İdam edilip asılan adamla onu asan cellatın iç acısını ortaya çıkaracak bir alet olsaydı hangisinin ıstırabı fazla olurdu sanırsınız
Ülkeleri soyup soğana çeviren, ardında binlerce acı bırakan sömürgecilerin sömürdüklerini de yiyemediklerini, çocuklarının da rahatsızlanıp sosyalist olduklarını gördüklerinde içlerinden nasıl bir sızı duyduklarını, bu sızı ile sömürülenin sızısı tartılmış olsaydı hangisinin ağır geleceğini tahmin edebilir misiniz
Okumak için okula gelenleri kapıdan çevirenlerin uykularında neler gördüklerini görüntüleyebilsek görmeye dayanabilir miyiz
Yakan, yıkan, vuran, kıran, öldüren, sürgün eden, hapseden, işkence yapan adama kızmak yerine acıyor, zalimin Mü min olmadığına üzülüyor ve Müslüman olması için dua ediyor sevgili peygamberimiz.
Günümüzde de yakanlar, yıkanlar, vuranlar, kıranlar... var. Vurulanlar, kırılanlar... vuranlara, kıranlara karşı kin besliyorlar. Protesto yürüyüşleri yapıyorlar. Yapılan işkencelerin şeklini çeşitlerini yazıyorlar ki daha sonra gelecek işkencecilerin kültürünü artırsınlar.
İşkence olayını duyanlar mazluma acırken zalime lanet yazıları yazarak tepkilerini gösteriyorlar.
Peki ama işkence yapan bu zalime bir acıyan olmayacak mı Mazlum ve mağdur kişi bir veya birkaç defa birkaç saat işkence görür. Ya o işkence yapan, o hastalığının pençesinde yirmi dört saat can çekişirken onun için kim üzülecek
İşte sevgili Peygamberimiz kendisine yapılan işkencelerin hiçbirini hiçbir kimseye anlatmamış. Ama inkârın zehri içinde kıvranırken etrafına eli kolu çarpan imansızların iman etmemesinden dolayı üzüntüden neredeyse kendisini helak edecekti.
Rabbimiz "Fetih" suresinin ikinci ayetinde sevgili Peygamberimizin geçmiş ve gelecek günahlarını affettiğini bildirdiği halde O geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılıyor, gündüzleri ise kendini helak edercesine İslâm ı insanlara ulaştırmak ve insanları şirk zulmünden kurtarmak için koşturuyordu.
"Kehf" suresinin altıncı ayetinde, "Şuara" suresinin üçüncü ayetinde "Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin" buyuruyor Rabbimiz.
Profesör Tarık Zafer Tunaya, "İnsan derisine kaplı anayasa" isimli bir kitap yayınlamıştı. Özeti şu: Fransa ihtilalinden sonra ihtilalciler kral ailesinden birini Paris meydanında kesiyorlar. Derisini yüzüyorlar. Dibağat yaptırıyorlar ve "İnsan hakları" kitabının dışına kap diye geçiriyorlar. Şimdi bu insan derisiyle kaplı "İnsan hakları" isimli kitap müzede sergileniyor.
Bir insanın hakkını öbür insan belirlemeye kalkınca ister istemez hak belirleyen kişi veya kişiler hakları kendine, ailesine, kabilesine, milletine, dindaşına veya ırkdaşına doğru yontar. Bir zulmü kaldırırken yeni zulümler ortaya çıkar.
Kendisine işkence eden adama acıyan sevgili Peygamberimiz, doğup büyüdüğü, vahyin beşiği olan Mekke den hicret etmek zorunda kalır. Sekiz sene sonra Mekke yi kan akıtmadan feth eder.
Aynı gün Mekke parlâmentosunun o putperest, Müslüman katili, zalim işkencecileri karşısına dizilirler.
Sevgili Peygamberimiz: "Size ne yapmamı bekliyorsunuz " der.
Suçluların başları öne eğik olarak "Biz seni, babanı, dedeni, tanırız. Baban ve deden kerim/cömert, iyilik sever adamdı. Sen den de o beklenir" derler.
Efendimizde: "Ben de Yusuf kardeşimin dediğini derim. Yusuf, kardeşlerine: "Bugün size kınamak yok. Allah sizi afvetsin. O merhamet edenlerin en merhametlisidir." Demişti. Hepiniz evlerinize gidiniz ve hepiniz hürsünüz." buyurmuş.
Günümüzde inkar ve isyan içinde olanlar İslam dan korkmaktalar. Kendi yaptıklarının kötü olduğunu biliyorlar bizi de kendileri gibi zannediyorlar.
Özetle İslâm ı bilmiyorlar.