İslâm Birliği?ne Giden Yol: D-8

Abone Ol

Hak dinler, ilk insandan son peygambere kadar,

peygamberler öncülüğünde tebliğ ve temsil edildi. Peygamber Efendimiz den

(s.a.v) sonra, İslam ın genel ve kurumsal temsili halifeler eliyle gerçekleşti.

Hulâfâ-yı Raşidin (4 büyük halife), Emeviler, Abbasiler, Osmanlılar bu şerefli

görevi yürüttüler. Halife ye, bütün müminlerin yöneticisi anlamında Emir-el

mü minin denirdi.

Osmanlı nın yıkılmasıyla birlikte hilâfet makamı da

kaldırıldı. Böylece, tesbihin imamesi koptu; taneler dağıldı; Müslüman ümmet

kurumsal anlamda başsız ve sahipsiz kaldı. Bu sebeple, sömürgeci güçler

Müslümanların üzerine çullandı. Sömürünün her çeşidini uyguladılar; yeraltı

kaynaklarını ellerine geçirdiler. Savaş, işgal, bölgesel çatışma, katliam,

işkence gibi yöntemlerle Müslümanları yok etme ve etkisiz hale getirmeye

çalıştılar.

İslâm Dünyası Perişan

Müslümanların perişanlığı, Osmanlı nın başının derdine

düştüğü uzun savaş yıllarında başladı. İslâm âlemini dolaşan Mehmet Akif,

Müslümanların hazin halini Şark başlıklı şiirinde şöyle anlatır:

Harâb iller; serilmiş hânumânlar; başsız ümmetler;

Yıkılmış köprüler; çökmüş kanallar; yolcusuz yollar;

Buruşmuş çehreler; tersiz alınlar; işlemez kollar;

Bükülmüş beller; incelmiş boyunlar; kaynamaz kanlar;

Düşünmez başlar; aldırmaz yürekler; paslı vicdanlar;

Tegallübler, esaretler; tehakkümler, mezelletler;

Riyâlar; türlü iğrenç ibtilâlar; türlü illetler;

Örümcek bağlamış, tütmez ocaklar; yanmış ormanlar;

Ekinsiz tarlalar; ot basmış evler; küflü harmanlar;

Cemâ atsiz imamlar; kirli yüzler; secdesiz başlar; ( )

(19 Eylül 1918)

Bugün İslâm dünyasının hali, bu anlatılanlardan çok

farklı değil. İlâve olarak, emperyalist odaklar İslâm dünyasını bir kaşık suda

boğmanın peşinde

Halifesiz Olmaz

Allahü Tealâ, bütün Müslümanları Peygamberimiz Hz.

Muhammed (s.a.v) öncülüğünde bir ümmet , bir millet olmalarını emretmiş,

cemaat olmalarını istemiştir: Allah ın dini olan İslam a sımsıkı sarılın;

parçalanıp dağılmayın, tefrikaya düşmeyin. (Al-i İmran, 103)

Peygamber Efendimiz (s.a.v) de mü minleri kardeşliğe

davet ediyor: Müslüman Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, yardımsız

bırakmaz, düşmana teslim etmez. (Buharî) Komşusu aç olduğu halde tok

sabahlayan hakiki mümin değildir. (Buharî)

Dünyadaki İslâmî hareketin öncülerinden Cemâat-i

İslâmî nin kurucusu Pakistanlı âlim Ebu l `lâ el-Mevdûdî hilâfetin önem ve

fonksiyonunu şöyle anlatır: Hilâfete, Arap dilinde Niyâbet Vekillik denir.

İslâm nazarında insanın bu dünyadaki mertebesi, Allah ın (C.C.) mülkünde O nun

vekilidir. Bu mülkte ancak vekilliğin icap ettirdiği ve Allah ın (C.C.)

kendisine bağışladığı şekilde tasarruf etme yetkisine sahiptir. Evvelâ sen,

kendi köyünün işini yürütmeye başkasını vekil kıldığın zaman şu dört husustan

emin olman lâzımdır: Evvelâ, köyün hakiki malik ve sahibi vekil kıldığın adam

değil, bizzat kendinsin. İkincisi, vekil kıldığın adamın senin mülkünü ona

emrettiğin ve gösterdiğin şekilde kullanması icap eder. Üçüncüsü ise, onun sana

itaati terk etmemesi, kendisine ve işine tayin ettiğin hududu tecavüz etmemesi

lâzımdır. Dördüncü olarak da, bu köyü kendisinin istediği şekilde değil, senin

istediğin şekilde idare etmesi ilk vazifeleri arasındadır. (İslâm da Hayat

Nizamı, İİFSO Yay. , Sh. 21)

