“İslam güncellenmelidir” sözüne, “İslam şartlara ve zamana göre değişmez, hükümleri de ibadetleri de değiştirilmez” diyerek karşı çıkanlara da, “Evet kesinlikle değişmeli” diyerek sanki bekledikleri cümle buymuşçasına kinlerine kusanlara da, “Aslında şu denilmek istendi” diye avukatlığa soyunanlara da şunu sormak istiyorum; biz zaten uzun yıllardır gerek devlet eliyle gerekse kendi vicdanlarımızda güncellediğimiz bir İslam’ı yaşamıyor muyuz? Devlet olarak koyduğumuz yasalarla, cemaat olarak şeyhimizin buyruklarıyla, fert olarak ise bir türlü kurtulamadığımız “ama”larla kendimize göre yonttuğumuz bir dini, çıkarlarımıza uydurarak yaşamıyor ve âlemlere sığmayan İslam’ı daracık hayatlarımızın akışına sığdırmaya çalışmıyor muyuz?
En başta, “Din ve devlet birbirine karışamaz” diyerek ve bir cumhuriyeti bu temel üzerine oturtarak zaten dini sadece insanların içinde yaşanması gereken daracık alana hapsetmedik mi? “Hâkimiyet yalnızca Allah’ındır” ayetlerini güncelleyerek hüküm verme yetkisini, dini kurallar ile hareket etmesi kanunlar nezdinde yasaklanan devletin en üst kademesine bırakmadık mı?
“Zinaya yaklaşmayın” (İsra, 32) ayetini günümüze göre güncelleyerek sokak ortasında hayâsızlık yapanları bile şikâyet edemeyecek politikalar geliştirmedik mi? Rabbimiz yaklaşmayı bile yasaklarken televizyon kanallarımızın, yöntemlerini öğretircesine programlar, dizi ve filmler geliştirmesine sessiz kalmadık mı? Avrupa’ya yaranabilmek adına aile bağlarımızı dinamitleyen zinayı kanunlarca serbest bırakıp daha sonra, “Hata etmişiz” demekle yetinmedik mi?
“Faiz yiyenler ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi kalkarlar. Bu onların: “Alım satım da ancak faiz gibidir.” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alış verişi helal, faizi haram kılmıştır” (Bakara, 275) ayeti ve Efendimiz aleyhisselatüvesselamın, “Faiz ayaklarımın altındadır” dediği Veda Hutbesi konuşması kulaklarımızı çınlatırken faizi şartlarımıza göre güncelleyip, “Dünya gerçeğidir” demedik mi?
Domuz eti pek çok ayette haram kılınmışken devlet eliyle domuz etine kredi sağlamadık mı? Ülkenin dört bir yanında domuz çiftlikleri çoğalırken ve “Farkında olmadan domuz eti yiyoruz” haberleri ortalıkta dolanıp midemizi bulandırırken domuzun haram oluşu ile ilgili ayetleri güncellemediğimizi söyleyebilir miyiz?
“Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir” (Maide 90) ayeti ile yasak konulan her başlığın kendine hayat bulması için ülkemizde politikalar uygulamadık mı? Açtığımız içki fabrikaları ile övünerek kumar oynayana cezai yaptırım uygulamayarak hali hazırda dikili olan büstlere yenilerin eklenmesine izin vererek, şans okları denebilecek piyangoyu, üstelik “Milli” adı altında piyasaya sürerek meşrulaştırmadığımızı ve Maide 90. ayetini güncellemediğimizi söyleyebilir miyiz?
Belki de her şeyin bu denli değişmesine ve güncellenmesine sebep olan bir adım olarak birilerine soft İslam’a hazır olduğumuzun sinyallerini vermedik mi? Dinler arası diyalog safsatalarıyla İslam dinini itibarsızlaştırıp diğer dinlere inananların da cennete gireceğini savunan hoca efendilerle(!) el ele, gönül gönle verip dinin insanların kalbinde gün gün erimesine zemin hazırlamadık mı?
Evet, Osmanlı Devleti’nin desiselerle bitirilişinden beridir bu topraklarda İslam dininin güncellenmesine, içinin boşaltılarak Protestan Hıristiyanlık gibi yeniden yapılandırılmasına çeşitli ellerce uğraşılmıştır. Fakat artık herkesin itiraf ettiği şu gerçeği görelim ki tarihte hiçbir zaman bu denli, göz göre göre ve açıktan hükümlerle oynanamamıştır. Kur’an’ın metni değiştirilememiş fakat farklı yorumlar ve hayata uygulanışı ile bizden istenenin çok çok gerisinde kalınmıştır. Ve bu uğurda en büyük hizmeti(!) ise FETÖ ile onlara kalbi ve lojistik destek verenler yapmıştır.
Ticaretimize dokunmayan, siyasetimize karışmayan, yasalarımıza uğramayan, giyim kuşamımıza müdahale etmeyen, eğitimimize girmeyen, kamuya sokulmayan, sokaklarımızda duyulmayan, sadece kimliklerimizde adı geçen ve herkesin kalbinde veya camisinde yaşaması istenen bir dini yaşar, yaşatılır olduk. Meydanlar, “Din Allah ile kulun arasındadır” diyerek her türlü çirkefliği yapan, sonra da, “Kalbim temiz” diyen insanlara, “İnşallah, maşallah” ile yarı çıplak kadınları sergileyen hoca bozuntularına, sadece Ramazan ayında ortaya çıkıp orucu bozan halleri anlatan medyatiklere, “Allah bunu demek istedi” diyerek üstün fıkhî zekâsı ile ayetleri yorumlayan ilahiyatçılara, “Sünnete gerek yok, bunlar uydurma hadis” diyerek kendi yonttukları ayetlerin yeterli olacağını iddia eden sünnet tanımazlara, Allah’ın hükmettiğine resmen “deli saçması” diyebilecek kadar cesur olanlara, “İslam’ı 14 asır öncesi hükümleriyle bugün uygulayamazsınız” diyerek yeni bir çığır açanlara kaldı. Bu yüzden gerçekleri eğip bükmeden, yumuşatıp esnetmeden söyleyen hiç kimseye tahammül kalmadı. Bu yüzden, “Bu çağda bu kadar da olur mu?” itirazları aldı başını yürüdü…
Evet, elbette ki dendiği üzere, “İslam son dindir ve böyle de kalacaktır!” Uygulamada çok fazla hata yapılsa, pek çok şey muamelata yansıtılmasa da İslam’ı olduğu şekliyle, yontmadan, güncellemeden, değiştirmeye ve softlaştırmaya çalışmadan, birilerine yaranmak adına dinden taviz vermeden yaşayan bir grup da hep var olacaktır. Bu grupta olmayı ümit edenler bilmelidir ki İslam değil, İslam’ı olduğu şekliyle kabul edemeyen yürekler güncellenmelidir!