Kavramlarımızı yitirdiğimizden beri yönümüzü de yitirdik. Şaşkın bir durumdayız. Biz kimiz, neyiz, konumumuz nedir bunların farkında değiliz. Kendimize ait anlamlar dünyasından koptuk. Bu, bizim yitimimiz oldu. Yönsüz kaldık.
Bize ait bir merkez var. Müslüman olan bütün kavimlerin ve toplulukların bağlı bulunduğu bir tek yöndür bu. Allah’ın birliği ve onun peygamberinin yol göstericiliği, kitabı ve onun etrafında oluşan dünya. Odak mekân Kâbe. Hac mevsimindeyiz. Müslümanlar şu sıralar bu merkez etrafında Allah’ı birliyorlar, imanlarını yeniliyorlar. Yeni bir bilinç ile kardeşliklerini pekiştiriyorlar. Bir tek millet olduklarını yaşıyorlar. Millet olma ruhunu yeniden kavrıyorlar.
İslâm milletinde ırk, renk, konum farklılıkları burada ortadan kalkıyor. Birbirine dokunan her omuz, birbirinin gözlerine bakan her göz, yönelen her yüz birlik ve bağlılıklarını pekiştiriyor.
Müslüman dünyada yaşanmakta olan savaşlara rağmen orada aynı ruhu soluyorlar. Mezhep, tarikat, cemaat, parti, dernek farklılıkları siliniyor. Bu: “Biz Müslüman’ız, İslâm milletindeniz” vurgusu oluyor.
Bu büyük toplumsal ibadet dünyanın tersine döndüğü, karmaşanın boyutlarının yoğunlaştığı ve özellikle de Müslümanların birbirine düştüğü, soylarını kuruttuğu bir zamanda gerçekleşiyor.
Küreselleşen şu dünyada, kendimizi başka milletlerin dairesinde görmeye başladık. Ama hiçbir zaman o milletlere de ait olamadık. Olamayız. Çünkü biz İslâm milletindeniz. İslâm milletinin ruhu, özü, dünyası, hayata bakışı tamamen farklı.
İnsan olarak kendimize hangi yönden bakarsak bakalım, içinde bulunduğumuz ve dâhil olduğumuz ruh İslâm milletine ait. Bu özgünlüğümüzden koptuğumuzdan beri giderek yörüngesini şaşırmış, savruk, kendine gelemeyen topluluklara döndük.
İslâm milleti; kavmi, ırkî, kabilevî, bölgesel tutum ve anlayışları asla öncelemez. Öncelik bütünlük oluşturan millet ruhu. Müslümanların baş belâsı ırkçılık, bölgecilik, aşiret gibi hastalıklar musallat olduğundan bir türlü kendine bir çıkış yolu bulamıyor.
Öyle büyük bir karmaşa yaşanıyor ki, medya ve reklâm ile üzerimize abandırılanlara kendimizi kaptırıyoruz. Hiçbir şeyi sorgulamadan, üzerinde düşünmeden.
İslâm milletinin birliğine bugün çok daha büyük bir gereksinim var. Bu milletin önemli bir şahsiyeti idam sehpasına çekiliyor hiç kimsenin tınmıyor. Bu millet birbirini kırıyor, soylarını kurutuyor, küçük ayrıntılı durumlar öne çıkarılıyor ona yöneliniyor ondan sonra da çözüm bulunamıyor. Bu milletin toplulukları birbirine düşman kesiliyor sudan bahane ve nedenlerle.
Kavmi dalgalanmaların ve bölünmelerin açtığı yaralar, oluşturduğu uçurumlar giderek büyüyor, önüne geçilemiyor. Örneğin ‘PKK’ düzleminde bütün Kürt halkı öteleniyor ve dışlanıyor. Onlar da o tuzağın içine itiliyor. Bu, bütün Müslüman topluluklar için geçerli.
Giderek zamanımız daralıyor, giderek çıkmazlarımız büyüyor.
Bir tek millet olan, bu geniş coğrafya üzerinde yaşayan Müslümanları bir araya getirme olanağı ortadan kalkmış durumda. Bu birliği oluşturacak hiçbir girişim de şu an gözükmüyor.
İslâm milletinin parçalanmaları salt kavmi değil. Mezhep, parti, dernek, cemaat ve daha birçok şey. Bu parçaların her biri kendini önceliyor. Bütünlüğe gidecek adımların önü kesiliyor, yollar tıkanıyor.
İslâm milleti dairesinde olan birlikte yaşayan farklı kültür, din ve meşrebe mensuplar da kendilerini, hakkıyla yaşandığında yabancılamıyorlar. Yüzyıllar boyunca Osmanlı Devleti bünyesinde yer alan hiçbir kavim, topluluk kendini ötekileşmiş olarak görmüyordu. Bir topluluk kendini bu kadar rahat hissedebiliyorsa, adaletle yargılanıyor ve korunuyorsa o millettin gücünün önünde kimse duramaz. Ne yazık ki biz İslâm milleti olma bilincimizi yitirince felâketlerden kurtulamıyor ve çözüm de üretemiyoruz.