar bizim için bir örnektir, biz de bu konuyu adım adım geriye giderek

değerlendirelim.

Rabbimiz, Efendimizden önce insanlığa Peygamber olarak

Hz. İsa yı gönderdi. Hz. İsa görevini tatbik edip de Rabbine döndükten sonra

ona inananlar, onun şeriatını uygulayıp getirdiği dini yüceltmeleri gerekirken,

Hz. İsa nın kendisini kutsallaştırdı. Başta masummuş gibi görünen doğumunu

kutlamalar, ölümünü anmalar bir süre sonra dini tamamen bir tarafa atıp bir

insana tapınmaya dönüştü. Ve şimdi gelinen noktayı hepimiz görüyoruz; bir

Peygamberin doğum ya da ölüm yıldönümünün nasıl eğlenceyle ve şamatayla

geçirildiğini, bu günlerin hediyeleşme adı altında nasıl tüketim çılgınlığına

çevrildiğini, tüm rezilliklerin, ahlaksızlıkların bu günlerde yaşandığını...

Oysa bir büyük Peygamberin ümmeti olarak bir adım geriye baksalar göreceklerdi

aynı hataları işledikleri için helak olan bir başka kavmi ki o kavim

İsrailoğullarıydı.

Hz. İsa dan önce Rabbimiz İsrailoğullarına Hz. Musa yı

gönderdi. Hz. Musa, Firavun a ve nankör kavmine karşı dinini tebliğ etti ve

vakti geldiğinde o da Rabbine iltica etti. Onun ardından yine aynı şey oldu

çünkü onlar da önceki nesillerden örnek almamışlardı kendilerine. Peygamber

gitti, din unutuldu; ismi, cismi kaldı ve o da kutsallaştırıldı. Firavun u

denizde boğan koskoca bir mucizenin şahitleri ellerindeki ilk kitap Tevrat a

rağmen, dünyaya hükmetme ve Rabbimizin razı olacağı bir düzeni kurma

liyakatinden uzaklaşınca, Musa Aleyhisselamın asası, cüppesi, sandığı ile

avunur oldular... Hâlbuki onlardan beklenen Tevrat ı yeryüzüne hâkim kılmaktı.

Biraz daha geriye baktığımız zaman tebliğle

görevlendirildiği bölgede beş büyük putla karşılaşan Nuh Aleyhisselamı

görüyoruz. O putlara yakından baktığımız zamansa, İdris Aleyhisselam zamanında

insanları irşad etmek için çalışan beş Allah dostunun vefatlarından sonra

unutulmasınlar diye önce mumlarla anma şeklinde, sonra resimleri çizilerek,

sonra da heykelleri yapılarak Nuh Aleyhisselam a kadar geldiğini ve bin yıllık

bir uğraşa rağmen koskoca bir kavmin helakine sebep olduklarını anlıyoruz...

Bu şekilde çok daha fazla örneğe bakarak söyleyebiliriz

ki İslam Allah yapısıdır. Ona bir şey katılamaz, ondan bir şey çıkarılamaz. Ve

bu sağlam yapıdan milimlik bir sapma dahi insanın itikadının sarsılmasına,

helâk olup iki cihanını da yitirmesine sebep olabilir.

O halde yeniden soralım kendimize; biz neyi kutluyoruz

Kutlu olan kim Tıpkı diğer kavimler gibi başta masumane başlayan Mevlid

kutlamaları, anmalar nasıl oldu da bu kadar kısa süre içinde yerini musikili,

tiyatrolu eğlencelere bıraktı Bütün bir ömre yayılması gereken Rasul sevgisi

nasıl bir haftaya sığdırıldı

Ömründe iki gün üst üste sıcak yemek yemediğini Aişe

annemizden öğrendiğimiz Efendimizin doğduğu günü ziyafetlerle, helvalarla,

pastalarla kutlamak hangi mantıkla örtüşebilir

O nun şanına yakışır kocaman pastalar yapıp, yaptırıp;

üstüne bide Yasin okuyup da sonra oturup onu yemek, hatta üzerindeki mumları

üflemek de neyin nesidir

O nun mübarek sakalının bir telini görüp koklayabilmek

için birbirimizi ezip de O nun şeriatını, sünnetlerini hiçe saymak,

Kiliselerdeki güya İsa resimlerini kutsayıp onun dinini Kiliseye sokmayanları

getirmez mi gözümüzün önüne

Yoksa bunlar kendimiz, sevdiklerimiz ve çocuklarımızın

doğum günlerini kutluyor oluşumuzun bir mazereti mi Bunu makul gösterebilmek

için mi evlerimizde, anaokullarında pastalı, mumlu kutlu doğumlar kutlar olduk

Anam babam sana feda olsun diyenler kaç kez kutlamıştı

O nun doğum gününü acaba Kaç sefer vefat yıldönümünde törenler düzenlemişti

Şunu unutmayalım ki Allah onlardan razı, onlar Allah tan

razı diyerek övülen ashap Peygamberini putlaştırmadı. O nun ardından heykelini

dikmedi. O nun yasını tutup dinini unutmadı. Tam aksine O nun şeriatını ayakta

tuttu. O nun sünnetine sarıldı. O ndan bir cümle aktarabilmek için diyar diyar

dolaştı. Çünkü üstün olan İslamdı. Üstün olan Rasulün bıraktığı mirastı ve

onlar o mirasa sahip çıktı.

Bizlerin de görevi bu mirasa dört elle sarılmak ve bunu

dalga dalga tüm dünyaya yaymaktır. Bu büyük vazifenin görevlileri olarak

bilmeliyiz ki İslam şekil dini değil, şuur dinidir. Bu yüzden

kutladığımız/kutlayacağımız İslam ın tüm dünyada yeniden doğuşu olmalıdır

biiznillah..