İslâm devlet ve Müslümanlar

Abone Ol

Müslümanlar kendilerine sunulmuş olan büyük imkân ve olguları yeterince değerlendirmiyorlar. Müslüman olma bilinci hayatın bütün alanları için geçerli. İslâm’ın bazı yönleri almak, bazı yönlerini devre dışı bırakmak büyük bir vebal ve kaçış. İslâm’ın bazı yönleri kabul etmek ve günün koşulları içinde bazılarından vazgeçmek sağlıklı bir düşünüş değil.

İslâm tarihi veya yönetim anlayışı ilk Peygamber Hz. Âdem’den itibaren başlar. İnişli çıkışlı olan bu tarihi süreç Peygamberimiz ile merkeze oturuyor.

Peygamberler birer öncüdürler. Öncülük bir topluma yol göstericiliktir. Sonuçta tarihin hemen her döneminde insanlara yol gösteren Allah elçileri birer öncüdürler, yol göstericidirler. İnsanlar bir başına kaldıklarında mutlak surette içlerinden bir yönetici bulunması zorunlu. Otorite denilen durum kaçınılmaz bir durum.

Müslümanlar öz itibariyle geçmişten bugün değin Peygamberimiz aracılığıyla gelmiş bulunan ilkelerin yanında, onun hemen her davranışına özen gösterirler. Söylediklerini hayatlarının birer ilkesi olarak kabullenirler.

Peygamberimiz Mekke’den Medine’ye geldiğinde orada yaşamakta olan topluluklar bir karmaşa içinde bulunuyorlardı. Peygamberimizin emin olma durumu, getirdiği ve anlattığı ilkelerin doğruluğu, haklılığı, insanlık adına önemli olması insanların doğrudan kendilerine lider seçmelerine neden. Medine’de daha önceden yaşamakta olan toplulukların Peygamberimizi kendilerine bir lider seçmeleri, Peygamberin onları yöneten ilkeleri ortaya koyması bir talep karşılığındadır. Bu, İslâm devletinin ilk adımıdır. Yapılan sözleşmeye uymayan bozgunculuk yapan Yahudilerdir. Sonuçta Medine’den çıkarılmışlardır.

Peygamber sadece bir peygamber değildir. Bütün yönleriyle o bölgede yaşayanların yöneticisidir. Buna müslüman olmayan topluluklar da dâhildir. İslâm medeniyeti ve toplulukları büyük ölçüde yönetimlerini bu ilkeler üzerine sürdürdüklerinde başarılı olmuşlar ve yüzyıllarca devlet olma olgusunu yaşamışlardır.

Bugüne gelirsek, Müslümanlar ne yazık ki devletsizdirler. Başkaları tarafından sınırları çizilmiş, yetki alanları belirlenmiş küçük ve parçacık yönetimlerin hemen hiç biri Müslümanları temsil etmiyor. Devlet olma olgusunun çok uzağındadırlar. Bunların tamamı Üstat Sezai Karakoç’un deyimiyle birer “devletçik”tirler.

Bulunduğumuz şu dönemde emperyalizmin öncülüğünü yapan Abede büyük devlet konumunda. Dünyayı çekip çeviriyor. Onun karşısında uzun bir zaman varlık olan ve büyük bir güç olan SSCB dağıtıldıktan sonra Rusya yeniden bir toparlanma sürecindedir. Gene de önemli bir güç. Çin devlet olma çabasında. Hindistan henüz bir güç konumunda değil. Avrupa devletleri güçlerini birleştirmek ve devlet olmak için AB’yi kurmuşlardır. Bu, Avrupa hıristiyan topluluğudur ve devlet olma çabasıdır. Abede ırkçı ve Siyonist gücün etkisinde olduğundan önemli birçok topluluk onlar karşısında direniyorlar. BM ve NATO gibi kurumlar da bu gücün etkisindedirler. Abede, İngiltere ve İsrail birlikte hareket ediyorlar ve tek devlet olma konumundadırlar.

Müslüman toplulukların hemen her birinin iradesi elinde değil. Krallıkla olsun seçimle gelmiş olsunlar bunların tamamı atanmışlar konumundadırlar. Emperyalizmin belirlediği sınırlar içinde hareket ediyorlar. İradeleri ellerinde değil. Suikastler,  medya ve askeri güçler tarafından yıpratılmaları, ya da ekonomik ve düşünsel bağımlılıktan özgür değildirler.

Müslümanların en kısa zamanda birlik oluşturma zorunluluğu var. Bu, tek devlet olma ile değil. Birlikteliklerle gerçekleşebilir. İslâm milletine kim öncülük yapma gücünde ise onun öncülüğünde olabilir. Tek güç ve tek devlet olmaktan başka seçenekleri yok Müslümanların. AB bir örnek. Bu güçlerin birleşmesi çok şeyi başarabilmeyi sağlayabilir. Bu da insanların, yani yöneticilerin daha özverili olmalarına bağlı. Kimsenin kimseye üstün olmadığı bir düzlemle sağlanabilir. Müslümanlar yeniden devlet olma bilincine ancak böyle kavuşabilirler.