İslâm Birliği ne İhtiyaç Var

Hepinizin bildiği üzere, dünya kaynıyor. Sömürü, açlık, savaşlar

durmak bilmiyor. Nerede kan dökülüyorsa, o Müslüman kanı. Sömürgeci güçler

İslâm ülkelerini tek tek kontrollerine almaya devam ediyorlar. Bütün tuzaklar

Müslümanlar üzerine kurulmuş. 1. ve 2. Dünya Savaşları nın nihaî hedefinde de

Müslümanlar vardı. Filistin, Afganistan, Keşmir, Arakan, Irak, Mısır, Suriye,

Libya, Tunus, Cezayir, Mali, Somali, Rusya gibi ülkelerde Müslümanların başına

gelmeyen kalmadı. Müslümanlarla ilgili kararları sömürgeci Batılılar veriyor.

Müslümanlar bütün bu gelişmelere daha ne zamana kadar seyirci kalacaklar Hâlâ,

güçlerini birleştirmeyecekler mi

İslâm Birliği nin kurulması mücadelesine ömrünü adamış

bir lider var: Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan. Nüfusu en yüksek

8 İslâm ülkesinin liderlerini bir araya getirdi ve 15 Haziran 1997 de İstanbul

Çırağan Sarayı nda D - 8 oluşumunu başlattı. Bütün İslâm ülkelerinin

katılımıyla D - 60 lar; bütün mazlum ve mağdur ülkelerin katılımıyla da D

-  160 ları şekillendirmeyi amaçladı. Bu,

Müslümanların öncülüğünde Yeni Bir Dünya; yani, huzur ve barış dünyası demekti.

Erbakan Hoca, İslâm Birliği ne duyulan ihtiyacı şöyle anlatıyordu: Akıl, işin

sonunu düşünmektir. Müslüman bir delikten iki kere ısırılmaz. Aynı olayları

defalarca yaşıyor; ibret ve tedbir almıyoruz. İki yüzlüler, işbirlikçi

politikacılar barış sözü edip duruyor. Fakat, dökülen Müslüman kanı. Bu kadar

hissizleşebilir miyiz İslâm dünyasının her yerinden çığlıklar yükseliyor.

Mazlumlar ayağa kalkmadan zalimler diz çökmez. İslâm Birliği nin kurulmasından

başka çare yok.

D-8 ler Hedefine Ulaşmalı

Erbakan Hoca; D-8 lerin önemini şöyle anlatıyordu:

D-8 ler, 20. yüzyılın en önemli olaylarından birisi ve 20. yüzyılın 21.

yüzyıla en kıymetli bir hediyesidir. Yine, D-8 lerin kurulması baştan sona

harplerle ve çatışmalarla geçen 20. Asrın sonunda, aydınlığa açılan bir kapı

gibidir. (Yeni Bir Dünya D - 8, Yörünge yay., Bülent Alan, Sh. 15.)

İslâm dünyası, Osmanlı sonrası acı, kan ve gözyaşına

boğuldu. Emperyalistler son 30 senedir daha gelişmiş yöntemlerle Müslümanların üzerine

geliyorlar. Savaş, katliam, işgal ve bölgesel çatışmalar daha da arttı. En son

Filistin, Arakan, Suriye, Mısır gibi ülkelerde yaşananları hep birlikte takip

ediyoruz. İslâm Birliği ni kurmazsak olayların durmayacağı açık. Ortada

başlatılmış ve belirli bir mesafe alınmış D - 8 örneği var. Nüfusu 1 milyar

civarında olan 8 ülke bu oluşuma imza atmış. Artık, İslâm Birliği nin kurulması

âciliyet kazanmıştır.

Her yıl yapılan Müslüman Topluluklar Konferansları

konusundaki gözlemim şu ki; İslâm ülkeleri bütün ümitlerini Türkiye ye bağlamış

durumdadır. Bayrak bu topraklarda düştü, yine bu topraklarda ayağa kalkacaktır.

Bu yüzden, Türkiye ye büyük görevler düşüyor. Türkiye gibi bir ülkeye AB ye

kuyruk olmak yakışmaz. Türkiye nin tarihî misyonu İslâm âlemine lider olmaktır.

Uluslararası kuruluşlar Müslümanların menfaatlerini gözetmiyorlar. Bu sebeple,

dünyaya hak ve adalet getiremeyecekleri acı tecrübelerle anlaşılmıştır. Onun

için, D -  8 ler bir an önce hedefine

ulaştırılmalı, hak ve adalet merkezli huzur ve barış dünyası vakit geçirmeden

kurulmalıdır.