“Meselenin, ALLAH Teâlâ’ya götürülmesi”: Kur’an-ı Kerîm’e, “Resûlüne götürülmesi” ise: Sünne¬te başvurmayı gerektirir. Anlaşmazlık konusunda bu iki kaynaktaki hü¬küm, bütün ümmet için bağlayıcıdır ve gereğine uyularak anlaşmazlık çözüme kavuşturulur.
“Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz.” şeklindeki cümle yapısı umum ifade eder. Buna göre Mü’minlerin haya¬tında ihtilâf konusu olan her şey, çözümü Kur’an-ı Kerîm’den ve Sünnet’ten alacak, başka bir deyişle çözüm, bu iki kaynağa başvurularak aranacaktır. Cenab-ı Hak şöyle buyurdu:
“Hayır, Rabbine and olsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, onu tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (1)
Bu ayet-i kerimeye göre gerçek iman sahiplerinin iki temel vasfı bulunmaktadır:
a- Aralarında bir anlaşmazlık çıktığında Resûlullah (S.A.V.) Efendimizi hakem kılmak, O’nun hükmüne başvurmak.
b- Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bir hüküm verince bunu benimsemek, âdil olduğuna inanmak, itiraza kalkışmamak.
ALLAH Teâlâ’nın dininin hükmü demek olan Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin hükmüne başvurmak ve bunu gönülden benimsemek iman alâmetidir. Çünkü İman, kuru bir sözden ibaret değildir; gönülden bağlanmak, inanmak ve kabullenmektir. Hem “ALLAH ve Resûlü’ne inandım” deyip, hem de hükümlerine razı olmamak tipik münafıklık alâmetidir. “Şeriatın kestiği parmak acımaz” denilmiştir; acımaz, çünkü Mü’minin kalbinde o acıyı unutturacak kadar büyük bir iman vardır.
Ululemre itaat ile ilgili olarak Irbaz b. Sariye (R.A.) şöyle dedi: Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz bize çok tesirli bir öğüt verdi. Bu öğütten dolayı kalpler ürperdi, gözler yaşardı. Bizler:
- Ya Resûlellah! Bu öğüt, sanki ayrılmak üzere olan birinin öğüdüne benziyor, bari bize bir tavsiyede bulun, dedik. Bunun üzerine:
“Size, takva sahibi olmanızı, başınıza bir Habeşli köle bile emir olsa, onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra sağ kalıp uzunca bir hayat sürenler pek çok ihtilaflar görecekler. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-i Râşidîn’in sünnetine sarılmanızdır. Bu sünnetlere sımsıkı sarılınız. Sonradan ortaya çıkarılmış bid’atlerden şiddetle kaçınınız. Çünkü her bid’at dalâlettir, sapıklıktır.”(2) buyurdular.
Görülüyor ki, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, sahabe-i kiramın isteği üzere onlara çok kısa, fakat gerçekten çok muhtevalı bir tavsiyede bulunmuştur:
İlk tavsiye ettiği şey takvâ oldu. Takvâ çok geniş anlamlı bir terimdir. Kısaca belirtmek gerekirse ALLAH Teâlâ’dan korkmayı, ALLAH Teâlâ’ya karşı günah işlemekten sakınmayı, O’na son derece saygılı olmayı, dinin emrettiği her şeye gücü ölçüsünde sarılmayı, yasakladıklarından da uzak durmayı ifade eder.
Takvâ âhiret azığıdır. İnsanı ebedî azabdan, o kurtarır, cennete o ulaştırır, ALLAH Teâlâ’nın rızasına o nâil kılar. Kısaca takvâ, iyi ve üstün Mü’min olmanın adıdır.
Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin takvâdan sonra tavsiye ettiği ikinci önemli konu, emîri yani devleti yöneteni dinlemek ve ona itaat etmektir. Hatta bu yönetici, toplumun en alt tabakası içinden çıkmış biri de olsa, ona itaat mecburiyeti vardır.
Nitekim hadis-i şerifte “Habeşli bir köle bile başınıza emir olsa” denilmektedir ki, İslâm hukukuna göre kölelerin emirliği câiz değildir. Bu bir faraziye, bir varsayımdır. İtaatin önemini kavratmak, fitneden korunmanın yolunu öğretmek, başsızlığın felaket olduğuna dikkat çekmek içindir. Ancak yöneticiyi dinlemek ve ona itaat etmek, her hâl ü kârda mutlak bir emir değildir. Dinleme ve itaat: Ancak dinin uygun gördüğü ve meşrû olan hususlardadır.
(1) Nisa sûresi:65
(2) Ebû Dâvûd, Sünnet:6, No:4607, 2/611; Tirmizi, İlim:16; İbn-i Mâce, Mukaddime:6