Siyasette ortaya çıkan belirsizlik siyasileri ve bürokratları "Ne olacak " sorusu etrafında düğümledi. Böyle olunca da toplumun içine yuvarlandığı ekonomik ve sosyal çöküntü görülmez, belki de özellikle gösterilmez oldu. Sanki bina iyice çöksün toplum enkazın altında kalsın isteniyor.
Televizyon haberleri ve gazete sayfalarına yansıyan her gün öylesine olay var ki, bunlar karşısında insanın, "Nereye gidiyoruz " diye irkilmemesi, nereye gittiğimizi düşünmemesi mümkün değil. Aksi vurdum duymazlık olur, kanıksanmışlık anlamına gelir ki, bu da ayrı bir felaketin habercisi demektir.
Cinnet olarak nitelendirilebilecek katliam boyutuna ulaşan çılgınlıklar, annesini öldüren evlatlar, evladını öldüren anne babalar bu toplumda eskiden pek rastlanmayan olaylardı. Ama şimdi görüyoruz ki bunlar olağan hale gelmiş. Yani toplumun cinnet geçiriyor olması karşısında ülke sorumluluğunu yüklenmiş olanların bile kılı kıpırdamıyor, çözüm bulma yönünde ciddi bir çalışma yapamıyorlar. Çünkü, onların hepsi kendi başlarının derdine düşmüşlerdir. Ancak, unutulmamalıdır ki, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığı sağlıklı bir mantık değildir. O yılan bugün sana dokunmuyor olabilir ama yarın zehirini bedenine akıttığında iş işten geçmiş olur. Kısacası toplumun çatısı çöktüğünde o çatının altında hepimizin kalacağını unutmamak gerekiyor.
Ekonomide dengelerin hızlı bir şekilde bozulduğunu bunun böyle devam etmesinin mümkün olmadığını yıllardan beri bu köşede tekrarlayıp duruyoruz. Bazıları bizim bu eleştirilerimizi muhalefet psikolojisi ile izaha kalkıştılar. Kaldı ki, her ülkede iktidar kadar muhalefete de ihtiyaç vardır. İktidar sahiplerini dalacakları uykularından uyandırma görevi muhalefete aittir. Ama muhalefetten gelen her eleştiri kulak ardı edilir, duymazdan gelinirse iktidar bir süre sonra koltuğunun altından kayıp gittiğinin farkına bile varamaz.
Sadece kayıp giden iktidar koltuğu olsa belki onun telafisi mümkün olabilir ama milletin değerleri erozyona uğrar, bizi biz yapan özellikler birtakım ekonomik sebeplerle erimeye başlarsa bir süre sonra o değerleri tekrar yerine koymaya hiçbir maddi güç yeterli olmaz. Söz gelimi bu millet uzun yıllar faizden uzak durmak gibi bir hassasiyete sahipken bu hassasiyet zamanla aşınmaya ve sonra faiz normal olarak algılanmaya başlarsa toplumun temelleri sarsılıyor demektir. Elbette bu sarsıntıda ilk zarara uğrayacak olan ekonomik bakımdan zayıf ve güçsüzlerdir.
Bir zamanlar bankaların dışında faiz karşılığı para verenlere tefeci denilirdi. Ve onların ocağına bir kere düşenin kendini kurtarmasının mümkün olmadığı anlatılırdı. Ancak zamanla tefeciler ile bankalar arasında fazlaca bir fark kalmadı. Yani tefecilik resmileşti ve devlet izni ile yapılır oldu. Bu bakımdan dün bazı gazetelerde yer alan "Kredi kartı borcu yeni tip tefecileri doğurdu" başlıklı haberleri görünce irkildim ama şaşırmadım. Çünkü işin buraya varacağı belliydi. İnsanlar yaşadıkları ekonomik sıkıntıdan kurtulmanın yolu olarak kredi kartlarını gördüler. Kredi kartı ile harcamayı olmayan paranın harcanması olarak algılamadılar, belki de algıladılar ama şartları onları zorladı. Kolay harcama sebebiyle kredi kartı gecikme faizlerinin tefeci faizlerini aştığını insanlar düşünmediler. Yani kredi kartı ile yapılan harcama zamanı geldiğinde kapatılamadığı takdirde tefecinin eline düşmekten farkı olmadığını toplumun büyük bir kesimi göremedi.
Bunun sonucu kredi kartı borcundan kurtulmak için bazılarının tefecilere başvurdukları haberleri insanı şaşırtmıyor. Eğer bankaya olan borçtan kurtulmak için bir insan tefeciden çare arıyorsa o bankacılık sisteminin acilen gözden geçirilmesi ve yeniden yapılandırmaya gidilmesi gerekmez mi
Devletin tefecilik yapması ya da tefeciliğe izin vermesi düşünülebilir mi
Düşünülemez elbette. Ama gelinen nokta maalesef hiç iç açıcı değil. Toplum ekonomik ve buna bağlı olarak sosyal yönden ciddi bir çöküntü yaşıyor. Buna nasıl çare bulunabileceği sorusunun cevabı bana göre AKP nin kapatılmasından bile önemlidir. Ne yazık ki tüm toplum dünkü yazımda da belirttiğim gibi kapatma davasına kilitlenmiş, bu arada ülke ve insanımız elden gidiyor.
Bana isteyen felaket tellallığı yapıyor desin hiç umurumda değil