İslamiyet, nuruyla doğu batı ayırt etmeksizin, güneş gibi bütün dünyayı kuşatıyor. İhtida eden kardeşlerimize her gün yüzlercesi ekleniyor. Biz de sizlerle "yeniden" Müslüman olan kardeşlerimizin hidayet öykülerini paylaşmak istiyoruz. "Yeniden" diyoruz çünkü bu kardeşlerimiz İslamiyet‘i seçtikten sonra "yeniden" Müslüman olduklarının idrakine varmışlar.
"Her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar" hadis-i şerifini öğrendikten sonra "Bizim İslam‘ı kabul edişimiz yeni değil, aslında İslam‘a geri dönüyoruz, aslımız ve özümüz İslamiyet‘miş" diyorlar. Biz de bu sebebe binaen onlara tekrar onlara hoş geldiniz diyoruz. İlk hidayet öykümüz Filistin‘de yaşamayı seçen Romanyalı Manvela Mirela‘nın...
İslam‘ın hangi özelliği, seni daha çok etkiledi?
Mirela: İslam inancı oldukça açık, net ve kesindi. Hıristiyanlıktaki üçleme inancı belirsiz, karmaşık ve anlaması zordu. Kesin bir şekilde tek tanrı inancını öğreten İslam‘da böyle bir şey yoktu. Müslümanların dinlerini Hıristiyanlardan daha fazla ciddiye aldıklarını gördüm. Örneğin Müslümanlar günde 5 kez namaz kılarken, Hıristiyanlar kiliseye sadece pazar günü gidiyorlardı (ki gidenlerin birçoğu yaşlı kimselerdi).
İslam‘da inanç doktrininin çok kesin ve güçlü olduğunu gördüm. Buna ek olarak seyahatlerim esnasında özellikle Asya‘da Müslümanların yaşadıkları yerlerin gayr-i müslimlere kıyasla daha temiz olduğunu fark ettim.
İslam‘ı kabul ettikten sonra ailenizin tepkisi ne oldu?
Mirela: Babam, ben Müslüman olmadan önce ölmüştü. Annem için, benim mutlu olmam daha önemliydi. Bu nedenle annemle olan ilişkimde İslam‘ı seçmem hiçbir olumsuzluk oluşturmadı. Hatta buraya geldi ve buradaki Filistinli çocuklarla vakit geçirdi, onlarla oyun oynadı. Bana direkt veya dolaylı olarak hiçbir imada bulunmadı, bu kararımla o da mutluydu.
İslamiyet ve Hıristiyanlığı kıyasladığınızda nasıl bir farklılık gördünüz?
Mirela: İslam bütün peygamberleri kutsal sayıyor ve birini diğerine tercih etmiyor. Şunu söyleyebilirim ki ben Hz Muhammed‘i (sav), Hz. İsa‘sız (as) bir şekilde kabul etmedim. Bu İslam‘ın çok güzel bir noktasıdır ki Hz. İsa‘yı seven bir insanın Müslüman olmasıyla sevgisine son vermesi gerekmiyor, aksine Hz. İsa‘yı da peygamber olarak kabul etmesi gerekiyor.
İslam‘ı kabul etmeden önce bu din hakkındaki düşünceleriniz nelerdi? İslam hakkında önyargılarınız var mıydı?
Mirela: Müslüman kadınların köleler gibi hayat sürdüğünü ve her erkeğin dört eşi olduğunu zannederdim. Ancak daha sonra Müslüman erkeğin ailesini ve eşini, batıdaki herhangi bir erkekten daha çok önemsediğini fark ettim. İslam ülkelerine seyahatim sırasında Müslümanların konuksever, centilmen, yüksek ruhlu ve ihtiyacımız olduğunda bize yardım eden insanlar olduğunu gördüm.
Batıdaki İslamiyet‘in bayanlara değer vermediği konusunda yaygın bir görüş var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Mirela: Evet, bu görüşün yaygın olduğu çok doğru. Çünkü insanlar gerçek İslam‘ı bilmiyorlar. Bu konuda ya yanlış bilgilendiriliyorlar ya da hiç bilgilendirilmiyorlar. Bunun başka bir nedeni de bazı (sözde) Müslümanların yurtdışına gittiklerindeki İslam‘a yakışmayan, hoş olmayan davranışlar sergilemeleridir.
Materyalist batı uygarlığında kadını, manevi hayatı tahrip edilmiş bir kurban olarak görüyorum. Bu uygarlık kadını insanlıktan çıkararak ucuz bir meta ve cinsel bir varlık olarak topluma sunmaktadır. Yıllar önce İslam‘ı seçmiş biri olarak İslam‘ın kadına verdiğin değeri başka hiçbir dinde olmadığını kesinlikle söyleyebilirim.
Filistin‘de ve tüm dünyadaki Müslüman kadınlara ne tavsiyede bulunmak istersiniz?
Mirela: Müslüman dünyasındaki kardeşlerime, batıdaki bayanlara özenmemelerini, onlara benzemeye çalışmamalarını tavsiye ederim. İslam size, sizi mutlu edecek her şeyi, sakin ve huzurlu bir hayatı veriyor. Huzuru kendi içinizde bulmalısınız. Tabii ki batıdaki her şeyin kötü olduğunu söylemiyorum. Ama batıdaki her şeyi de taklit etmeye çalışmak da anlamsızdır.
Burada, Filistin‘de, bir işgal ortamında yaşıyorsunuz. Daha sakin bir hayat sürmek için Romanya‘ya dönmeyi düşünmediniz mi?
Mirela: Evet, dediğiniz gibi tam anlamıyla bir özgürlük yok, Filistin‘de büyük sıkıntılar var. Ama bu dünyadaki sabrımızın ve imtihanımızın diğer dünyada mükâfatlandırılacağından şüphem yok. Allah der ki: Sabredenler ebedi cennetle ödüllendirilecektir.
Manvela Mirela kimdir?
Manvela Mirela, dindar olmamalarına rağmen Allah‘ın varlığına inanan Ortodoks bir ailenin tek çocuğu olarak doğdu. Kimya eğitimi aldıktan sonra 1991 yılında, bir Müslüman ile Filistin‘de evlendi. Sonrasında Ürdün, Suriye, İran, Pakistan, Malezya ve Endonezya gibi İslam ülkelerini gezdikten sonra yine 1991 yılında İran‘da, kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu.
Dünya hayatına bu kadar daldığımız bir zamanda, Mirela‘nın bizlerle paylaştığı hidayet serüveni insanı hayrete düşürüyor. Bizler her şeyin daha fazlasına ulaşmaya çalışırken, bunun için neleri feda ettiğimizin farkında bile değilken, Romen asıllı bir kardeşimiz çıkıyor ve bize "huzur içinizde" diyor. Aslında biz de biliyorduk huzurun içimizde olduğunu ama nasıl olduysa ülfet perdeleri gözümüze indi. Bu perdeler maddiyat perdeleri idi batıdan ithal (!) edilen.
Daha rahat bir yaşam sürme imkânı varken, o Filistin‘de yaşıyor. Orada sabır ve tevekkül ile yaşıyor ve ahirete bırakıyor rahat hayatını. Bize örnek olsun Mirela, kendimizi hesaba çekip, gözümüzdeki ülfet perdelerini yırtalım.





