Otomotiv sektörünün merkezi konumundaki Bursa daki
otomotiv işçilerinin başlattıkları iş bırakma eylemi biranda ülke gündemine
oturdu. Eylemin iyi irdelenmesi ve ders alınması gereken birçok yönü bulunuyor.
Olaya sadece işçilerin ücret mücadelesi olarak bakamayız. Normalde bu tür
eylemler sendika öncülüğünde olurken Bursa da tam tersi bir durum yaşanıyor.
İşçiler üyesi oldukları sendikaya rağmen işverene karşı bir mücadele başlattı
ve devam ediyorlar.
Birileri, işçilerin bu eylemini sindirerek, tehdit ederek
çözmeye kalkarsa gelecekte bunun bedeli daha ağır olur.
İşin özünü kaçırmamamız gerekiyor.
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim
Dalı Başkanı Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün ile yaptığımız bir röportajda verdiği
örnek, Bursa da yaşananları adeta özetliyor. Türkiye de emeğin hakkının
verilmediğine dikkat çeken Düzgün, şu çarpıcı tespitte bulunmuştu; Fıkıhta bir
adamın evi olacak. Çünkü güvenlik ihtiyacı vardır. Seyahat hürriyeti esastır.
Seyahat ihtiyacının mümkün kılacak bir biniti olacak. Bu eskiden attı, şimdi
ise araba. Bir insanın asıl ihtiyaçlarını karşılamak için ömür boyu çalışacak
olması bir defa emeğin bütünüyle dip yapması demektir.
Evet işin özünü burası oluşturuyor. Türkiye de emek dip
yapmış durumda. Türkiye nin en önde gelen fabrikaların da çalışan bu insanlar
artık aldıkları ücretle geçinemiyorlar ki böylesine bir eyleme
kalkışıyorlar. Yoksa hiçbir işçi durup
dururken böylesine bir eyleme kalkışmaz!
Alışık olmadığımız bu eylemden herkes üzerine düşen dersi
çıkarması gerekiyor.
Hükümet, işveren hatta sendika
Sendikanın buradaki duruşu da uzun yıllar işçinin
hafızasından silinmeyecek!
***
Hayvancılığımız da tekelleşti!
Önceki gün yolumuz düştü, Haymana nın köylerini görme
fırsatımız oldu. Gerçi ortada köy kalmadı hepsi mahalle oldu
Eski adıyla Esenköy, yeni adıyla Esenköy mahallesi Çok
geniş meralar var, her taraf yemyeşil. Hayvancılık için her şey müsait. Ancak
ne gariptir bu meraların üzerinde tek bir hayvan göremiyorsunuz. Oysa köy
sakinlerinin anlattıklarına göre geçmişte bu meralar hayvandan geçilmiyormuş.
Bu meraların halini gördükten sonra ister istemez
aklımıza hükümetin uyguladığı tarım ve hayvancılık politikaları geliyor.
Tarım Bakanlığı nın hayvancılık verilerine bakılacak
olursa Türkiye de hayvan sayısı arttı.
Hayvancılığı kalkındırmak için her türlü destek
veriliyor.
Ancak gelin görün ki meralar bomboş
Buradaki tezatlığın tek bir açıklaması olabilir
Artık Türkiye de her şey tekelleştiği gibi, tarımımız,
hayvancılığımız da tekelleşti!
Küçük üreticiyi tamamen bitirdik, köyünden toprağından
kopardık.
Tarım ve hayvancılığımızı da büyük sermaye gruplarına
teslim ettik.
Dün köyünde ürettiği ile mutlu bir şekilde yaşayan
insanlar da bugün büyük şehirlerde asgari ücretle iş bulmanın, geçinmenin
derdine düştü!
***
Kamuoyu bu soruların cevabını bekliyor!
Tarım Bakanlığı, tohum konusunda üç maymunu oynamaya
devam ediyor. Geçen hafta dikkat çekmeye çalıştığımız; İthalatçı Başkan ,
Gizemli 17 li ve Tohum ihracatındaki yabancı bağımlılığına karşı Bakanlıktan
tek bir cümle açıklama gelmedi. Sayın Bakan, hukuk müşavirleri üzerinden her
konuda gazetemize açıklama gönderirken burada neden sessiz kalmayı tercih
ediyor Milli tohumculuk sektörüne ithalatçı bir ismin başkanlık yapmasını
nasıl değerlendiriyor 17 tane yabancı tohum firması milli tohumculuk
sektörünün ne kadarına hakim Ve ithalatçı başkanın distribütörlük yaptığı
Hollandalı küresel tohum firmasının Yahudi sermayesi ile bir alakası var mıdır
Sayın Bakan, kamuoyu sizden bu soruların cevabını
bekliyor
Sessiz kalmayalım lütfen!