İslam dünyası ve insanlık  

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İnsanlık ve İslam tarihi Hz Adem ile başlar. Şeytan, Adem’in yaratılışına ve İslam’a itiraz ettiği için, İslam’ın ve insanın yaman bir düşmanıdır. İnsan Allah’a kulluk için yaratılmıştır. İslam ise bu kulluğun nasıl yapılacağının kılavuzudur. Bu yüzden insanlık, İslam’dan başka bir din ve düzenle dünya ve ahiret saadetine ulaşamaz. Şeytan, insanları Allah’a kulluktan ve İslam yolundan saptırmak için çalışmayı kendisi için dava edinmiştir. Şeytanın insana telkin ettiği şey, batıldır. Allah’ın insanlara gönderdiği peygamberler ise insanlara hakkı telkin ve teklif eder. Bu bakımdan insanlık tarihi bir hak-batıl mücadelesi tarihidir. İnsanlık, sayılamayacak kadar savaşlara, soykırımlara ve yıkımlara tanıklık etmiştir. Günümüzde insanlık ve Müslümanlar, bu olaylardan dersler çıkararak, yeni bir saadet dünyasını kurmak için güç birliği yapmaları gerekir. Çünkü insanlık, az çok bilinen son altı bin yıllık geçmişin bıraktığı zengin bir arşive, önemli bir tarihi birikime ve azımsanamayacak bir deneyime sahiptir. İnsanlık, yaratıldığı günden beri, gönderilmiş bütün hak elçiler tarafından sürekli olarak uyarılmıştır. Ad, Semud, Nuh ve Lutkavminin çarptırıldığı korkunç cezalar, ayrıca birçok tufanlar, kasırgalar, seller, depremler, yangınlar, çekirge istilaları ve salgın hastalıklarla sık sık ikaz edilmiştir. Bütün bu olaylar, günümüz insanlığına verilmiş önemli mesajlardır. Sahifeler, Tevrat, Zebur ve İncilgibi önceden gönderilmiş kitaplar, şeytan ve adamları tarafından her ne kadar çarpıtılmış ve değiştirilmiş ise de Allah Kur’an’ı göndermiş, İslam’ı daha açık, daha berrak ve çağlar üstü evrensel bir zenginlik içinde yeniden insanlığa sunmuştur. Gerek tarihin ibretlerle dolu tabloları, gerekse Allah tarafından son olarak indirilen Kur’an, bütün insanlığa adeta haykırmakta, herkesin artık aklını başına alarak İslam’ca düşünüp yaşamasını talep etmektedir. Acı gerçek şudur ki, bugün sekiz milyar sınırına dayanmış olan insanlık,  Kur’an’ın, tarihin ve coğrafyanın verdiği mesajlara duyarsız kalmakta, yok olmaya doğru koşmaktadır.

İLAHİ EMANET 

İslam emanetinin taşıyıcısı olan insan, aslında Allah’ın kudret eliyle inşa edilmiş çok ilginç, çok esrarlı, çok karmaşık ve çok değerli bir varlıktır. Ne var ki insan, çoğu zaman kendine bu açıdan dönüp bakmaz. Bilakis o, sadece sınırsız arzusunun peşinden sürüklenip durur. Onun için İslam; insanın dışından çok içine önem vermiştir ve ona hikmet dolu reçeteler sunmuştur.

