İslam Jeopolitiğinin Önlenemez Yükselişi

Abone Ol

Son bir kaç haftadır sadece İslam coğrafyası değil, tüm

dünya şok üstüne şok geçiriyor desek herhalde abartmış olmayız. Bu şoku

geçirenlerden her şeye rağmen soğukkanlı olmaya çalışan kesimlerin ilk tepkisi

meseleyi magazinleştirerek önemsizleştirme, itibarsızlaştırma şeklinde

kendisini gösterirken; içimizdeki bazı kesimlerin hemen macuna sarılarak bu

coğrafya arasındaki birlik arayışlarını farklı yerlere çekmeye çalışması da

dikkatlerden kaçmıyor. Fakat kim ne yaparsa yapsın, su mecrasını bulacaktır. Bunu

zaman içerisinde hep birlikte göreceğiz.

Azerbaycan-Ermenistan arasındaki dört günlük savaşta Ermeni

işgalci güçlerin yaşadığı ağır hezimet ve burada Rusya nın etkisiz eleman

pozisyonuna düşmüş olması burada birinci ezber bozan gelişme olarak karşımıza

çıktı. Savaş, Azerbaycan ın kaybettiği toprakları tekrar ele geçirmesinin çok

daha ötesinde şu önemli sonuçları itibarıyla tarihteki yerini aldı:

1) Yukarı Karabağ Türk Dünyasının Ortak Sorunudur. Nitekim

bu savaşta Türkiye nin yanında Türkmenistan ın doğrudan doğruya Azerbaycan a

destek açıklaması ve benzer bir şekilde Kazakistan ın ortaya koyduğu dolaylı

destek (Avrasya Ekonomik Birliği toplantısı bağlamında), başta Rusya olmak

üzere ilgili tüm başkentleri şaşırtmıştır. Çünkü Türk dünyası düne kadar bu

kadar açık bir duruş sergilememişti. Ve bundan dolayı da Ermeniler, SSCB

sonrası ilk yıllarda Ruslarla birlikte rahatlıkla Yukarı Karabağ başta olmak

üzere, Azerbaycan topraklarının yüzde 20 sini işgal edebilmişti. Fakat bugün

itibarıyla Türkmenistan, Azerbaycan ile arasındaki Hazar merkezli bir takım

ihtilaflara rağmen Azerbaycan ın yanında yer almıştır. Zira Aşkabat yönetimi

biliyor ki Hazar ın batı sacayağı (Azerbaycan) giderse, doğu sacayağı da bir

kez daha işgale uğrar. Buradaki bir diğer önemli mevzu ise, İran Türklerinin bu

savaşta kayıtsız kalmamasıdır. Dört günlük çatışmalar, olası bir savaşın sadece

Azerbaycan-Ermenistan ile sınırlı kalmayacağını, bölge ülkelerini de bir

şekilde içine alacağını, dolayısıyla da bölgesel bir savaşa yol açabileceğini

göstermesi açısından oldukça önemli mesajlar vermiştir. Sonuç olarak ifade

etmek gerekirse, bu savaşta Türk dünyası birlik ve beraberlik yolunda çok

önemli bir mesaj vermiştir.

2) Yukarı Karabağ İslam Dünyasının Ortak Sorunudur.

Pakistan ın ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nın verdiği destek bir diğer

ezber bozan gelişme olmuştur. Azerbaycan ın toprak kaybettiği ilk savaştaki

tutumu bilinen İran ın bu son çatışmalarda tarafsızlığını açıklaması bile bu

noktada önemli bir gelişme olarak kaydedilmiştir. Bu destek, İslam dünyasının

sadece Araplarla ve Arap coğrafyası ile sınırlı kalmadığını göstermesi

açısından önemli bir kırılma-dönüm noktası olarak şimdiden tarihteki yerini

almıştır.

3) Rusya dan Çıkar Dengesi Adı Altında Satış İşleminin

Gerçekleşmiş Olması. Bu savaşın asıl kaybedeni Rusya olmuştur. Zira üç yönden

büyük bir kaybı söz konusudur. Birincisi, kendi yakın çevresindeki bir krizde

inisiyatif kaybına uğramıştır. Oysa düne kadar bu noktada tekel konumunda idi.

