Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Allah, İslam ile kendilerini değiştirsinler diye insanlara, bir saadet düzeni olan bu dini göndermiştir. Bizim değişimimiz, fert ve toplumun İslam’la ıslahıdır. İnsan irade sahibi bir varlıktır. İnsan, irade sahibi olduğu için İslam ile batıldan birini tercih edebilir. İnsan, iyi ile kötüyü, faydalı ile zararlıyı, doğru ile yanlışı, güzel ile çirkini ve sevap ile günahı işleyebilir bir durumdadır. Fert ve toplum; din ve düzen olarak İslam’ı tercih ederse saadet bulur, batılı tercih ederse şeytan ve adamları; Siyonist Yahudi ve Hıristiyanlara köle olur. Fert ve toplum; özü için konulmuş İslam’ın temel esaslarının dışına çıkarsa kendisine zulmeder. İnsan; diğer insanlarla birlikte yaşayan sosyal bir varlıktır. İnsanlar, evde anne, baba ve yakın akrabalarla birlikte otururlar. Evin penceresinden dışarıya bakıldığı zaman, başka evlerin yanında okul ve öğretmenler, cami ve imam, kışla ve askerler, ihtiyaçlarımızı karşılamak için mal üreten fabrikalar ve işçiler, içinde kanun yapılan meclis ve vekilleri görülür. Bunların hepsi, sosyal yapıyı meydana getirirler. Fert ve toplum için, İslam düzeni aydınlık ve saadettir, Batı’nın materyalist düzeni ise cehalet ve karanlıktır. Batı medeniyetinde bilgi, İslam’dan koparıldığı için, birey ve toplumlar, inançsız hale getirilmiş ve hayat amacından saptırılmıştır. Hâlbuki hayatın amacı, ibadet ve kulluk, İslam’ca düşünmek ve yaşamak, başka bir ifade ile hayatı Allah’ın razı olduğu İslam’a tabi kılmaktır. Batı, inkârcı ve ırkçı yaklaşımıyla insanı ekonomik hayvan haline getirmiş ve Allah’tan ayırmıştır. Deneye tabi tutulamayan her şey bilginin dışında bırakıldı. Yol bu olunca, insan da hayvanlar gibi yiyen ve çiftleşen bir mahlûk haline geldi. “İnsan insanın kurdudur” dediler ve onu birbirine kırdırdılar. Gerçekte insan, Allah’ın halifesi, memuru, onun yeryüzünde bir görevlisidir. Oysa İslam insana; “önce ahlak ve maneviyatı” telkin etmiş, maddi ve manevi ilimleri bir bütünlük içinde sunmuştur. İslam, bir fıtrat dini olarak, insanı doğru tanımlamış, onun maddi ve manevi ihtiyaçlarına birlikte çözüm getirmiştir.
ÖMÜR
Fert ve toplum açısından insan hayatı, değişme, gelişme ve gerileme kanunlarına tabidir. İnsan ve toplumların doğal ömürleri vardır. Hiçbir varlık, birey ve toplum, bu doğal ömrünü aşamaz. Çünkü dünyada ebedi kalma şansı kimseye verilmemiştir. Enbiya 34: “Senden önce de hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar, ebedi mi kalacaklar?” Bir imparatorluk, hayatına bir ilçe veya il olarak başlar; sonra genişler, bölgelere sahip olur, devlet kurar, kıtaları alır ve en büyük daireyi çizer. Sonra da yavaş, yavaş geriye döner, inişe geçer ve aldığı yerleri birer, birer kaybeder. En sonunda başladığı yere geri gelir, şartlara göre ya küçük ve önemsiz bir devlet olarak hayatına devam eder ya da tarih sahnesinden silinip gider. Tarihte bunun birçok örneği vardır. Burada önemli olan hem fert hem devlet ve hem devletler toplulukları için, yapıcı olmak, adaleti uygulamak ve eşyanın tabiatına uygun hareket etmektir. Zaten devletin görevi de vatandaşlar arasında ancak adaleti uygulamaktır.
Uluslararası ilişkilerde de adalet ilkesi esastır. Oluş, bir nokta ile başlar, ölüş veya yok oluş da yine böyle bir noktadan başlar. Hicr 5: “Hiçbir millet ecelini ne öne alabilir ne de onu geriye bırakabilirler.”
FERT VE DEVLET
Fert ve devlet, biri olmadan diğerinin olması mümkün olmaz. İkisinin de toprağa ihtiyacı vardır. Fert ve devlet, toprağın hukukunu koruduğu kadar refaha ulaşır. Toprak; bize gelecek nesillerin emanetinden başka bir şey değildir. Toprağın, hukuku, ekip dikmektir. İşlenen toprak, işlendikçe bireyin, savunulan toprak da savunduğu müddetçe devletindir. Fakat ne fert ve ne de devlet onu boş tutma yetkisine sahip değildir. Fert ve devletin kıvamı ise adalettir. Toprak da adalet de sadece İslam’la ikame edilebilir.
MUKAYESE
İslam ile Batı arasında ilim, din, ekonomi ve yönetim bakımından bir mukayese yapacak olursak şu neticelere varmak mümkündür. İlimde; İslam’da ilim, halkın Hakk’ı bulabilmesi için bir araçtır. Batı’da ise, sermayenin halka tahakküm aracıdır. İslam’da ilim, halkın çalışıp yaşamalarını düzenleyen dini kurallara uyabilmek için halka sağladığı bir güçtür. Batı’da ise, sermayenin halkı köleleştirip işçi haline getirmesi için kullanılan bir sömürü aracıdır. Dinde; İslam’da din, sosyal bir eğitim aracıdır. Fert ve toplumun güzel ahlak sahibi olmasını sağlar. Batı’da ise din, sosyal yapının dışında bırakılmıştır ve dinin kişileri eğitme hak ve görevi yoktur. Ekonomide; İslam’da ekonomik faaliyetler, tümüyle serbest olup malın, emeğin ve maddenin serbest bir şekilde dolaşımı esas alınmıştır. Oysa Batı, gümrük duvarları çekerek ve vizeler koyarak malların ve emeklerin dolaşım ve akışını sınırlamıştır. İslam’da faiz ve haksız vergiler gibi haksız kazanç yolları yasaklanmış, Batı’da ise faiz ve haksız vergiler yasal hale getirilmiştir. Yönetimde; İslam’da doğru hak anlayışına dayanan adil bir yönetim düzeni vardır. Oysa Batı, yanlış hak anlayışına dayanan, çıkarcı ve zalim bir yönetin anlayışını benimsemiştir. Hastalanan fert ve toplumları peygamberler İslam’la tedavi etmiştir.
Fakat Peygamberimizden sonra bir peygamber gelmeyeceğine göre, bu görev, onların yerini tutan ve onların varisi olan ilim ve fikir adamlarına düşmektedir. Bu tedavinin temel kaynağı Kur’an, sünnet ve salim İslam fıkhıdır. Bu görev bakımından Millî Görüşçülerin sorumluluğu büyüktür. Selam hidayete tabi olanlara…