Kur’an ve sünnet, bin beş yüz yıldır insanlığa hak reçeteleri sunmaktadır. İslam’ın, Kur’an ve sünnetle bina ettiği hayat ve yönetim düzeni, yeniden hayata geçirilmek için insanlıktan cesur bir hareket beklemektedir. Ancak insanlık, bu beklentiye cevap vermek yerine, İslam düzenini incelemekten bile çok uzaktadır. Onun için İslam’ın sunduğu adil düzen, günümüz insanlarının gündeminde bile yoktur. Çünkü bu adil düzenin birinci derecedeki muhatapları olan Müslümanların bizzat kendileri, bu düzene karşı duyarsızdır. Bugün insanlık, ırkçı emperyalizmin ürettiği karmaşanın, fitne ve fesadın içinde bocalıyorsa, bunun birinci derecedeki sorumlusu Müslümanlardır. Çünkü adil bir hayat düzeni olan İslam, bizzat Müslümanlar tarafından gündemin dışında tutulmaktadır. Müslümanların zihinlerindeki İslam ile Kur’an ve sünnetteki İslam arasında da büyük tezatlar oluşmuştur. Dünyanın içine düştüğü bunalım ve çöküşün sorumluluğunu bu yüzden indirilen gerçek İslam’a yüklenmek, başka bir yanlış olur. İslam tek çözüm olduğu halde, Müslümanların bu çözümü insanlığın önüne anlaşılır bir şekilde koyamıyor olmaları, çözüme yönelmenin önündeki en büyük engeldir. İslam emanetini sırtında taşıyan Müslümanlar, insanları İslam’a davet etmeyi, iyiliği emredip kötülüğü yasaklama görevini terk ettikleri için insanlık, Siyonizm’in karanlığından, İslam’ın aydınlığına ulaşamıyor.      

TARİH ŞUURU

Biz Müslümanlar, İslam’ı din ve düzen olarak okumadığımız gibi, tarih ve coğrafyayı da okumuyoruz. Yaşanmış bir tarihin sırrı olamaz. Kur’an bize, bazı olayları, İslam’ca düşünüp yaşamaktan kopmayalım diye anlatıyor. Allah bize Nuh tufanını ve benzeri olayları iş olsun diye anlatmıyor. Bu olaylardan gereken dersler alınmadığı için, tarih tekerrür ediyor. Tarihte, inkârcıların, müşriklerin, münafıkların başına gelenlerden gereken dersi çıkarmayan Müslümanlar ve insanlık İslam’ın onlara kazandıracağı izzetten mahrum kalırlar ve ilahi gazaba muhatap hale gelirler. Hz. Muhammed’i her gün “Sevgili Peygamberimiz” diye anan milyonlarca insan, O’nun bir devlet kurduğunu ve bu devleti vefatına kadar on yıl süreyle yönettiğini niçin görmezlikten gelirler ve zulüm düzenlerine yardım ve yataklık ederler.

Hz. Peygamber’in, Hendek Savaşı sırasında 16 bin kişilik bir orduya karşı hangi sıfatla direnişe geçtiğini, daha sonra 12 bin kişilik bir ordunun başında Mekke’yi fethederken, hangi sıfatı taşıdığını bilmeden onu her gün binlerce kez “sevgili peygamber” olarak nitelemenin kimseye bir yarar sağlamadığı ortadadır. “Faizin her çeşidi ayaklarımın altındadır” diyen bir peygamberin ümmeti olduğunu söyleyen büyük kalabalıklar, “faiz dünya gerçeğidir” anlayışına evirilmişler, soygun ve talanda sınır tanımaz hale gelmişlerse, peygamberle bu topluluk arasında hiçbir bağ kalmamış demektir. Müslümanlar olarak tarihten ders almamanın bedelini çok ağır ödüyoruz. En fazla da bu bedeli Milli Görüş sahipleri ödüyor. Bu düşündürücü manzara, bütün insanlığı da etkilemektedir. ABD, İsrail ve müttefikleri, bugün İslâm coğrafyasının, Gazze’nin üzerine bunun için çullanmıştır. Anlaşılan biz Müslümanlar, kendi tarihimizle yüzleşmek istemiyoruz.

MUHASEBE

İslamsız saadet olmaz. Bunun muhasebesini Müslümanların ve insanlığın yapması bir zarurettir. Özellikle Milli Görüşçüler olarak, bu muhasebeyi yapabilirsek, tarihin bundan sonraki tekerrürüne başka bir beklenti içinde bakabiliriz. Selam hidayete tabi olanlara…