İkincisi, hami rolünü üstlendiği Ermenistan ı yüzüstü bırakmak ve Azerbaycan

gerçeğini kabullenmek zorunda kalmıştır. Bu da, emperyalizmin en önemli

özelliklerinden biri olan kullan, at ilkesinin beklenmedik bir şekilde

Ermenistan aleyhine gerçekleşmesiyle neticelenmiştir. Bundan dolayı, Ermenistan

gibi ülkeler açısından Rusya ya yönelik bir güven sorununun önü açılmıştır.

Sonuncu husus ise, Rusya bundan sonraki süreçte Türk-İslam dünyasına karşı

farklı bir tutum sergilemek zorunda kalacaktır, çünkü karşısında yeni bir

dünya söz konusudur.

Diğer ezber bozan gelişmelere gelince, bunları da maddeler

halinde şu şekilde sıralayabiliriz:

1) 13. İİT İslam Zirvesi. Zirve de ele alınan ve imza atılan

konulara bakıldığında muhtemelen bundan sonraki süreçte İslam dünyası 13. İİT

Zirvesi öncesi ve sonrası itibarıyla anılacaktır. Suriye krizinden,

Filipinlere, Myammara, Trakya ve Ahıska Türkleri ile birlikte Kırım Tatarlarına

kadar geniş bir yelpazeyi içine alan gündemiyle İİT Zirvesi bölgedeki sorunları

sahiplenme ve bunları çözme noktasında yeni bir kurumsal yapılanmaya gitme

yönünde güçlü bir mesaj vermiştir. Bu bağlamda, ortak istihbarat

teşkilatlanması ve ortak ordu (Teröre Karşı İslam İttifakı) sonrası, İslam

İşbirliği Teşkilatı zirvesinin sonuç bildirisinde İstanbul merkezli İİT Polis

İşbirliği ve Koordinasyon Merkezi nin kurulmasına ve İslami Uzlaşı

İnisiyatifi nin hayata geçirilmesine karar verilmiş olması oldukça önemli bir

gelişmedir. Bunun dışında ortak tehditler noktasında, örneğin DAEŞ (IŞİD) ve

Hizbullah gibi örgütler ve İslamofobi ye yapılan vurgular da dikkat çekicidir.

Gelişmeler, çok kutuplu bir dünya inşasında İslam Jeopolitiğinin dönüşüne ve

yeni sistemde haklı yerini alma hedefine işaret etmektedir. Dolayısıyla bu

çıkış, başlı başına ezber bozan, İslam dünyasının haklı isyanının bir sonucu

olarak da değerlendirilebilir.

2) Suudi Arabistan dan ABD ye Yönelik Tehdit. ABD

kongresinden, Suudi Arabistan ın 11 Eylül olaylarında rolü olduğunu vurgulayan

ve Suudi Arabistan a yönelik yargı yolunu açabilecek olan yasa tasarısının

geçmesi halinde Suudi Arabistan ın ABD yi dünyadaki dolar fiyatlarını

düşüreceğini açıklaması tüm dünyada şok etkisi oluşturmuş durumda.

3) Türkiye-İran Arasında Yeni Dönem Arayışları. İİT Zirvesi

sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ın Ankara ya davet ettiği İran

Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile gerçekleştirilen görüşmeler sonrası yayınlanan

ortak bildiri, bundan sonraki süreçte iki ülke arasındaki krizin yerini

işbirliğinin alabileceğiyle ilgili güçlü sinyaller vermesi dolayısıyla dikkat

çekici. Buradaki en önemli hususlardan birisi de, hiç kuşkusuz her iki devlet

açısından birer kırmızı çizgi olan ayrılıkçı Kürt terör hareketleri ve

Kürdistan noktasında ortaya konulan kararlılık. Bu husus, hiç kuşkusuz

Sadabat Paktı na giden süreci anımsatıyor.

Tüm bu gelişmeleri alt alta koyduğumuzda en azından şu tablo

karşımıza çıkıyor: İslam dünyası dünün İslam dünyası değil. İİT Zirvesi nde

ısrarla vurgulanan birlik ve beraberlik noktasında devletler tamamen bu kararın

arkasında dururlar ise, İslam dünyası Doğu ile Batı arasında dengesizliğin

dengeleyici gücü olarak ortaya çıkacaktır. Buna tüm insanlığın ihtiyacı var!