2- Ölçü ve tartıda hile: Bir toplumda ölçü ve tartıda
sahtekârlık doğmuşsa o toplum helak olmuştur. Bu sadece işi yapan kişilerde
kalmayıp tüm toplumu etkisi altına alır.
Hadis-i Şerifimizi hatırlayalım: Ölçü ve tartıyı eksik
yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki idarecilerin
zulmü ile cezalandırılır.
Evet, kimle konuşursanız konuşun, herkes: Geçim sıkıntısı
ve idarecilerin zulmünden şikâyetçi. Eskisi gibi kazanamıyoruz. Sebebi belli:
Ölçü ve tartıda hile.
3- Zekâtı vermemek: Zekât İslam ın temel taşlarındandır
ve bu konu insanların vicdanlarına asla bırakılamaz.
Hadis-i Şerifimizi hatırlayalım: Hangi millet mallarının
Zekâtını vermezse mutlaka gökten yağmur kesilir, kuraklık cezasıyla
cezalandırılır.
Evet, kimle konuşursanız konuşun, herkes: Eskisi gibi
yağmur yağmıyor, ekinler yeşermiyor, toprak eskisi gibi verim vermiyor,
tarlalar susuzluktan çatladı, diye dert yanacaktır. Sebebi belli: Zekât
vermemek.
4- Ahdi bozmak: Ahid: Hem ALLAH Teâlâ nın insanları
mükellef kılmış olduğu hükümler ve hem de insanların ALLAH Teâlâ ya karşı veya
ALLAH namına diğerlerine karşı yerine getirmeyi taahhüd etmiş oldukları
hususlardır.
ALLAH Teâlâ, ahidlere bağlı kalmayı farz, onu bozmayı
haram kılmıştır. Bu sebeble gerek ALLAH Teâlâ ya ve gerekse insanlara karşı
verilen ahdin yerine getirilmesi gerekir.
Ahde vefa konusunda İslâm, son derece titiz davranır.
İnsanlar arası ilişkilerde güven unsurunun hâkim olması için yeğâne garanti
vasıtası ahde vefâdır. Bu güven olmadan veya sağlanmadan sıhhatli bir toplum
hayatı mümkün olamaz. ALLAH Teâlâ, öyle bir topluma rahmet nazarıyla bakmaz.
Bu temel sarsılınca hadis-i Şerifin devamında buyrulduğu
gibi: ALLAH Teâlâ, o millete kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat eder
ve ellerindeki servetlerin bir kısmını, onlar alır. Sebebi belli: Ahdi bozmak.
5- Kitabullah ile hükmetmeyi, amel etmeyi terketmek:
Müslü-manlar, Kitabullah yani ALLAH Teâlâ nın kitabı: Kur an-ı Kerîm den
uzaklaştıkları zaman ne düşmanın baskısından kurtulabilmiş ne de kendi
aralarındaki çatışmalar durmuştur. İç isyanlar artmış, kavmiyet çatışmala-rı
her köşeyi sarmış, gruplar arası düşmanlıklar ayyuka çıkmıştır.
Günümüzde de ümmet kendi arasında daha çok çatışma
halindedir. Kafirlerle savaşan, onlara karşı direnen çok az bir kesim bulunmaktadır.
Maalesef ümmetin büyük bir kesimi bölük-pörçük vaziyette birbirleri ile
sürtüşüyor veya çarpışıyor. Bazı bölgelerde kavmiyetçilik öne çıkmış, kimi
yerlerde mezhepler kavgası, kimi yerlerde çeşitli isimler altında kümeleşen
gurupların çatışmaları ümmeti, İslam ümmeti olmaktan katmer katmer
uzaklaştırmıştır. Ümmet fikri yok olmuş, Müslümanların birbirlerine
tahammülleri kalmamıştır.
Çünkü onların arasını Kitabullah ta var olan hükümler
düzenlemi-yor. Onları Kitabullah la amele davet edecek, onların aralarında
Kitabullah la hükmedecek kimseleri de yok.
Bu sebeble tıpkı yukarıdaki hadis-i şerifte: ALLAH
Teâlâ, onların azabını kendi aralarında kılar yani fitne, fesad ve anarşi gibi
azablarla tazib eder, birbirleriyle savaştırır. ve şu ayet-i kerimede
buyrulduğu gibi:
De ki: ALLAH Teâlâ nın size üstünüzden yani gökten veya
ayaklarınızın altından yani yerden bir azap göndermeğe ya da birbirinize
düşürüp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter. Bak, anlasınlar diye
âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz!
Önceki kavimler kendilerine gönderilen peygamberlere iman
etmeyip isyan ve taşkınlıklara devam edince ALLAH Teâlâ, onların bazılarının
üzerine gökten taş yağdırıp helak etti, memleketleri taş yığını haline geldi;
bazılarını da şiddetli depremle helak etti, memleketlerini viranelere çevirdi,
bir kısmını da iç karışıklıklarla birbirine kırdırdı. İşte bu ayet-i kerime o
olaylara işaret ederek, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin ümmetini
uyarmaktadır.