İslâm Dini Reytinge Alet Edilemez

Abone Ol

İslâm ilâhî kaynaklıdır. Allah ın, kullarına gönderdiği

son hak dindir. Biz kullara vahiy yoluyla ulaşmıştır. Vahiy, Allah ın

buyruklarının insanlara ulaştırılması yöntemidir. Rabbimiz Cebrail e (a.s),

Cebrail (a.s) peygamberlere, peygamberler de Allah ın kullarına ilâhî

hakikatleri ulaştırmışlardır.

Tebliğ, bir hakikati hiç değiştirmeden, olduğu gibi

insanlara ulaştırmaktır. Emanet sıfatının sahibi olan peygamberler, aldıkları

tebliğ görevini yerine getirmekte büyük titizlik gösteren emîn-güvenilir

insanlardır. Son Peygamber Hz. Muhammed e (s.a.v) düşmanları bile Muhammed-ül

Emîn unvanını vermişler, Sen yalan söylemezsin, senin hiç yalanını duymadık

demişlerdi.

İslâm, kaynaklarından öğrenilir. Kur an-ı Kerîm ve

Peygamber Efendimizin (s.a.v) Sünneti İslâm ın iki temel kaynağı; İcmâ-yı Ümmet

ve Kıyâs-ı Fukahâ ise yardımcı kaynaklarıdır.

Kur an-ı Kerîm Allah ın kitabı, Peygamber Efendimiz

(s.a.v) de o Kitab ın tebliğcisi -hocası- dir. Allah Resûlü (s.a.v) Müslümanlar için örnek ve modeldir.

Canlı ve yaşayan bir Kur an dır. İnsanlara yaşayarak örnek olmuştur.

İslâm dini sahih kaynaklardan öğrenilir ve yaşanır. Fatih

Sultan Mehmet Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Efe Hoca şunları

anlatır: Televizyonda din anlatılır, tartışılmaz. Çünkü tartışmalarda ister

istemez geçmiş âlimlerin Ayet ve Hadisler hakkındaki yorumları gündeme geliyor.

Bu ihtilâflar, gerek itikatta, gerekse ibadette belli mezheplerin görüşlerine

göre İslâm anlayışı şekillenmiş olan halkımızın zihninde tereddütlere yol

açıyor. Bunlar ameli noktada halkımız açısından din adına kazanç değil, kayıp

ve aşınmadır. Asıl faydalı olan şey, televizyonda dini tartışmak yerine,

tereddütlere yol açmayacak bir üslûpla dini anlatmaktır. (Millî Gazete,

1.7.2014) 

KONUŞMA SORUMLULUĞU

İslâm dini hakkında konuşmak ciddi bir sorumluluk ister.

Çünkü, Alemlerin Rabb ı olan Allah-ü Tealâ nın dini hakkında konuşmak söz

konusudur. Bilgide kaynak çok önemlidir. İslâm ın kaynakları bellidir. Vaaz ve

irşat görevini yapan bir kişi İslâm ın kaynaklarını referans alarak konuşmak

zorundadır.

Türkiye ilginç bir ülke. İslâm hakkında bilen de konuşuyor,

bilmeyen de. Herkesin konuşma hakkı var ama bilgiye dayalı olmak şartıyla.

Kaynaklara yönelmeden kişinin tamamen akıl ve mantığının ürünü olarak söylediği

sözler din değildir. Dinin kaynağı Allah ın kitabıdır. Akıl ve mantık ise, bu

bilgileri kavrayacak güçtedir.

İlim adamları, İslâmî konuları aralarında müzakere ve

mütalâa edebilirler. Bunun sonuçlarını da halkın bilgisine sunarlar. İslâm

hakkında konuşurken, bana göre mantığına yer yoktur. Kitap ve Sünnet in

bildirdiğine göre, şeklinde konuşmak vardır. İslâmî ilimlere vukûfiyeti

olmayanlar kendi kafalarından hüküm veremezler. Halk ise, İslâmî eserleri

okuyup öğrenerek yaşamaya gayret eder.

Bazı medya kuruluşları, yayınları ile halkın kafasını

karıştırmaya çalışıyor. İslâmî kaynaklarda net olarak anlatılan ve herkesin

kolayca ulaşabileceği konularda bile halkı şüpheye düşürecek bir üslûp

kullanıyorlar. Teravih namazındaki rekât sayısı, imsak vakti, orucun kefareti,

namazların kazası gibi konular her ramazan ayının değişmez gündemi. Halbuki,

sahih Fıkıh ve ilmihal kitapları bunlara net cevaplar verdiği gibi; bu bilgiler

15 asırlık uygulama sonucu halkımızın hayatına girmiş durumdadır. Halk,

kafasına takılan konuları DİB e bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu na sorabilir.

Günlük problemlerini ise, Alo Fetva hattını arayarak kolayca öğrenebilir. Hal

böyle iken, İslâmî ilimler konusunda eğitimi olmayanların inatla halkımızın

kafasını karıştırmaya çalışmasının sebebi nedir, dersiniz  

İSLAM SAMİMİYETTİR

Ölçüler belli iken, bazı medya kuruluşları, İslâmî konuları,

halkı hakem yapan bir üslûpla tartışmaya açmaktan çekinmiyorlar. Maalesef bazı

ilâhiyatçı veya sözde hocalar da bu yanlışlığa alet oluyorlar. Sunucu,

tarafları kışkırtıyor. Araya nefis ve şeytan giriyor. İhtilâflı konular merak

uyandıracak bir üslûpla anlatılıyor. Seyircinin ilgi ve dikkatini program

üzerine çekmeye çalışıyorlar. Kutsal ve müstesna bir mevkide olan İslâm dini

dünyevî amaçlar ve reytinge alet edilemez. Bu tür medya kuruluşu ve medya

vaizlerine manevî sorumluluklarını idrak etmeye davet ediyorum.

Evet, ilim adamları kendi aralarında ilmî müzakere ve

mütalâalar yapabilir. Ama halkı hakem yaparak ve tartışarak değil. Kitap ve

Sünnet i hakem yapıp Allah korkusu ile insanlara faydalı olmayı amaçlayarak.

Sorumluluklarını kuşanarak. Din tartışılmaz; öğrenilir ve yaşanır.

İslâm dini dünyevi hırs ve menfaatlere alet edilemez.

2008 de Diyanet İşleri Başkanlığı, Reyting hocalarına itibar etmeyin uyarısı

yapmıştı. Zamanın DİB Başkanı Prof. Bardakoğlu ise şöyle demişti: Dinin iyi

bir şekilde anlatılması, aktarılması ve temsil edilmesi, din adına yapılan

yanlışların önüne set çekilmesi gerekiyor. (14. 11. 2009)

DİB, 17. 12. 2011 de Vaaz ve Vaizlik Sempozyumu

düzenledi. Burada Başkan Mehmet Görmez şöyle yakınıyordu: Vaazlarda gönül

dilini kaybettik. Genç kuşaklara ulaşabilecek bir dil ve üslûp anlayışını

oluşturmak zorundayız. Vaazlarımızda İslâm ın en önemli konularını anlatma

problemi yaşıyoruz.

Bu, samimi bir tespittir. Görevinin hakkını veren

hocalarımıza teşekkür ediyorum. DİB nın bütün personeliyle gönül dilini

kullanarak, Rabbi nin yoluna güzel öğüt ve hikmetle davet et (Nahl, 125)

ölçüsüne uygun olarak Allah Resülü nü (s.a.v) örnek alan güzel bir üslûpla

İslâm ı anlatma noktasına ulaşmasını ümit ediyorum.